Hasan Hüseyin Korkmazgil’in Bestelenmiş Şiirleri

You are currently viewing Hasan Hüseyin Korkmazgil’in Bestelenmiş Şiirleri

“Acı çekmek özgürlükse / özgürdük ikimiz de” dizelerini duymayanınız yoktur. Ahmet Kaya’nın büyülü sesinden kim bilir kaç kez dinlediniz bu güzel şarkıyı, kaç acıya meze yaptınız. Sadece bu dizeler değil tabi. Bazen “yaprak döker bir yanımız / bir yanımız bahar bahçe” dediniz acıyı bal eylerken, bazen de “kör olasın demiyorum/ kör olma da / gör beni” diyerek sitemler dolandı dilinize. Bu güzel dizelerin ardında hep aynı şair vardı: Hasan Hüseyin Korkmazgil.

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bestelenmiş şiirlerini bir araya getirirken, tahmin ettiğimden daha fazla şiirle karşılaştım. Ahmet Kaya ile özdeşleşmiş şiirlerinin dışında şiir olarak bildiğim, okuduğum ama bestesini hiç duymadığım dizeler çıktı karşıma. Sadece Korkmazgil’in değil, daha pek çok şairin bestelenmiş şiirleriyle karşılaşıyorum her yeni yazıda.

Doğrusunu söylemek gerekirse bestelenmiş şiirler antolojisi için verdiğim emek tek kişilik bir çalışmanın sınırlarını epey aştı. İnternette o kadar çok yanlış bilgi var ki bunların içinde en sağlıklı bilgiye ulaşmak bazen saatler alabiliyor. Mesela şairin Amenna şiirinin son bölümü internette “öyle bir yerdeyim ki” başlığı ile şiir olarak dolaşıyor. Neden? Çünkü Ahmet Kaya’nın böyle bir şarkısı var. Oysa Ahmet Kaya, Amenna şiirini iki şarkı olarak bestelemiştir. Bu tarz hatalı bilgileri düzeltmek de bana kalıyor hep. Kıymetimi bilin. 🙂

Bir çalma listesiyle birlikte paylaşıyorum her zaman olduğu gibi. Şiirleri abecesel yapınca çalma listesi karışık hâliyle kaldı. O kadarlık kusur da olsun değil mi?

. Acılara Tutunmak

Ahmet Kaya (Acılara Tutunmak)

acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimiz de
o yuvasız çalıkuşu
bense kafeste kanarya
o dolaşmış daldan dala
savurmuş yüreğini
ben bölmüşüm yüreğimi
başkaldıran dizelere

kavuşmak özgürlükse
özgürdük ikimiz de
elleri çığlık çığlık
yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde

aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye birşey vardı
sevmek diye birşey yokmuş
acılardan artakalan
işte bu bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde

acı çektim günlerce
acı çektim susarak
şu kısacık konuklukta
deprem kargaşasında
yaşadım birkaç bin yıl
acılara tutunarak
acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimizde

. Acıyı Bal Eyledik

Selda Bağcan (Acıyı Bal Eyledik)
Hasret Gültekin (Acıyı Bal Eyledik)
Grup Merhaba (Acıyı Bal Eyledik)
Rahmi Saltuk  (Acıyı Bal Eyledik)

“pir sultan ölür dirilir”

bak şu bebelerin güzelliğine
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde

kör olasın demiyorum
kör olma da
gör beni

damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrulusunu
ya nasıl kıyarız insana

sen olmasan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
işsiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne

kahrolasın demiyorum
kahrolma da
gör beni

kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne

ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne

ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu

kör olsanı demiyorum
kör olma da
gör beni

. Âmenna1

Ahmet Kaya (Amenna)
Ahmet Kaya (Öyle Bir Yerdeyim ki)

‘Yaşayanlar bir gün ölür’
elbette
ağaçlarla
balıklarla
kuşlarla ben
âmenna

‘ağlayanlar bir gün güler’
elbette
uyanmakla
anlamakla
bilmekle ben
âmenna

‘kısa çöp uzun çöpten hakkını alır’
elbette
direnmekle
kurtulmakla
barışla ben
âmenna

öyle bir yerdeyim ki
ne karanfil
ne kurbağa
öyle bir yerdeyim ki
biryanım maviyosun
dalgalanır sularda
biryanım çocuk parkı
çığlık çığlığa
öyle bir yerdeyim ki
anam gider allah allah
dölüm düşmüş sokağa

dostum dostum güzel dostum
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker biryanımız
bir yanımız bahar bahçe

. Bahar Gözlüm

Ali Ekber Eren (Bahar Gözlüm)

Ben derdimi hangi dağa
Yüreğimi hangi suya diyemiyorum
Sen benimsin bahar gözlüm
Yarınlar da ikimizin yürüyoruz
Turnalar oy sevdiğim oy
Sen benimsin bahar gözlüm
Yarınlar da ikimizin yürüyoruz

. Ben Sevdim Güzelleşti

Metin Karataş (Ben Sevdim Güzelleşti)

Sabah güneşi doğmuş
Kırmızı boyalı konaklara
Yar bizi davet etmiş
Elmalı yanaklara

Su akar ince ince
Suya yıldız deyince
Dut mu yedin sevdiğim
Dudakların ballıca

Kara baktım gürleşti
Çaya baktım selleşti
Kara kuru bir kızdı
Ben sevdim güzelleşti

. Berivan

Grup Yorum (Berivan)

döşümüze ölüm basmış kardeşler
karanlık da yağar canlar üstüne
zincir sesleriyle sızlar bilekler
gülerken bildiğim ağlar üstüne

kucakta kucakta kalmış ölüler
doğmadan gidenler haykıran gözler
karanlıkta kana bulanan yüzler
gözler göçtü parelendi ciğerler

dağlara çıkam dedim
dosta ulaşam dedim
dost ben senin derdinden
dağlara mekan dedim

. Borçlu

Grup Yorum (Borçlusun)

Erik çiçek açmış da bahçenin kıyısında
Sen ona hiç bakmadan geçmişsen oracıktan
Leylek dansa durmuş da bacanın tepesinde
O baharlım laklakını durup dinlememişsen
Şakır şakır bir tren bir gece köprüsünden
Islıkla dalmamışsan gurbet türkülerine
Akasya mor akasya ak akasya sarı sarı sarkmış da bahar mavilerinden
Yaşamak ne güzel şey diye ağlamamışsan
Çocuklar birdirbir oynuyorlar da çöplük arsada
Dikilip yanıbaşlarına göğüs geçirmemişsen
Yanından geçip gitmiş de çilekçinin arabası
Kaçtan veriyorsun hemşerim diye yutkunmamışsan
İskelenin tepesinden türkü döken gurbetçi gence
Varolasın koçum benim diye el sallamamışsan
Bahar dalı gömleğiyle utangaç bir uçurtma
Bu ne şıklık delikanlım diye laf atmamışsan
Ve çapkınca bakmamışsan
Göğsü domur domur yeniyetmeye
Sesi bambam
Sesi ramazan topu
Kendini herkül sanan delikanlıyı
Yaştaşınmışcasına süzüp selamlamamışsan
Öpmemişsen gözlerine bakıp duran bir gözleri şenlikliyi
Yaşama itmemişsen iter gibi denize
Girmemişsen koluna bir yıkılmışın
Yalanla da olsa avutmamışsan umutsuzu
Su diyene bir avuç su
Bir yaralı parmağa işememişsen
Kolay gelsin dememişsen taş kıranlara
Günaydınsız bırakmışsan bahçe bezeyenleri
Eğilip koklamamışsan çitten gülen çiçeği
Bayram bayram donanmamışsan
Sevinciyle dostlarının
Acısını dostlarının
Yüreğinde duymamışsan
Kapı kapı dolaşmamışsan iş dilenerek
İşsizliğe düşmemişsen hakkım dedikçe
Ve bayraklı pankartlı yürüyüşlere
Halaylı horonlu grev şenliklerine
Katılmayı aşk gibi duymamışsan şuranda
Ağrın ağrım
Acın acım
Dememişsen insan kardeşlerine
Ve dilinin en görkemli
Ve dilinin bando-davul sövgülerini
Sıralayıp sallamamışsan deyyuslar saltanatına
Hangi yaşta olursan ol
Kardeşim
Kaptırıp gönlünü sevda fırtınasına
Evin yolunu şaşırmamışsan
Sende iş yok be kardeşim
Sen artık hapı yutmuşsun
Borçlusun sen ağaçlara kuşlara
Borçlusun sen trenlere otobüslere
Yağan kara esen yele borçlusun
Borçlusun sen herşeye
Gözdeki ışıltıya
Alındaki çizgiye
Eldeki şaşkınlığa
Borçlusun herşeye
Kardeşim
Yaşamın kendisine

