Abdurrahim Karakoç’un Bestelenmiş Şiirleri

You are currently viewing Abdurrahim Karakoç’un Bestelenmiş Şiirleri

Abdurrahim Karakoç’un bestelenmiş şiirleri için bilgisayar başına geçtiğimde bu kadar keyifli bir çalışma olacağını tahmin etmemiştim. Bestelenmiş şiirlerinin her birini yeniden okumakla kalmadım, bu şiirlerden hareketle yüzlerce şiirini okudum şairin. Öyle anlar oldu ki bir şiiri okurken aklıma gelen başka herhangi bir şiirin de Karakoç’a ait olabileceğini, geçmişte kulağıma çalınan bir bestenin bu şiiri çağrıştırdığını gördüm.

Şiire nasıl başladınız?” sorusuna “Besmeleyle” cevabını veren Abdurrahim Karakoç, ömrünü verdiği şiir sevdasının özetini çıkarır adeta bu ifadesiyle. Türk-İslam ülküsü onun temel felsefesiydi. Yaşadığı dönemin şartları onu fazlasıyla hiciv şiiri yazmaya yöneltti. Hiçbir iktidarla barışık olmadı. Ömrünün son döneminde bir gazetede köşe yazıları yazdı. Bence hayatının eleştirilebilecek en önemli hatalarından birisi budur.

Yaralı hislerin keskin dilli ozanı” Karakoç, Anadolu insanının karşılaştığı zorlukları ve çektiği sıkıntıları dile getirdiği eserleriyle toplumun geniş bir kesimine ulaşmayı başardı. Büyük Birlik Partisi’nin kuruluşunda yer aldı ve siyasete girdi. Sonra siyasetten ayrıldı. Niçin girip, niçin ayrıldığını bir röportajda şöyle cevaplandırdı: “Allah rızası için girmiştim, Allah rızası için ayrıldım.

Tam bir “yurdum insanıdır” Abdurrahim Karakoç. Onu bizzat tanımıyorsanız, sokakta yanınızdan geçen kişinin büyük bir şair olduğunu anlamanıza imkan yoktur. Olabildiğince mütevazı bir hayat sürmüş, adeta Mehmet Akif’in “Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir?” dizelerinin canlı örneği olmuştur. Bu yazının içindeki birkaç fotoğrafı görünce söylemek istediklerimi daha iyi anlayacak, Karakoç’un doğallığına hayran olacaksınız. Hele günümüzde birkaç satır karalayıp kendini ülkenin hatta dünyanın en önemli edebiyatçısı sanan yeni yetmelere kıyasla, bu kadar çok eser vermesine rağmen Karakoç’un mütevazı şahsiyetine imreneceksiniz.

“Mihriban” deyince herkes hatırlayacak türküyü. Sadece Mihriban mı? Değil elbette. “Suları Islatamadım, Unutursun Mihriban’ım, Ben Hep Seni Düşünürüm, Sevgi Yetmiyor Yetmiyor, Can Özümden Besmeleyi Çekende” gibi daha pek çok şarkının şairi olarak karşımıza Karakoç çıkar. Gelin görün ki şiirlerini besteleyen ve seslendiren pek çok sanatçı bu şiirlerin Abdurrahim Karakoç’a ait olduğunu söylemekten korkmuşlar veya kaçınmışlardır. Burada sorun sanırım sanat bağnazlığı değil daha ziyade fikir bağnazlığıdır. Musa Eroğlu, Aşık Mahzuni Şerif, Selda Bağcan gibi ünlü isimlerdir bunlar. Karakoç pek çoğu ile mahkemelik olmuş ama hiçbiriyle küs gitmemiştir dünyadan.

