Söyle, Ben Nereye Taşınayım?

You are currently viewing Söyle, Ben Nereye Taşınayım?

Her taşınma, yeni bir hayatın penceresini aralasa da fazlasıyla hüzün kokar. İnsan taşınırken sadece bir evi boşaltıp gitmez. Orada yaşadığı süre boyunca edindiği hatıraları da yüklenir sırtına. Ve her zaman evin eşyalarından daha çoktur hatıralar. Kamyonlara sığmaz bu yüzden. İnsan taşınırken kendi de sığmaz ya hiçbir yere.

Bir kamyon yanaşır evinizin önüne. Sizin isteğiniz üzerine gelmiştir. Siz istemeseniz de yüklenip gider eşyalarınızı. Evinizden çıkan her eşya kalbinizden bir parça koparır. Sanki yeni bir eve değil de bilinmezliğe götürür hamallar hatıralarınızı. “Aman dikkat edin, bir zarar gelmesin eşyalara!” dersiniz. Derdiniz eşya değildir. Hamallar hiç bilmez sizin ne için dertlendiğinizi. Hatıraların paramparça olmasından korka korka önünde ardında dolanırsınız hamalların. “Aman bir şey olmasın!”

Oysa ne evler sizindir, ne sokaklar. Hep misafirsinizdir. Bir gün dünyayı da bırakıp gidecek değil miyiz? Asıl mekanın burası olmadığını biliyoruz. Belki bundandır ayrılıkların fazlasıyla içimize oturması. O ev, o sokak geride kalır. Fotoğraf karelerine sığdırdığımız binlerce hatıra taşınır belleklerimizde. Kim bilir hangi kolinin içinde, hangi gereksiz eşya ile birlikte.

Bütün eşyalarınız yüklenir, kamyon yavaşça hareket eder. El sallarsınız kendi eşyalarınızın ardından. Boş odaları son bir kez gözden geçirirsiniz, kalan bir şey var mı diye. Her şey yerli yerindedir. Çaydanlık ocakta hâlâ sıcak. Televizyon yine açık kalmış. Çocukların o çok sevdiği çizgi film yeni başlamış. Sahi, çocuklar nerede? Koridordaki tablo asıldığı günün heyecanıyla gülümsüyor. Çiviyi çakmak isterken çekici elime vurmuştum. Nasıl acımıştı! Öpeyim geçsin diyen sesini de asmıştım tablonun yanına. Onu unutmuş hamallar. Görmemişlerdir, yerini sadece ben biliyorum. Şifonyerin üzerinde parfümler, yatağın başucunda açık bırakılmış bir kitap… Kelimeleri komodinin üzerine dökülmüş hep. Sen de okursun diye altını çizdiğim satırlar. Balkonda senin şehri seyrettiğin köşen. Masanın üstünde sigara, kül tablası… Bir çay daha ister misin?

Birer birer kapatırsınız kapıları, hatıraların çığlıklarını susturmak istercesine. Geçmiş ayaklarınıza dolanır. Anahtarı teslim edip inersiniz merdivenlerden. Geriye bakmaya cesaret edemezsiniz. Sizi uğurlamaya gelen üç beş dost, birkaç komşu el sallar arkanızdan. O ev, o sokak, -belki o şehir- ardınızda kalır. Gözyaşlarınızı eşinizden de saklayacak değilsiniz ya, ağlarsınız.

Yeni evinizi kanıksamaya başladığınız günlerin birinde bilgisayarda bir fotoğraf klasörü çarpar gözünüze. “İçinde ne var acaba?” diyerek açıp bakarsınız. Bir fotoğraf, iki fotoğraf… Derken bütün klasör baştan sona incelenir. Bazen bir of çekersiniz, bazen tatlı bir tebessüm misafir olur dudaklarınıza. Artık ne bilgisayarı niye açtığınızı hatırlarsınız ne de ne kadar zamanın geçtiğini.

Bazen evin önüne gelen bir kamyon fotoğrafı sızlatır içinizi, bazen üzerine içinde ne olduğunu yazdığınız bir koli. Bazen dürülmüş bir halıya bakarsınız saatlerce, bazen sizinle beraber eşyaları paketleyen evladınızın çocukluğuna. Bazı şeylerin bir daha hiç yaşanmayacak olmasıdır belki de içimizi bu kadar acıtan ve yakan. Yaşlanmak bu mudur?

Bütün bunları siz taşınıyorsunuz diye yazdım. Kendim taşınıyor olsaydım yazar mıydım? Yazmazdım. Onlarca kez taşındım, hiç yazmadım ki. Yazamadım.

Siz yine de güle güle oturun. Ağız tadıyla oturun. Ocağınız sönmesin. Fotoğraf karelerinde saklanacak güzel hikâyelerin mekanı olsun eviniz.

Yeni evin, yeni başlangıçların hikâyesi mi? Onu da bir anlatan çıkar elbette.

Ben biraz eskiciyim.

Beni bilgilendir
Bildirim seçiniz
guest

0 Yorum
Satır içi geri bildirim
Tüm yorumları gör