. Duraktaki Işık2

Düşbaz (Güzel Günler)

gelişimiz götü mumlu mektupla olmadı bu dünyaya
gidişimiz bando davul olmayacak elbet
geldik
açmasa olmıyacak çiçekler gibi
direndik
zincirini çürüten mahkumlar gibi
bekledik
biryerlerden çıkıp gelecek diye
gelecek de gözyaşımız dinecek diye
kirimiz pasımız yunacak diye
karnımız adam gibi doyacak diye
haksızın damına koyacak diye

gelmedin ulan
gelmedin ulan
gelmedin
gardiyan ettin bizi bu gecelere

yavrum
hasan hüseyin
övünmeyi şişinmeyi biryana bırak
neyini tattın oğlum
neresine dokundun şu ellerinle
tamam oldu mu ağzın
burnun tamam oldu mu
tamam mı kulakların
doydu mu biryerlerin
yavrum
hasan hüseyin
öptün mü güzel oğlum, güzel güzel kızları ağızlarından
okşadın mı has bahçede harika memelerini
içtin mi içkilerin heyheylisini
yıldızları topladığın oldu mu geceleri
gemilere bindin mi oğlum hasan hüseyin
uçaklara bindin mi
füzelere bindin mi
nusaybin’i geçtin mi oğlum hasan hüseyin
övünmeyi şişinmeyi biryana bırak
kaç kundura kaç gömlek
kaç ekmek kaç sigara
bir çubuk sazan balığı ölü çaylardan
ve bir deli dilenci öğle ezanlarında

ne senet verdi kimse bize
ne de bastık sözleşmeye kalıbımızı
ey feşmekan oğlu falan feştekiz
kalacaksın şu kadar yıl
yapacaksın şunu bunu
yiyeceksin şunu şunu
göreceksin onu bunu
sonra da ey benim canım efendim
yaprak düşer gibi daldan
ey feşmekan oğlu falan feştekiz

geldik
hemen gidecek gibi
kaldık
bir şey diyecek gibi
dedik mi demedik mi
zincirde yatanlardan
yatacaklardan belli

öyle bir kargaşada açtık ki gözlerimizi
soygun çalar vurgun oynar
otuzun tadı nedir
tadı nedir kırka merdiven dayamanın
meyvalardan neye benzer elliden öte
kaç beş köşelidir yetmişbeşlerde dünya
seksende ne görünür kadın bacakları insanın gözüne
seksenden öte giden yolda ne yandan doğar güneş
öpüşmek tuzlu mudur ekşi midir kekre midir yoksa
belalı bir uçurum mu dönüp geriye bakmak
ne soracak vakit bulduk
ne de bir söyleyen çıktı
yaşadık yetmiş yaşın bütün sığlıklarını daha onbeşimizde

yaşadık otuzbeşte onbeşin
o buğulu
o bulanık
o delicoş düşlerini
uzandıkça uzaklaştı bizden o yüklü dallar
kıyılar kaçtı ellerimizden biz çırpındıkça
bir yer ki medet umar insan ölümden
çek ipini öylesi yaşamanın
yüz yıl da yaşasan değmez bir boka
bin yıl yaşasan
arkası boş

belki de en güzeli
en yiğitçesi
denize dalar gibi dalmak kavgaya
anılarda yaşamak

alın ulan kavat oğlu kavatlar
alın ulan deyyus oğlu deyyuslar
alın da düşün yola

. El Kapıları

Ruhi Su (El Kapıları)

Ay doğar bedir bedir
Yel eser ılgıt ılgıt
Sırıtır sıram sıram el kapıları
El kapıları da kölelik kapıları
Kul olur yiğit! Kul olur yiğit!

Ay doğar hilal hilal
Gün doğar devrim devrim
Yıkılır sıram sıram el kapıları
El kapıları da kölelik kapıları
Kurtulur yiğit! Kurtulur yiğit!

. Filizkıran Fırtınası

Sabahattin Sel (Filizkıran Fırtınası)

gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
evler yemen türküsü
sokaklar seferberlik
öyle bir gariplik ki
öyle bir tedirginlik
yaz başında güz sonrası

ayvalar çiçekteydi
güller daha tomurcuk
açıl demişti güneş
açılmıştı kıraçta kış elmaları
çözül demişti güneş
çözülmüştü yılanlar karanlık odalarında
dallarda yuvalar tüy kokuyordu
düğünçiçekleri şenlikli

gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
ne dal kaldı ne tomurcuk
yerden yere çaldı otları ağaçları
insan yüzlü bir korkuluk
üşüdüm dünyalarca
baskın yemiş bir kent gibi üşüdüm
sergen etti filizleri sapsarı bir karanlık
bahardan kışa düştüm

acılı günler gördüm
sığdıramam bir tek günü bir koca yıla
geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında
nice baharları kışlara gömdüm
uzak düştüm yelinden yelvesinden acılı yurdun
uzak düştüm umudundan mutundan
yomundan uzak düştüm
bunaltının böylesini görmedim

severim fırtınanın her türlüsünü
ormanlar uğultulu sular dalgalı
severim filizkıran fırtınası’nı
kırıp kanatmıyorsa sevincin türküsünü
nerde benim baharım
dalım yaprağım nerde
gece çökmüş üstüne kerpiçsel yalnızlığın
sanki kaplan pençesinde bir manda böğürtüsü
ne kuş kalmış ne çiçek
ne kırmızı ne yeşil
sapsarı karanlıkta yerler bahar ölüsü

. Güzel Günler

Ahmet Kaya (Güzel Günler)

Dalgındım dağlar gibi
Türkülüydüm çınar çınar
Ne kızarıp giden sarı
Ne kızarıp gelen yeşil
Dikilmiş dikmeninde
Hoşçakal köprüsünün
Tam da mendil sallıyordum güzel günlere

Güzel günler güzel günler hey güzel günler
Gözlerinde gidenimin hey güzel günler
Güzel günler güzel günler hey güzel günler
Ellerinde gelenimin hey güzel günler

Balık attım olta tuttum
Yaşadım gençliğimi
Masal oldu çocukluğum
Gençliğim bahar seli
Ve bir akşam birdenbire
Bir bulvar otelinde
İnce bir dal değdi alnıma
Koptu sazımın teli

