Kutlanamamış Bir Doğum Gününe Dair

You are currently viewing Kutlanamamış Bir Doğum Gününe Dair

Giriş: Kutlayanı olmayınca insan kendi doğum gününü bile unutuyor.

Gelişme: Yaşlılık bu olmalı. Doğum gününü unutup bir sonraki yıl iki doğum gününü birlikte kutlamak.

Sonuç: Kutlanamamış bir doğum gününe dairdir.

Geçmiş yazılarda bloğumun doğum gününü niye 18 Nisan‘a aldığımı uzun uzun anlatmıştım. Daha önceleri 26 Aralık’ta yapıyordum bu kutlamayı. Hoş, deliye her gün bayram misali değişen pek bir şey olmuyor.

Geçen yıl doğum günümü kutlamayı unuttum. Bu yıl unutmamak için hatırlatma ekledim telefonuma. Ama gel gör ki bu kez de içimde kutlama hevesi yok. Bu da bir yaşlılık belirtisi olabilir.

Bu arada, “Kaç yaşına girdi blog?” diyenleri görüyorum. İnsan saymayı bırakınca yaşın da bir önemi kalmıyormuş. Yine de merak edenler soldaki menüden arşive bakarak blog macerama dair bir fikir edinebilir. Sadece “çok” oldu diyeyim, siz anlayın.

Yüzlerce fikir dolaşıyor kafamın içinde, doğum günü için. Şunu yapayım, şunu yapayım diyorum. Heves bu ya, biraz bekleyince geçiyor. Ama söz veriyorum size, en yakın doğum günlerimin birini şaşaalı bir etkinlik ile kutlayacağım. Şunun şurasında bahara ne kaldı ki!

Bu yazıyı yazmadan önce taslaklardaki yazılara göz attım. Neler neler kalmış bir köşede bilseniz. Yazık olmuş pek çok yazıya. Öylece bekliyorlar orada. Niye? Bilmiyorum. Gazı kaçmış gazoz gibi pek çoğu. Taslak deposunun iyi bir bakıma ve temizliğe ihtiyacı var.

İlk yazımı internette görünür kıldığımdaki heyecanım ile bu yazının görünür olduğunda duyacağım heyecanı kıyaslıyorum, arada uçurum var. Yıllar sürekli çalmış içimdeki heyecanı. Daha dün gibi hatırlıyorum bir yazıyı insanların gözünün önüne koymanın ne kadar zor geldiğini. Pek çok blog sahibinin yaşadığı duyguyu yaşamış, bir bloğum var demeye çekinmiştim. Aslında bu, bir bloğum olduğunu söylemenin korkusu değil, yazdığımı aşikâr etmenin korkusuydu.

Siz şimdi bakmayın benim böyle yarı eğlenceli yazılar yazdığıma. Onları bir çırpıda yayına verdiğime.  Buraya gelmem yıllarımı aldı benim. Şimdi bile korkuyorum yazıları yayımlarken. Yazmak, kendini savunmasız bırakmaktır. Her saldırıya açık olmaktır. Savaş meydanında silahsız kalmış bir asker gibidir insan yazarken.

Yaralarını göstermektir herkese. Ve o yarayı gören herkes çılgınca koşacaktır size doğru, tedaviye geldiğini söyleyerek. Kimi tuz getirecektir, kimi kezzap. Merhem getirenler bile yaranın üstündeki kabuğu kaldırıp öyle sürmek isteyecektir elindeki merhemi. Kanatacaktır yani yarayı, canınızı yakacaktır. Belki de kendi yarasından söktüğü mikroplu bir sargı beziyle kapatmak isteyecektir yaranızı.

Dön, biredip dön! Nereye gidiyorsun? Doğum günü kutlamak için yazıyorsun bu yazıyı. Çıkmaz sokaklara girme.

Yıllar önce ilk blog tecrübemde okuyucular ilk hangi cümle ile karşılaşmışlar ise şimdiki okuyucularımı da onunla selamlıyorum:

“Zalim beni söyletme, derûnumda neler var!”1


1. Leyla Hanım (?-1848)

Beni bilgilendir
Bildirim seçiniz
guest

2 Yorum
Satır içi geri bildirim
Tüm yorumları gör
Nazlı Toaç
29 Nisan 2023 19.12

Bloğunuzun 18 nisandaki doğum günü kutlu olsun. Kolay değil, 22 yılı geride bırakmışsınız. Nice 22 senelere…:)