Zaman Çabuk Çabuk Geçiyor*

Zaman Çabuk Çabuk Geçiyor*

Bundan tam altı yıl önce 2010 yılının 26 Aralık’ında ilk yazımı “Edebiyatçının Biri” sayfalarına koymuşum. Bugün altı yıl geride kalmış oldu.

Yılın sonu gelince hemen her blogda bir hesap kitap işlemi yapılıyor. Ben de modaya uyarak bir yazı yazayım dedim. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Yukarıda 2010 yılı dedim ama bu aslında internetteki ilk blog maceram değildi. Yılını şu anda tahmin edemediğim zamanlarda başlamıştı serüven. Belki hatırlayan çıkacaktır. Bir zamanlar “netteyim.net” diye bir servis sağlayıcı vardı sanal âlemde. İlk kez netteyim.net’in alt alan adıyla yazı yayımlamaya başlamıştım. Senesini şu an bilemiyorum ama bulunca size söylerim.

O macera çok uzun sürmedi tabi. Sonra blogcu ve blogspot uzantılarıyla iki farklı blog olarak devam etti “edebiyatçının biri”. Gel zaman git zaman kendime ait bir alan adımın olması fikri gelişti. Önce farklı bir amaçla aldığım bir alan adının altında kullanmaya devam ettim bloğu (2010). En son 2014 yılında alt alan adlarından tamamen vazgeçip www.edebiyatcininbiri.net adresinde karar kıldım.

Bu yılın başına gelinceye kadar Joomla kullanıyordum. 2015 sonunda ani bir kararla WordPress kullanmaya karar verdim. Ne eskiden Joomla kullanmamın özel bir sebebi var ne de sonrasında WordPress’e geçişimin. Hepsi anlık tercihlerden ibaret. Hiçbir kodlama dilini bilmem. Bu işin eğitimini falan da almadım. Sadece Millî Eğitim Müdürlüklerinin verdiği birkaç kursa katıldım. Oralarda da bir şey öğrenmedim zaten. Çünkü o kursları veren hocalardan daha fazlasını biliyordum hep. En son Bilişim Teknolojileri Formatörlüğü  belgesini aldım. Orada kursa katılan ve bu belgeyi alan öğretmenleri görseydiniz… Bu cümle yarım kalsın. İhtiyacım olan bilgilerin hemen hemen hepsini sanal ortamdan buluyorum. İnternette her şey var! Hakkımda yazısında “Türkçe bilmekle gurur duyuyor.” demiştim kendim için. Hâlâ öyleyim. Ama bazen İngilizcem olmadığı için işin teknik kısmı tıkanabiliyor. Onu da sağ olsun Google çeviriyor benim için.

Bu kadar geçmişe gidince blog dünyasının ilklerinden biri gibi hissettim kendimi. Farz edelim ki öyle olsun, bu ne işe yarar? Hiç. Biz biliyoruz ki turnikeye önce girmek bir avantaj değildir. Böyle öğrendik.

Bugüne kadar 203 yazı yayımlanmış blogda. Yönetim panelinde bekleyen 20’den fazla zamanlanmış yazıyı saymıyorum. Ne tür yazılar bu 203 yazı? Şiir, deneme, hikâye, günce ve bolca mektup… Henüz roman yazamadım. Yazarsam onu da burada tefrika ederim. Şüpheniz olmasın. Yeri gelmişken söyleyeyim. Bu yazıların hepsi 2010 yılından sonra kaleme alınmış değil elbette. Yaklaşık bir yıl söylemek gerekirse 2000 yılından bu yana yazılanlar diyebilirim.

2000 yılına kadar olan yazı maceram için de birkaç cümle kurmak isterim. İlk yazılarım şiirle başladı, ortaokul yıllarında. Lisede birkaç şiir defterim vardı. Üniversete keza öyle. Sonra onların hepsi çöpe gitti tabi. Buraya Mehmet Kaplan’ın “Yazarak Düşünmek” adlı denemesinden bir anekdot sıkıştıralım:

Mehmet Kaplan lise yıllarında defterler dolusu şiiri olduğundan bahseder. Sonra onları büyük bir cesaretle yırttığını söyler. Arkasından da sorar: Kimler yazdıklarını böyle büyük bir cesaretle yırtıp atabilir? Cevabını yine kendisi verir tabi: Daha iyisini yazabileceğine inananlar.