Güzel günler güzel günler hey güzel günler
Gidenimin gözlerinde hey güzel günler
Güzel günler güzel günler hey güzel günler
Ellerinde gelenimin hey güzel günler

Güzel günler güzel günler hey güzel günler
Gözlerinde gidenimin hey güzel günler
Heey günler hey hey günler hey güzel günler
Ellerinde gelenimin hey güzel günler
Heey günler hey hey günler hey güzel günler
Gözlerinde gidenimin hey güzel günler…

. Halay Havası

Ahmet Kaya (Halay Havası)

Gökte bulut yerde kar
Seçilmez olmuş dağlar
Ne bir ses ne bir ışık
Oy lili oy lili oy lili
Ağamsın sen
Paşamsın sen karanlık
Namlular ışıtmaz geceyi oy lili

Çevirdiler gece vakti
Dağların gecesiydi
Aslan gibi bir yiğit
Oy lili oy lili oy lili
Ağamsın sen
Paşamsın sen karanlık
Kelepçe ışıtmaz geceyi oy lili

Vurun beni kemik kemik
Sökün beni tırnak tırnak
Deri deri yüzün beni
Oy lili oy lili oy lili
Aslan gibi bir yiğit
Sevdası da sevda ha
Ne bir ses ne bir ışık
Ağamsın sen
Paşamsın karanlık
İşkence ışıtmaz geceyi oy lili

Oy lili hayran sana
Yarınlar bayram sana
Karalığın devleri cüceleri
Aydınlığın oy lili oy lili
Gel sallana sallana bir oyana bir bu yana
Çocukça düşe kalka derlenip toparlana
Oy lili oy lili

. Halkça

Düşbaz (Halkça)

Tarlaya pancar ekerim
Yaz boyunca ter dökerim
Çayı şekersiz içerim
Hani benim şekerim

Bağlara çubuk dikerim
Çubuktan üzüm keserim
Üzümden şıra süzerim
Hani benim pekmezim

Güneşe pamuk atarım
Çapada çıplak yatarım
Bulutu balyalarım
Hani benim göğneyim

Cehenneme ben inerim
Kömürü de ben sökerim
Kara kışta titrerim
Hani benim kömürüm

Yeter artık yeter be
Bu rezillik yeter be
Bu iş burada biter be
Gelsin benim de günüm

. Haramiler

Ahmet Kaya (Haramiler)

Yel eser yücelerden
Türküler hecelerden
Göz değil yaylım ateş
Sürmesi gecelerden

Olta attım ipi yok
Balta tuttum sapı yok
Nere gitmiş bu evler
Pencere var kapı yok.

Oy bahçeler bahçeler
Bahçede kuzu meler
Vura vura götürdü
Yavrumu haramiler

Gelen gitti gelen gitti
Ağlayan gülen gitti
Yerle yeri toprak bozuk
Gül ektim diken bitti

Soba kurdum tütüyor
Tütün gül tütüyor
Düştü düşman nalına
Taş zindanda yatıyor

. Haziranda Ölmek Zor

Grup Yorum (Haziranda Ölmek Zor)

orhan kemal’in güzel anısına

işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak

sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur

çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri

asacaklar aydemir’i
asacaklar gürcan’ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi

asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!

sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı

işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak

ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n’eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?

kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet! »

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?

«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet’in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara

nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?

yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran ’63’ü

bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

. İçeride

Suavi (İçeride)

Fırtınadır savurur yaprakları
Kımıldamaz taş
Acıdır alıp götürür kimini
Kimine kör yavaş yavaş

Ne içerdekiler yiğit
Ne dışardakiler korkak
Bir avuç buğdaydık
Şunun şurasında bacanak

Yel götürdü kimimizi
Kimimizi börtü böcek
Un olduk kimimiz
Değirmenlerde un olduk
Kimimiz fırında ekmek
Savrulduk tohum diye
Aç yazılara

Yedi toprak yedi
Yedi toprak yedi

Bakmazmısın şu doğanın yasalarına
Görmezmisin bahçevanın gözyaşlarını
Baharda gelen ayaz
Dokunmaz kart dallara
Kavurur fidanları
Kavurur fidanları

Fırtınadır savurur yaprakları
Kımıldamaz taş
Acıdır alıp götürür kimini
Kimine kör yavaş yavaş

Ne içerdekiler yiğit
Ne dışardakiler korkak
Bir avuç buğdaydık
Şunun şurasında bacanak

Yel götürdü kimimizi
Kimimizi börtü böcek
Un olduk kimimiz
Değirmenlerde un olduk
Kimimiz fırında ekmek
Savrulduk tohum diye
Aç yazılara

Yedi toprak yedi
Yedi toprak yedi

Bakmaz mısın şu doğanın yasalarına
Görmez misin bahçevanın gözyaşlarını
Baharda gelen ayaz
Dokunmaz kart dallara
Kavurur fidanları
Kavurur fidanları

. İnsan Pazarı

Grup Yorum (İnsan Pazarı)

gondulardan gelmişik
açlık nedir bilmişik
aman ağbey yaman ağbey
gör bizi

sabahın seherinde sıcak yataktan
kopmuşuk da gelmişik bu güvenpark’a
gelmişik de birikmişik bu güvenpark’ta
‘angara angara güzel angara’
aman ağbey yaman ağbey
gör bizi

çorum’lardan suvas’lardan oluruk
çangırı’dan ezirgan’dan gelirik
gırşeher’den yozgat’tanık vallaha
anşe’lerik fatma’larık gülüzar’larık
güllü’lerik hatçe’lerik ağbeyim
açlık nedir bilirik
hele sen bir al bizi
hele sen bir olur de
biz her işi görürük

cam silerik parıl parıl
halı kilim silkerik
ağartırık gap-gacağı
aş da yaparık
çamaşır dikiş nakış
yatak da gabartırık
süpürürük tertemiz
gül-gülüstan ederik
bakma öyle kibir kibir ağbeyim
bakma öyle horgörük
hele sen bir olur de
hele sen bir al bizi
hele sen bir goku sür
sultan olur sekerik
açlığın dini olmaz ağbeyim
yoksulluğun vatanı
kör olasın gahpe devran
biz açlığı bilirik

güvenpark’ta bir anıt var
gördün mü
aha böyle yamrı yumru bir daşdan
bildin mi
yazıyo ki o anıtta ağbeyim
‘övün çalış güven türk’
garga bokun yememiş
it deşmemiş çöplüğü
biz gelirik gondulardan ağbeyim
aha orda bekleşirik
beklerik ki gelsinler
bizi ordan alsınlar
yap desinler aha şunu
yap desinler aha bunu
üşenmezik erinmezik
biz her işi görürük
yeter ki gelsin epmek
yeter ki brakmasın bu can bu teni

türkük diye övünüyok ağbeyim
açlık türkü bilmiyo ki
varak diyok iş üstüne
çağır çağır gelmiyo ki
çalışsak da güvensek da ağbeyim
övünsek da olma mı
anam sayrı üç yıldır
babam işsiz ağbeyim
gardaşlarım daha güççük
daha suçsuz ağbeyim
birileri gelse de alsa ya beni
yuğsam da arıtsam ya kirlilerini

dersim’lerden suvas’lardan oluruk
gıtlıklardan gıyımlardan gelirik
erinmezik üşenmezik ağbeyim
biz açlığı bilirik
güvenpark’ta o anıta
selam saygı ederik

. Kandan Kına Yakılır mı?

