anlamsız kelimeler sözlüğü

Forum Navigasyonu
Forum içerik haritası - Buradasınız:SözlükHarf: Lliyakat
Sözlük, misafirlerin katkıda bulunmasına şu an için kapalıdır. Zaman ne gösterir bilemem. 🙂

liyakat

yüreğim kanıyor, içim içimi yiyor. biz, başkalarına saygılı olmak anlamında susmakla, haksızlıklar karşısında susmayı aynı şey sandığımız günden beri iki yakamız bir araya gelmiyor.

madem “liyakat”ten bahsedeceğiz, hoşgörünüze sığınarak içimi dökmek isterim. mademki bu toplumun çoğunluğu müslüman, öyleyse onların anlayacağı cümlelerle bir şeyler söylemek lazım. mensubu olduğu dinin özünü anlamayan insanlar topluluğuyuz biz. doğaya kafa tutmanın gereği yok. allah'ın ayetleri sadece kur'an'da yazanlardan ibaret değil. orada yazanlara ne kadar uyduğumuz ortada zaten. biz kainat kitabını okumayı ihmal ettik. okuyanlardan da hiç ders almıyoruz ki. japonya örneği gözümüzün önünde dururken bu kadar körlük neyle açıklanabilir bilmiyorum.

yaşadığımız deprem felaketinden sonra “kader”le “keder” arasında sıkışıp kaldık. kadere değinmeden söylenenler eksik kalabilir ama asıl meselenin bu olmadığını düşünüyorum. yapılmış binlerce çürük binanın, bina yapılmaması gereken yerlere gökdelenler dikmenin başka bir açıklaması olmalı. bizim layık olduğumuz hayat bu mudur? biz ne ara bu kadar kötü bir toplum olduk?

deprem kuşağında bir ülke olarak almamız gereken yüzlerce tedbir var. bunları yerine getirmeden depremi sadece ilahî bir ikaz olarak görmek allah’ın koyduğu kuralları hiç anlamamak olur. allah, “bir kavim kendini bozmadıkça allah onları bozmaz.” (rad, 11) buyuruyor. aynaya bakalım öyleyse. kendimizi bozduk, başımıza gelene razı olacağız. herkes iyi yönetilmemekten yakınıyor şimdilerde. fakat zarar kendine dokununcaya kadar kimse sesini çıkamıyor. seçilmiş veya atanmış yöneticiler suçlu diyelim. peki biz? bakın ayet ne diyor: “davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız.” (en’am,129) demek ki toplum olarak düzeltmemiz gereken bir aksaklık söz konusu.

dürüst insanın görevi; toplumu ayakta tutan değerleri, özellikle ahlak kurallarını, hak ve hukuka saygıyı toplumun her kesimine yaymak ve bunların varlığını sürdürmesine katkı sağlamak olmalı. toplumu düzlüğe çıkarmanın yolu budur. düzelen bir toplumda ister istemez, yöneticiler de düzelir. toplumdaki kötülüklerin, haksızlıkların ve yolsuzlukların sorumlusu olarak sadece yöneticileri ve aydınları görmek yanlıştır. kötü gidişattan herkes sorumludur. zira bunda genel olarak herkesin az ya da çok payı vardır. zira toplum, yöneteni ve yönetileni ile bir bütündür.

âlimlere göre allah her dönemin yöneticisini halkın kalbine göre gönderirmiş. onları düzeltmek isterse dürüst biri, helak etmek isterse kötü biri yönetici olarak gönderilirmiş. tabi bu düşünce de yine kur’an’dan referans alır: “biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.” (isrâ, 16)

eğer yaşadıklarımıza bir musibet gözüyle bakacaksak toplum olarak ders almamız gereken husus kur’an’da çok net işaret edilmiştir: "bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp, mâsumları da yakar." (enfal, 25)

topyekûn canımız yanıyor. deprem özelinde düşünürsek, insanımıza tabut olan binaların “hane” olma aşamasına gelinceye kadar her adımında kimler sorumlu ise tek tek bulup çıkarmalı ve hesap sormalıyız. üç kuruş daha fazla kazanmak için insanların hayatını tehlikeye atanlar, yarınlarda da aynı kötülüğü yapmaya devam edecekler mi mesela? biz toplum olarak buna sessiz mi kalacağız? çürük olup olmadığını araştırmadan sırf ucuz diye daire satın almaya devam edecek miyiz? daha çok kira getirsin diye apartmanların altında bulunan işyerlerimizdeki kolonları kanunsuzca kesecek miyiz? bu yanlışı görenlerin bir kısmı susacak, susmayanları da silah zoruyla susturacak mıyız? kötüye karşı tavır almalıyız. bu yetmez, iyi olmalıyız ve iyi kalmalıyız. hani meşhur bir söz vardır: “sadece firavuna karşı olmak yetmez, musa’ya taraf olmak lazım.” kötülüğü susturmak kadar, iyiliğin sesinin gür çıkmasına destek olmak da lazım. ismet inönü’ye atfedilen şu cümleyi hayat felsefesi hâline getirmezsek işimiz gerçekten çok zor: "bir ülkedeki namuslu insanlar, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülkede kurtuluş yoktur".

hz. peygamber’in duasıyla bitireyim: “allah’ım merhametsizleri bize musallat etme.”