Bu kadar uzun bir geçmişe sahip bloğun daha çok insan tarafından biliniyor olması beklenirdi doğal olarak. Bu yazıyı okuyan pek çok okurun üç-dört ay öncesine kadar bu blogdan haberi olmadığını da biliyorum. Herkes yazılarımı okusun, beni takip etsin gibi anlaşılmaz isteklerim yok benim. Sosyal ağlardaki sloganımı bilen bilir, bilmeyenler için de buraya yazayım.

“Kimse peşime takılmasın çünkü ben kimseyi takmıyorum.”

Telif hakkı bana aittir ama istediğiniz gibi alıp kullanabilirsiniz. Konuya dönersek, madem okuyucu önemli değil, niye yazıyorum? Bunun cevabını da Sait Faik’e verdirelim: “…cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.” Çok özel nedenlerim yok benim. Sadece kendimi iyileştirmek gibi ulaşılmaz bir hayalin peşindeyim.

Hâlâ bu yazıyı okuyorsanız takılmayın dediğim halde peşime takılmış olmalısınız.

Bu sebepten “Bu bloğa günde kaç kişi uğrar, kaç yazı okunur, ne kadar süre buralarda kalınır?” türünden derin analizler benim anladığım / anlayacağım şeyler değil. Hem yazınızı bin kişi okusa ama hiç kimse anlamasa buradaki nicelik -eskilerin deyişiyle kemiyet- bir değer ifade eder mi? Öyleyse nitelik -yani keyfiyet- bir adım öne çıkabilir. Sizi anlayarak okuyan bir kişi, anlamadan okuyan bin kişiden daha kıymetlidir. Sayıları bir kenara bırakalım. Şampiyonluğa oynayan bir takım gibi üç puan peşinde mi koşacağız sürekli?

Çok gevezelik ettiğimin farkındayım. Daldan dala atladım. Edebiyatçının Biri bloğunun yaş günü için yazılan bir yazı bu kadar uzun olmamalıydı belki. Bu kadar yeter diyorum ama korkuyorum: Ya deli olursam!

Unutmadan, bi’ “maşallah”ınızı alırım artık! 🙂


* Sezai Karakoç’un “Mona Roza” şiirinde bir dize

Bu yazıyı beğendin mi?

Öyleyse abone ol. Yeni yazıları kaçırma!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Yeni yazı varsa haftada bir e-posta alırsın. İstediğin zaman üyelikten çıkabilirsin. Yani her şey senin kontrolünde! :))

Bu yazıyı paylaşmak istersen...
Abone ol
Bildir
guest
15 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Aslıhan T.
26 Aralık 2016 09.59

Kaleminize sağlık 🙂 yine sizi temsil eden bir yazı olmuş :))

Aslıhan T
  Bir Edip
27 Aralık 2016 22.37

Doğru 🙂 şimdi utandım. Hocam şöyle söyleyeyim. Olduğunuz gibi yazmışsınız. Bunu o kadar çok yapmayan insan var ki

Aslıhan T.
  Bir Edip
1 Ocak 2017 08.32

Kimseyi eleştirmek değil onlardan biride benim hocam 🙂 yunus gibisiniz vesselam 🙂

zaferb
26 Aralık 2016 13.27

Blog maceranızın bu denli geçmişe dayandığını bilmiyordum. Yazma işinde ben biraz okuyucu motivasyonuyla ilerliyorum. Belki öyle olmamalı ama okundukça yazasım geliyor bir nevi. 🙂
“Formatör öğretmenler”in bir kısmının format atmayı dahi bilmediğini düşünüyorum ben de. 🙂

Gazeteci N.G.
Gazeteci N.G.
26 Aralık 2016 20.47

Saik Faik’in o sözünü biliyorum, ne güzel sözdür o 🙂 Telif hakkına sahip olduğunuz söz de harika açıkçası, efendim 🙂
Nice yıllara! Selamlar olsun! 🙂

Mayıs Yağmuru
27 Aralık 2016 15.38

17 yıllara olsun kat kat çoğalsın :))) Güzel yıllara

Gülten
27 Şubat 2021 22.37

Ne kadar güzel bir diliniz var sizin, evet ben de yeniyim ama fırsat buldukça geleceğim:)Kaleminize sağlık..

Gulten
  Bir Edip
2 Mart 2021 16.26

👍😊