Grup Ekin (Kandan Kına Yakılır mı?)
Grup Dinmeyen (Kandan Kına)

Vurma dedim vurulursun
Kandan kına yakan var mı
Kandan kına bre yezit
Yakınıp da onan var mı
Sen yarını ne sanırsın
Yarın vuran bre yezit
Bu dünyada barınır mı

Nasıl kıydın şu sabaha
Ürkmedi mi ellerin
Ellerin bre yezit
Ekmekten korkmadı mı
Nasıl kıydın şu insana
Kolların bre yezit
Kırılıp sarkmadı mı

Kanlı el kanlı ekmek
Sofra değil leş başı bu
Sofra değil bre yezit
Sardı dünyayı kokusu
Sevmek ağlamak gülmek
Hakkın değil bre yezit
Seninki kahpe korkusu

akrep desem yılan küser
yılan desem sırtlan kızar
soyun sopun bre yezit
bu susar o susar
susmaların bre yezit
elbette ki bir sonu var

Nasıl kıydın şu güzele
Yok mu senin sevenin
Sevenin bre yezit
Şu dünyada tek sevenin
Nasıl kıydın şu cana
Sevilenin bre yezit
Sevilenin yok mu senin

Yaratanım dünya dünya
Yaşatmaktan bıkılır mı
Kan dökerek bre yezit
El içine çıkılır mı
Nasıl kıydın şu yarına
Kandan kına bre yezit
Kandan kına yakılır mı

. Kerbelâ Uzak Değil

Grup Yorum (Munzur Dağları)

pîr sultan’ım eydür yezitler gamda
horasan erleri urum’da şam’da
biz de mihman olduk bir ayn-i cemde
doyup kanamadık hallerinize

nezaman boynuma gitse elim
büyür kerbelâ’m
nezaman kana değse gözlerim
kerbelâ’da bir akşam

bir uzun havadır munzur
mor bir katar gibi düzülüp gider
saz çalar akşamları pîr sultan göçmenleri
gönlümün terazisi bozulup gider
koca fırat vura vura başını
hey fırat
fırat fırat
benim anam döve döve döşünü
kerbelâ uzak değil
ağlama sen

ben de silah çattım munzur eteklerinde
yıldızlara uludum yalnızlığın fıratçasından
gözleri nasıl da gözlerimdi hoooooy
ağrıda benden öte
bir munzur
bir fırat
ve bir gelincik
üçü de erzincanlı
üçü de üçgüzeller
gibi şuramda
ben de kulaç attım dedemlik tosbağalarla
kıyıları gelincikli fırat’ta
fırat fırat
hey fırat
insan nasıl allahsarmış gördüm o yalnızlığı
yaşadım allahsamayı bütün boyutlarıyla
kerbelâ uzak değil
ağlama sen

uzak geldim
seferberlik seferberlik çığrışır ayaklarım
başımdır dolaşır elden ele hergün şam’larda
yüreğimdir her seher bir ak güvercin
bu kaçıncı yezit
dostlar
bu kaçıncı muharrem
ben gözüme sürme değil kerbelâ çektim
ağlama sen
‘ağlama gözlerim mevlâ kerimdir’
ben bilirim o mevlâyı
mevlâ bizimdir
taze karpuz kokusu
bu benim kanım
dostlar, yüzleriniz neden böyle kuytu gülleri
yüzleriniz bir avuç su
a dostlar
fırat fırat
hey fırat
neyleyim ben suyunu
yangınım kaç bin fırat
çilem kaç bin cehennem
hergünüm bir kerbelâ

bakın hele
bakın şu soyukahpelilere
sabahın seherini haram etmişler bana
kaygulu geceleri vatan etmişler bana
fırat fırat
hey fırat
fırat’ı, dost fırat’ı
düşman etmişler bana
nezaman bir ak güvercin konsa dalıma
ak boynundan kanlar sızsa boynuma
nezaman tuza batsam fırat kıyılarında
yezitler doldursa akşamlarımı
dolaşır kesik başım şam’larda
ürkerim büyük tutsaklığımdan

yavrum, mazlum bakışlım, niye akşamız
niye böyle
binicisiz at gibi
göçün ucu saplandı karanlığa
göçün ardı görünürde yok
kim geçmiş bu dağlar kargaşasını
kar kokmuş güneş kokmuş türküsü kimin
kim dökülmüş kızılırmak’lara binlerle

bakarım biryanıma
derim yüzülür
bakarım biryanıma
etim kıyılır
sallanır ak bedenim yağmurda yaşta
urganı boynunda dedem görünür
tutuşmuş ali kuzularının ak çadırları
aşar gelir çığlıkları anacıkların
adımın arkasında
taptaze yaram görünür

Bunu da okumalısın:  Nazım Hikmet Ran'ın Bestelenmiş Şiirleri

kerbelâ aşkım benim
umudum öfkem açlığım
kalabalık yalnızlığım
çocuk saflığım benim
fırat fırat
hey fırat
muhanete muhtaçlığım
kerbelâ benim

onlar hep yezit’tiler
ben hep hüseyin
onlar çöle akar gibi akıp gittiler
ben geldim buralara
fıratlaşarak
kerbelâ uzak değil
kerbelâ uzak değil
ben bilirim bu kavgayı
ağlama sen

. Kocabebek

Banu (Bu Demiri Ben Söktüm)

bu demir divriği dağlarından
ben söktüm ulan ben söktüm
bu namlu divriği demirinden
ben döktüm ulan ben döktüm
bu ak bileklerde bu kapkara kelepçe
ben dövdüm ulan ben dövdüm
şimdi kaysı çiçekleri tozutur geçer
şimdi şarap düşer kızgın bağlara
şimdi sevdiğimi alır giderler
güz oturur gözlerime dağlar uy!
varalım diyelim ki hey diyelim
nakışcana duralım korolarla diyelim
. hey diyelim hey
yıkılır bu düzmeceler yıkılır
köprüler kurulur aydınlıklara
gelir bir gün kaşla göz arasında
en gizli tomurcukların ucunda gelir
ekmeksiz evin yalnızlığında
kınasız parmakların bakışlarında
uykusuz gecelerin ardında gelir
gelir ulan gelir işte bal gibi gelir
halaylarla çıkalım korolarla duralım
. hey diyelim hey
bu namlu divriği dağlarından
bu candarma benim kapıbir komşum
bu türkü benim türküm çoğalır kanayarak
kelepçemin karasında bir ak güvercin
ustam kessin ellerimi benim çocuk ellerimi
. dağlar uy!
. uy dağlar!

