Payımıza Acı Düştü

Sevgili Elif,

“Ey kalem, ne çok yazdın. Bazen acı bir kahvenin köpüğünü tutturmak kadar zor oldu iki harfi hecelemen, aynı cümle içinde bile bir harfin diğerini tutmadı. Bazen için öyle yandı ki tutmak istediklerini bile kendine saklayamadın.” diyen yazar, kalemi bir sırdaş bilmiştir. Sen de öyle bil.

Payımıza acı düştü. Yudumladık. Pay edenin kim olduğunu biliyorduk. Hep sevinç düşmez ya insanın hissesine. İlahi fermanda bildirilmişti: “Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz.” (2/286) Bize düşen, bir güzel sabır şimdi. Kazanma kuşağında kaybedenlerden eylemesin Rabbim!

Elif, elif gibi dimdik durmayı öğrenir bir gün. “Kahrın da hoş, lütfun da hoş” inceliğine erer. Yağmur sonralarının aydınlığına uyanır gibi aydınlanır hayat. Ne güzel aydınlıktır, ışıldar tabiat, ışıklanır ruhumuz. Gören göze selam olsun.

Uzak yolculukların bitmez hazırlıkları gibi yorucu başladı satırlar. Okuyan kansın diye kanar anlatıcı. Kaç yıl geçse kıvamını bulur sence yazı? Kaç zaman sonra demlenir? Tavsiyemdir, vakti gelmeden karıştırma yıllıkları. Tozunu alma. Erken doldurulmuş bir çay gibi çiğlik kokmasın düşünceler. Hem yıllıklar niye var ki? Birkaç güzel cümlenin emanet edileceği kutsal defterler olmanın ötesinde niye var ki? Hatıraları yaşatacakmış. Ne masal şey! Kaç kez kapısı çalınacak sence? Bütün iyi niyetlerimi koyup cümlelerin içine, ben cevap vereyim istersen: Yılda bir (belki). Bu kadar az ziyaret edilecek bir nesneyken bu kadar çok kıymet verilmesi nedendir bilemem.

Başkaları bunu da okudu:  Sabahın Hüznünü Bekleme

Sen, ben, o, hepimiz biliyoruz ki güzel cümlelerimiz var bizim. Başkalarının da duymasını, okumasını istediğimiz. Dilin yapmacıklığından korkup kalemin samimiyetiyle anlatmak istediğimiz. Bu nedenle yazılır, yazılanlar birikir, biriktirilir, yıllık olur.

Ve efsunlu bir kelimedir yıllık. Daha ortaya çıkmadan eser, adıyla birlikte eskir. Yılları hızla eskitir. Söyler misin bana, okul hatıralarını yaşatsın diye hazırlanan bir yıllık, kaç yıllıktır? Aslında hazirana varmadan, mezun olmanın adıdır yıllık. Ah haziran!

Sen boş ver haziranları. Eylüller güzeldir. Bir kez daha sizinle vuslatı getirmeyecek olsa bile güzeldir. Sen gelmesen, siz gelmeseniz de bir gelen olur. Her vuslat bir yarayı kapatır elbet. Bundandır eylül-haziran döngüsünde bizim eylüllere vuruluşumuz.

Artık eylüllerde kapımızı çalmayacak olsan bile takvimler bu güzel aya, bu hüzünlü aya, demem o ki eylüle geldiğinde yıllığını açar, bu yazıyı okursan biz seni gelmiş sayarız.

Unutma, mevsim güz, aylardan eylül olunca… “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.”

 

Abone ol
Bildir
guest
2 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Emre Bektaş
5 Ocak 2017 11.32

Kaleminize,yüreğinize sağlık. Kalem dili olmayan ama ne anlatsan dinleyen sadık bir dinleyici. İnsanlar gibi değil. Üstelik ne anlatsan kaydetmeye meyilli. Sevgilerimle 🙂

2
0
Burada herkesin fikrine saygı duyulur. Bir yorum yazmaya ne dersin!x
()
x