. Koçero – Vatan Şiiri

Selda Bağcan (Koçero)

keklik serer palazını tenha kayalıklara
uçurur korkusunu
kara diken savurur tohumunu
kurtulur korkusundan
orda bir dağ
orda bir taş
bir pınar
dağ ardında
taş ardında
pınarlı bir kara mavzer
bıyıkları kartallıda
başı yağlıklı
durur dimdik
bakar dimdik
bakar barışlı
bir güvercin pır pır eder ucunda namlusunun
‘tutam yar elinden tutam
çıkam dağlara dağlara! ‘
koçero hep
durur orda
dağlarda

ben türkçe anlatamam
o Kürtçe anlatamaz
Farsça çıkmaz doruklara
koçero hep
durur orda
dağlarda

ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
şimdi siz
içebilir misiniz kendi sıcak kanınızı altun taslarda
geçirebilir misiniz şu yağlı ipi
kendi güzel ellerinizle
o güzel boynunuza
ve şakıyormuşçasına kafeste kanaryanız
bakıp bakıp zindanlı akşamlara
yudumlayabilir misiniz soğutulmuş içkinizi?

dolaşıyor akşam yelinin büyücü parmakları
Çankaya’nın genç irisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında
önce yaprak
sonra dal
sonra dallar ipil ipil
küme küme kavakları Çankaya sırtlarının
çalar gibi bir gizli piyanoda
sonsuzluğun şarkısını
ve saksıda soluk alan belki de bir camgüzeli
bir fesleğen
bir kaktüs
tutuşurken ormanlar oylum oylum
savrulurken kül ve kerpiç
rüzgarda!
ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
almış kanlı gömleğini nere gider bu türkü
sarınmış kıl şalvara
nerden gelir bu ağıt?

yığdım kitapları dağ dağ
çağırdım nemrutu karanlığıma
bir kucak yeşil yoncayla geldi nemrut
öptü ıslak gözlerini aç öküzümün

gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
imdatlara saldırmayın
basmayın düğmelere
yürekleri hoplatmayın
güzel beyler
hanımlar
zor ve çetin bir ağıttır koçero
bir gelin ağlar onu
ben ağlayamam
bıyıkları çengel çengel
bir kardaş ağlar
acılı bir bacı ağlar
bağrı yanık bir ana
ben ağlıyamam!
ince bir ay batar gider karadağın ardında
dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar
irkiltir bir gece kuşu
osmanlı karakollarının duvarlarını
bir elinde kanlı mendil
bir elinde kara mavzer
kimse bilmez nerde nasıl
taptaze bir
sımsıcak bir
gencecik bir ölüdür o
bir selamdır sımsıcak
varamamış dostuna
varamamış koçero
‘leb-i derya’ şu saltanat
şu konaklar şu saraylar şu köşkler
bu bereket bu bolluk
bu çılgınca hovardalık
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
kırk bin köyden birer kişi
göçüyor kırk bin kişi
kırk bin köyden onar kişi
göçüyor yarım milyon
ya ellişer yüzer kişi?
göçüyor milyon milyon
vatanda vatan
güzel beyler
hanımlar
kusuyor bütün köyler insanlarını
kusuyor kasabalar
baştanbaşa bütün ülke
kusuyor insanını!
bu eziklik
bu hırçınlık
güzel beyler
hanımlar
bu sınırsız tedirginlik
acaba nerede biter?
nasıl başlar acaba
şenlikli günleri bu toprakların?

bulacak bir gün elbet
yatağını bu nehir
durulup dinginleşecek
birgün elbet bu nehir
ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar
anacan sularında bu mutlu nehrin!

koçero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir
bir belirsiz karanlıktan
bir belirsiz karanlığa
irkilip uçmasıdır
bir dağ çekirgesinin
bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından
yamaçtan bir taşın yuvarlanması
bir pınarın durup durup akması
bir çift gözün karanlığa bakması
şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda
bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır
bir geyiktir koçero
sekerken taştan taşa kırılmış bilekleri
tırnakları kekik nane ve menekşe kokulu
tırnakları rüzgarlı
suçsuz bir geyik
avcılar yakalarsa mezedir eti
köpekler kovalarsa diş kirasıdır
bir okul piyesidir koçero
açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür
müsamere derler adına oralarda
kaymakamlı savcılı ve çavuşludur
biletlidir ve yoksullar yararınadır
festivaldir sosyetede
modada son buluşlar
en taze ilişkiler
gürültülü boşanmalar
gürültülü birleşmeler
hele bir de balesi ve operası
‘ey vatan’ aryası bir de
saygıdeğer prensesin saygıdeğer oynaşının
ardından telli sazlar
ardından yaylı sazlar
ardından vurmalılar
çekmeliler ve üfürmeliler
ardından ‘kuğu gölü’ ardından ‘fındık kıran’
hemencecik candarmalar
ve ardından ‘haydutlar’ı siller’in
köroğlu’nun narası:
‘yine de hey hey! ‘
ve ardından
çocukları gülmekten kırıp geçiren
çağdaş banka reklamları!
candarmalar geçirince kelepçeyi zinciri
bileklerine karıncanın
poz verince bir fukara karınca
en komprador basın aynalarına
aşka gelir kompütürler
aşka gelir telefonlar telsizler
ve doyum noktasına
sosyete ninni!
o zaman işte çelenk
o zaman işte tören
alkış
bando
ve rap rap
donanır bayraklarla bankalar sigortalar
ve uygunsuz işyerleri bilcümle
ve kadehler
kadehler ki ses verir yıldızlardan!

gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
koçero bir oyundur
yazılır
yazılır
bitmez
koçero bir oyundur
oynanır
oynanır
bitmez
vurur onu jandarma
vurur onu candarma
durmadan vurur
ama o bitmez
o hep durur öyle orda
bıyıkları kartallıda
göğsü çapraz fişeklikli
gözleri beş yaşında
kolları nuh nebi’den
bir elinde kanlı mendil
bir elinde kara mavzer
pır pır eder bir güvercin
ucunda namlusunun
o hep öyle durur orda
taş ardında
rüzgarda!

muhtara sorarsanız
bizim serseri veli
marabaya sorarsanız
işini bilmemiş deli
köylüye sorarsanız
ekmeksiz garibin teki
çocuklara sorarsanız
yüce dağlar aslanı aslan koçero
kimsesize sorarsanız
hükümet bilir onu
candarmaya sorarsanız
devletin dağlarda silah çatması
vurguncuya sorarsanız
yol kesici yağmacı
soyguncuya sorarsanız
devletin acizliği
sağcıya sorarsanız
siktiret pezevengi
solcuya sorarsanız
‘ferman padişahın dağlar bizimdir’
İstanbullu inanır ki
boğazda kaşalottur
Ankaralı sanır ki
temele dinamittir
İzmirlinin düşlerinde
şaşkın köpek balığı
Antalyalı her gece
gergedan görür düşünde
Erzurum’da kol başıdır
Erzincan’da deli daysak
pir sultan yoldaşıdır Sivas’ta
bir ‘kılıcı kanlı’ Van’da
Mardin’de bir
gözü kanlı kaçakçı
ah koçero
vah koçero
koçero eyvah!

gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
patron gazetelerinde yüksek tirajdır koçero
hükümet programlarında bir ‘nakl-i yekun’
kapitalist dış basında nobel’lik bir roman
politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi
diplomata sorarsanız
turistik bir serüven
kaymakama sorarsanız
‘ahval-i adiye’den
sosyeteye sorarsanız
eğlenceli bir briç
sorarsanız bezirgan filimciye
gişelik bir senaryo
sorarsanız bürokrata
Atatürk’ün gardrobuna
tükürmüş biri
hümaniste sorarsanız
Fransızca bilmeyen
montenyi’den anlamayan
mitologya tragedya
hümanizma helenizma
hiçbirinden çakmayan
bir yörüktür koçero!
ne anlar rönesanstan
ne anlar restorasyondan?
bir bazlama
bir uçkur
üç telli bir zımbırtıdır koçero!
sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın
demokratik tragedyayı uçuklatmanın
sanki sırası mıydı!

müfrezeler yürümüş dağ dağ
ve dere dere
kesmiş geçitleri korkunun silahları
bir tükenmez sermayedir koçero
haksız yönetimlere!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
koşturmayın şifreleri
telefonları
basar gibi tuz yarama
basmayın düğmelere
yürekleri hoplatmayın
güzel beyler
hanımlar
paralar girsin diyedir kalantor kasalara
toprak sömürülsün diyedir orta çağlarda
ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke
karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar
fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir
kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin
bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın
holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin
bu rüzgar böyle essin
bu değirmen böyle dönsün
bu çuvallar böyle dolsun diyedir
koçero’nun dağlarda medetsiz yalnızlığı!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
yeni değil bu hikaye
bu oyun eski oyun!
ah koçero
vah koçero
koçero eyvah!

bir akşam birdenbire bir can çıkar dağlara
bin kardaş bin acı bin ana
bin kerpiç bin harman bin açlık
bin yenge bin emmi bin dayı
bin zulüm bin acı ve bin karanlık
bir akşam birdenbire çıkar dağlara
bıyıkları terlememiş bin çocuk
bin aşık bin deli bin meczup
bin ekmeksiz bin işsiz bin suçsuz
kıl şalvar kurtlu çarık
naldöken mazı kıran derviş çatlatan
itburnu koyak gülü ahlat çalısı
bir akşam birdenbire çıkar dağlara
çökelekler yoğurtlar arpa bazlamaları
yalnayaklar gömleksizler dayanaksızlar
munzur’lar çilo’lar palandöken’ler
dersim’ler tunceli’ler bingöl’ler
tunceli’de mercan’lar ağrı bereketleri
tahtalı’lar toroslar ve binboğa’lar
bir akşam birdenbire çıkar dağlara

turistik bir gösteridir dağlara çıkmak
örneğin ağrı’lara
alpler’e sübhan’lara ant’lara
himalaya dağlarına derin asya’nın
klimancaro’nun tropik karlarına
turistik bir gösteridir dağlara çıkmak!
gel gör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
turistik diye göstermiyor dağları
turist diye vermiyor dağlara çıkanları
bir sürekli çıplaklıktır koçero
bir sürekli açlıktır
bir sürekli haksızlıktır koçero
bir sürekli itilmişlik
koçero bir vazgeçiştir
koçero bir ilgisizlik
bin yıllık yoldan gelir
üstü başı kan içinde
yorgun bir dilekçedir
bir arzuhal koçero
bir tanrı selamıdır
alınıp verilmemiş
görülmemiş bir hacettir koçero
çiğnenilip geçilmiş
ve sorulmamış
upuzun bir eyvahtır
upuzun bir pişmanlık
bir ünlemdir koçero
sığmaz okul kitaplarına
erzurum yaylasından
erzincan çukuruna
ve tecer dağlarından
harran cenderesine
bir uzun masaldır ki koçero
dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır
geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda
benek benek anlatılır
nakış nakış anlatılır
bıçak bıçak
kurşun kurşun
ve türkü türkü!
göğsü çapraz fişeklikli
bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir koçero
yatar türkülerde upuzun
ağıtlarda fidan fidan
koçero
bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına
bildirir divanına
şaşırtılmaz adaletin:
‘arkam sensin
kalam sensin
dağlar hey! ‘
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
koçero bir vatandır
yaşanılır boydan boya
koçero bir vatansızlık
bir dağlaşmış yalnızlıktır koçero
mavzerleşmiş bir haksızlık
yanıtsız bir dilekçe!
ben Türkçe anlatamam
o Kürtçe anlatamaz
Farsça çıkmaz doruklara!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
kan bulaşır ellerime
ben anlatamam!

. Nurhak

Hüsnü Arkan (Nurhak)

Dört bir yana haber salsam,
Öldü desem inanır mı?
Dağlar bana geri verin
Kadir’imi, Sinan’ımı…

Jandarma kurşunu çaldı,
Canımı tenimden aldı
Nurhak’a abide kaldı
Dağlar aldı selamımı…

Nurhak sana güneş doğmaz,
Uçan kuşlar yuva kurmaz
Dökülen kan, yerde kalmaz
Soracağız hesabını…

Böyle kalır sanma devran,
Yola devam eder kervan
Öldü Sinan, doğdu Sinan
Omuzladı silahını…

. Onlar İçin Her Şey Bitti

Grup Ekin (Onlar İçin Her Şey Bitti)

bitti
bitti
her şey bitti onlar için
anaları yoktur onların
kardeşleri yoktur
yavruları yoktur onların
aşkları özlemleri bekledikleri yoktur
kime diyecekler güzelim diye
kime diyecekler yiğidim diye
kime diyecekler gözümün nuru
ciğerimin köşesi
ömrümün varı diye
sarmak için değil artık bu kollar
bu dudaklar uzanamaz artık hiçbir alına
korkuyu kambur gibi taşıyacaklar sevgisiz bedenlerinde
korkarak içecekler bir bardak suyu
ölüme gider gibi varacaklar uykuya
taş taş dökülüp giden duvar
damla damla biten su
hiçbir şey kurtaramaz artık onları
onlar için her şey bitti
sabah yoktur onlar için
yağmur sonu yaz öğleleri
bozulmuş bağların hüznü
ve balıklı gülüşü kapalı denizlerin
ormanların soluyuşu
haykırışı inanmanın
kolkolalığın gücü
umudu kurtuluşun
yok
yok
her şey bitti onlar için
onlar için her şey bitti
su değil içtikleri artık onların
yedikleri ekmek değil
el değil sıktıkları
onlar için her şey bitti
bu törenler bu cayırtı
bu ipekler bu altınlar bu yaldız
bu koşum saltanatı
yalan yalan hepsi yalan
korkudur bayrakları
korkudur urubular gibi dönen tepelerinde
onlar için her şey bitti
her şey bitti onlar için
değil mi ki kırdılar bu fidanları
değil mi ki ağlattılar bu anaları
onlar için bitti her şey
ne bir tutunacak dal
ne bir dayanacak duvar
bir kara haberin ölü yankısıdır onlar gözlerimizde
demir parmaklıklar arkasından bakar gibi bakan gözlerimizde

. Şiddet

Ahmet Kaya (Şiddet)

Ya dinle, ya dinle, ya dinle ya dinle yada git
Bu şiddet olmazsa hiç olmaz,
Ya dinle ya git
Ya dinle ya dinle ya dinle ya dinle ya git
Bu şiddet olmazsa hiç olmaz
Ya dinle ya git
Ya dinle ya dinle ya dinle ya dinle yada git
Bu şiddet olmazsa hiç olmaz

Kokun burda rengin burda yüzümde saçlarımda
Kanım kanımda akıyor ey Bağdat biz hep sizleyiz

Ya dinle ya dinle ya dinle ya dinle ya da git
Bu şiddet olmazsa hiç olmazsa
Ya dinle ya git

Bağdatlım, emekçim,
Kardeşim ha, kardeşim ha
Tuttuğum zafer olsun hep böyle
Güzel kardeşim güzel Bağdatlım
Tuttuğum zafer olsun hep böyle

Ya şimdi, ya şimdi, ya şimdi ya hiç
Ya şimdi, ya şimdi, ya şimdi ya hiç

Gözüm kardeşim canım kardeşim
Benim kardeşim, benim kardeşim
Yarın geç olur, yarın geç olur,
tuttuğun zafer olsun hep böyle
Yarın geç olur, yarın geç olur,
tuttuğun zafer olsun hep böyle

Ya dinle ya dinle ya dinle ya dinle ya da git
Bu şiddet olmazsa hiç olmaz
Ya dinle ya git
Ya dinle ya dinle ya dinle ya dinle ya git
Bu şiddet olmazsa hiç olmaz
Ya dinle ya git

. Temmuz

Grup Baran & Onur Akın (Temmuz)

bir oğlum olacak adı temmuz
uykusuz
korkusuz
beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden proleter

bir oğlum olacak adı temmuz
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
bende bitmeyen kavga
onda yeniden başlayacak

bir oğlum olacak adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz
ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun
ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
temmuz gibi sıcak ve bereketli
temmuz gibi uçsuzbucaksız

bir oğlum olacak adı temmuz
dilinde en güzel sesi türkçemin
kulağı en yiğit şarkılarla delik
korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı
vivaldi’yi dinler gibi okuyup anlayacak
ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şaftalisine
ay’dan kendi sesini dinleyecek
vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle

ben ki yalınayak bastım kızgın dişlerine açlığın
iri bir çizme gibi balkanlar’a basarken faşizm
dağlarda silah atmayı sevdim
ben ki silah taşıdım gizli gizli
dünyanın bütün devrimlerine
boşuna dönmüyor bu rotatifler
boşuna bağırmıyor bu kara
boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı
anamın aksütü gibi biliyorum ki
doyumsuz günlere doğacak temmuz
doyumsuz günler görecek
hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi
hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça
beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz
ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler gibi günler
ama mutlaka

karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
ben direndim yorulmadım
o yorulup yıkılmayacak

. Turaç

Ahmet Kaya (Kadınlar)

Bakma turaç, bakma bana el gibi
Sen bu Çukurova’nın öz kuşu değil misin
Ben bu Çukurova’nın öz oğlu değil miyim
Bakma turaç, bakma bana el gibi.

Sivas’lardan inmedim mi kar sularıyla
Ekmek deyip sarmadım mı göçümü turaç
Bir tencere can aşını bölüşmedim mi
Bakma turaç, bakma bana el gibi.

Tunceli’den, Kırşehir’den, Van’dan, Bitlis’ten
Sürekavı yemişçene gelen kim olan
Açılmışsa Çukurova yediveren gül gibi
Bakma turaç, bakma bana el gibi.

Bu şeleği ben vurmadım bu gelinlere
Bu kızları ben yakmadım böyle ateşe
Sevdaları kara gece, kirpikleri güneşli
Bakma turaç, bakma bana el gibi.

Dağlara, dağlara, dağlara doğru
Çalı çırpı, sıla gurbet dağlara doğru
Sarı sıcak, ak cibinlik dağlara doğru
Ordu ordu çekip gider ay çiçekleri
Bakma turaç, bakma bana el gibi.

Üç etekli, ak puşulu, türkü bakışlı
Kadınlar yürüyor dağlara doğru
Gül kurusu, leylak moru dağlara doğru
Özlemler, acılar dağlara doğru
Sivaslı mı, Urfalı mı bilemem gayrı
Kadınlar, kadınlar dağlara doğru
Bilemezler avcının kim olduğunu
Sezmişler tüfeğin doğrultusunu
Kadınlar, kadınlar dağlara doğru
Acılarlı, umutlarlı bütün bir Anadolu
Bu sıtmalı gecelere, bu beşikleri
Bakma turaç, bakma bana el gibi.

Ben çalmadım bu davulu, Karaca Duran çaldı
Pir Sultan’ı benden aldı, kekliği Silifke’den
Boyasını yaman kardı Dadal’dan
Telini de yaman gerdi Karac’oğlandan
Vurdu mavi, vurdu yıldız, vurdu dağ başı
Vurdu susuz kuyularda kılçeçi
Turnayı benden aldı, gelinciği Erzincan’dan
Vurdu ekmek, vurdu gurbet, vurdu göç
Ben de senin gibi yalnızım Turaç
Ben de senin gibi düşman içinde
De ki bir Karac’oğlan de ki Bayburtlu Zihni
Bakma turaç, bakma bana el gibi.

. Uyan Sunam

Grup Dalga (Uyan Sunam)
Talip Şahin (Uyan Sunam)
Lütfü Gültekin (Uyan Sunam)

tepeleri çaldı güneş
uyan sunam kalk sunam
derelere indi güneş
uyan sunam kalk sunam

sen kalk ki düşmanlar yata
ağaçlarda meyve tuta
yokluk bu yetimlik bite
uyan sunam kalk sunam

devir se işte burada
nerde ellerin ellerin
kömürse işte burada
nerde ellerin ellerin

kalk ki kanatlansın küskün ırmaklar
kal ki şaha kalksın uykulu toprak
kalk ki yıldızlara değsin bacalar
bitsin kötülük
kalk ki yetsin bu cana bu zulüm
uyan sunam kalk sunam
Küçük asyam, katmer gülüm ,güzelim
Bu güzellik sana kimden mirastır ?
diyelimki demekte öyle zorki
kimi deler koca dağı gürz ile
Adına FERHAT derler..
dağ delinir gün biter ferhat gider ad kalır
kimi yumruk kaldldırır saltanata saz ile
adına HAYDAR derler
PİR SULTAN ABDAL
saray göçer gün biter haydar gider ad kalır
kimi yıkar duvarları söz ile
adına NAZIM derler
Yalan gerçek bilinir,gün biter NAZIM gider ad kalır.
Adımız sorulursa hem HASAN , hem HÜSEYİN,
İşimiz sorulursa her sabah FERHAT,
çilemiz sorulursa her gün PİR SULTAN ABDAL !..

. Uzakçıl

Ruhi Su (Uzakçıl)

Neden böyle uzak uzak, neden böyle ey uzakçıl, işte hastan buracak
Acımaksa işte burda, sevmekse işte burda, neden uzak ey uzakçıl?
Nedir sende bu tutkunluk, uzaklarda cançekişen bir sarıya a kaçak
Ağlamaksa işte burda, sarıysa işte sarı, neden uzak ey uzakçıl?

Mavi mi istersin, yeşil mi, kırmızı mı, pembe mi, mor mu; yak artık şu ışığı
Tutunmaksa işte burda, kül olmaksa işte ateş, neden uzak ey uzakçıl?
Bırakıp neden böyle, neden böyle bu yakını, elinin gölgesindeki
Gitmek mi sanıyorsun sen yoksa güzelliği, neden böyle uzak ey uzakçıl?

. Yineli

Ahmet Kaya (Ortadoğu)

bitti temmuz,
yine bitti
kırlangıçlar çekip gitti,
yine gitti
kaldık yine kaygularla başbaşa
yine kaldık

yarın yine yapraklar,
yarın yine yağmurlar
ardından yine soğuk,
ardından yine tipi
yine palto, yine gocuk,
yine odun, yine kömür
yine sövgü karakışa,
yine bahara selam

ederler yine tombul,
gelirler yine cılız
kiralar yine azgın,
kuyruklar yine dilsiz
yine mızmız sıkıntı,
yine hep vıdıvıdı
yine hep televizyon,
yine hep ortadoğu

uykular da beter yine,
uykular da kara kuru
yine bezgin sabahlar,
yine yılgın akşamlar
yine hep dalavera,
yine hep o kuruntu
yine umut, yine düş,
yine hep bekleroğlu

ama belki kış da güzel
ama belki kar da güzel
ama insan olana

. Uykusuz Bir Gecenin Sabahında

Muharrem Aslan (Uykusuz Bir Gecenin Sabahında)

Söndür şu geceden kalan ışığı
O resmi hemen indir karşımdan
Şu masayı şuraya şuraya çek
Uzak dursun sandalyeler birbirinden

Sustur şu zili, Allah kahretsin
Çek fişini şu muhbir telefonun
Aç şu kapıları pencereleri
Albüm resim ne varsa vur ateşe

Otur şöyle yanıma, topla kanatlarını
Koy elini alnıma, yansa da çekme
Yalnızca düşün yeter, konuşma bırak
Unutma ki bir örgüttür mavi gülüp susmak

Otur şöyle yanıma, topla kanatlarını
Koy elini alnıma, yansa da çekme
Yalnızca düşün yeter, konuşma bırak
Unutma ki bir örgüttür mavi gülüp susmak

Birşeyler oku bana yakılmış bir kitaptan
Yüreğin kabarırsa tutma kendini
Yaşıyanlar ağlar ağlar ancak
Ve düşün ki bir örgüttür ağlamak

Ve sevin ki sevdicеğim bu seher vakti
Birşeylеr kalmış hâlâ
Gözyaşına değecek!
Vur alnıma yumruğunu vur korkma
Yansın bırak yangınımda ellerin

Gitme dedim o yola, sonu karanlık
Tutma dedim o sözü, arkası kötü
Kuytulara çekme dedim bahar şarkılarını
Koklanmış bir çiçeği atmak sokağa

Otur şöyle yanıma, topla kanatlarını
Koy elini alnıma, yansa da çekme
Yalnızca düşün yeter, konuşma bırak
Unutma ki bir örgüttür mavi gülüp susmak

. Kaçış

Muharrem Aslan (Birinci Kaçış)

dur gitme bekle biraz bu belki son buluşmamızdır
belki şimdi şuracıkta ama belki hiç bilmediğin
bir ezik kurbağadır ıslak betonda gölgelerimiz
rıhtımlara böldüğümüz bu çocuksu kurtuluşlar
dur gitme bekle biraz hem sonra belki de hiç
belki bir kamyon beni bir akşam gazetesine
belki sokak sokak beni aradıkların
belki bu son buluşmamızdır nella ah nella
dur gitme vakit yakın az sonra belki de hiç
belki de ben, ah nella, bu ayrılık hiç bitmeyecek

seni çeşmeler gibi şarkılara dağıtıyorum
renkler katıyorum seni, uysal biçimlerden alıp
kısraklara çiziyorum kavga arefesi günlere
dönüp kendimi vuruyorum bir akrep karanlığında
dişi bir isa gibi bakma bana çıldıracağım
düşersem esintime karanlığa düşersem
ellerim soyunursa uykusuz diriliğini
yüzünü yitirirsem bence güzel çizgilerini
düşsel ortamlar içinde bir silik bir anlamsız
yaşamak korkubabası, gelsin dinlerin cenneti
sana ben nella dedim, ah nella, belki de hiç

geceleri bambaşka bir adam oluyorsam
karışıksam kendimden yelimden kaçıyorsam
içimde anlamadığın bir beythofun fırtınası
ben bu fırtınayı yıllardır tanıyorum
yıllardır kendimi taştantaşa ama anlıyamazsın
ben beythofun fırtınası bu ölüm bu ürkünç
tarlalar var bu fırtınada fabrikalar umutlar
dilsiz anlaşmalar var erkekçe davranışlar
ben bu fırtınayı yıllardır yaşıyorum
yüzükoyun kentlerin alacakaranlıklarında

yıllar geçecek, sen böyle hep titreyerek bekliyeceksin
şiirlerim hiçbir zaman beni anlatamıyacaklar
yoksul bir kasabada yoksul bir kahve ocaklığı
ışıklı günlere yatmış yıldız ışığında köyler
tezgahlarda ben dokunacağım nakışlarda ben uyanacağım
yorgun istasyonlarda yığın yığın tedirginlikler
ama hep yolda olacağım kendi yelimin önünde
yaşadıkça, adım adım özlemlerimi haykıracağım
belki çok gideceğim belki çok sürüneceğim
belki bu son buluşmamızdır nella ah nella
seni tuzundan özlemlerimin, bitmemiş şarkılarımdan
sana ben nella dedim, ah nella, belki de hiç

bu kasım bu çıplak beythofun fırtınası
şiirlerim hiçbir zaman beni anlatamıyacaklar

. Beni Benden

Muharrem Aslan (Beni Benden)

şimdi uzak su sesleri uzak ışıklar
şimdi uzak yalımları mor şimşeklerin
sevdiklerim çıkıp gelmiş örülmüş yüreğime
sevdiklerim kopup gitmiş yüreğimden sessizce

gitmeden gitmelerim
duyulmayan çığlıklarım
acılarım özlemlerim pişmanlıklarım
çökelmiş yüreğime

içimde bir çocuk şimdi/bir çocuk sesi
ayaz yakmış bir erkenci gelincik
girmek yasak kapısından o çocuk bahçesinin
yalnızlıktan irileşmiş gözleri

gitmeden gitmelerim
duyulmayan çığlıklarım
acılarım özlemlerim pişmanlıklarım
çökelmiş yüreğime

susturun sevdiğim şu türküleri
beni benden alıp giden herşeye paydos
beni bana düşman eden herşeye lanet
beni benden alıp giden herşeye paydos!

gitmeden gitmelerim
duyulmayan çığlıklarım
acılarım özlemlerim pişmanlıklarım
çökelmiş yüreğime

. Gücün Yeterse

dök önüme neyin varsa boşalt dünyanı
yükün azsa dinle beni
yüklen acılarımı
ellerini ellerimden çekmeden ağla

korkuyorum öpüşmekten/ ayrılık var ucunda
özlemek daha yakın kavuşmalara
anlat bana geçmişini anlat korkularını
aktar bana gününü gücün yeterse

ne ben burada kalıcıyım ne sen orada durucu
kavuşmamız falsa eğer/aslan yengeç balık burcu
ellerini ellerimden çekmeden ağla

bir bahar koy bir sonbahar / bir de yaz olsun
kış beni bulur nasıl olsa / elyordamıyla
anlat bana düşlerini kırılmış umutlarını
anlat bana geçmişini / gücün yeterse

. Kardeşlerim Kan İçinde3

Başım gezer bulutlarda
Ayaklarım kan içinde
Yürürüm tuzak tuzak
Üstüm başım kan içinde

Bayram gelmiş neyime
İşim aşım kan içinde
Ne beklerler kan dökerler
Kardeşlerim kan içinde


1. Bu şiirin ilk bölümü “Amenna” adıyla, son dizeleri de “Öyle Bir Yerdeyim ki” adıyla Ahmet Kaya tarafından iki farklı şarkı olarak bestelenmiştir.

2. Düşbaz’ın bu şarkısının bir bölümünde şairin Güzel Günler şiiri de yer almaktadır.

3. Bu şiirin internette bestelenmiş olduğu bilgisi var ama kimin söylediğine dair bir bilgi bulamadım. 

Beni bilgilendir
Bildirim seçiniz
guest
4 Yorum
Satır içi geri bildirim
Tüm yorumları gör
Nazlı Toaç
13 Mayıs 2023 20.56

Ne çok bestelenmiş şiir varmış. Bir kaç şiir dışında diğerlerini bilmiyordum. Siz de zahmet edip sabırla tek-tek yazmışsınız. Emeğinize sağlık olsun.

Kiralık ses sistemi
Kiralık ses sistemi
18 Mayıs 2023 18.00

Emeğinize sağlık teşekkür ederim