“Türkiye’deki kültür iktidarı Karakoç’u da sürekli olarak görmezden gelen bir tutum sergilemiştir. Tıpkı Arif Nihat Asya’yı, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu, Yetik Ozan’ı [Turgut Günay], Dilaver Cebeci’yi hatta Ali Akbaş’ı görmezden geldiği gibi…” (Prof. Dr. Metin Özarslan)

Abdurrahim Karakoç’un şiirlerine en güzel besteleri giydiren kimdir derseniz, hiç şüphesiz Hasan Sağındık‘tır derim. Toplamda 22 şiirini bestelemiş ve seslendirmiştir. Bunların içinde “Seni Düşünürüm, Dosta Doğru, Soylu Bir Destan, İsmailce” diğerlerinden birkaç adım öndedir benim için. Burada Hasan Sağındık’ın “sağcı” özgün müzik için açtığı çığırı da dile getirmek gerekiyor. Öncesinde Kaya Kuzucu’nun çalışmaları vardır ancak bunlar Hasan Sağındık’ın eserleri kadar dikkat çekecek nitelikte değildir.

Mihriban’ın hikâyesine hiç girmedim. Onu başka bir yazının konusu yaparım kısmetse. (Böyle diye diye ertelediğim yazıların epey arttığını biliyorum. Kısmet dedik ya!) Okunacak çok şiir, dinlenecek çok şarkı var önümüzde.

1. Saati Yok Eremi Yok

Hasan Sağındık (Seni Düşünürüm)

Aşktan yana söz duyunca,
Ben hep seni düşünürüm.
Uçsuz hayaller boyunca,
Ben hep seni düşünürüm.

Yıldızlar kayar yüceden,
Renkler sıyrılır geceden,
Yüreğim sızlar inceden,
Ben hep seni düşünürüm.

Aklın ucu değer hiçe;
Yol ararım içten içe.
Kainat uyur sessizce,
Ben hep seni düşünürüm.

Korkunun bittiği yerde
Haz duyarım perde perde.
Bir mezar görsem bir yerde,
Ben hep seni düşünürüm.

Zaman hep sonsuza akar
Meyve dökülür, dal kalkar.
Çiçeklere bakar bakar,
Ben hep seni düşünürüm.

Rüzgar eser ilden il’e
Sağlıkta bitmez bu çile.
‘Var’dan öte ‘yok’ta bile
Ben hep seni düşünürüm.

2. Mihriban (Aşk)

Musa Eroğlu (Mihriban)

Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışım, çözülmüyor Mihriban
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban

Yâr, deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambamda titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban

Önce naz sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk değince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Şaştım kara bahtın tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı
Çözemedim, çözülmüyor Mihriban

3. Unutursun

Selda Bağcan (Unutursun Mihriban’ım)

“Unutmak kolay mı?” deme,
Unutursun Mihriban’ım.
Oğlun, kızın olsun hele
Unutursun Mihriban’ım.

Zaman erir kelep kelep..
Meyve dalında kalmaz hep.
Unutturur birçok sebep,
Unutursun Mihriban’ım.

Yıllar sinene yaslanır;
Hâtıraların paslanır.
Bu deli gönlün uslanır…
Unutursun Mihriban’ım.

Süt emerdin gündüz-gece
Unuttun ya, büyüyünce…
Ha işte tıpkı öylece
Unutursun Mihriban’ım.

Gün geçer, azalır sevgi;
Değişir her şeyin rengi
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihriban’ım.

Düzen böyle bu gemide;
Eskiler yiter yenide.
Beni değil, sen seni de
Unutursun Mihriban’ım.

4. Sevgi Yetmiyor

Azerin (Sevgi Yetmiyor)
Sevcan Orhan (Sevgi Yetmiyor)
Hasan Sağındık (Sevgi Yetmiyor)

Boş yere yorulma gönül
Sevgi yetmiyor, yetmiyor.
Bülbül sevse de kurur gül
Sevgi yetmiyor, yetmiyor.

Sebepler var ağır basar
Seneler arayı keser
Sevilenler çabuk küser
Sevgi yetmiyor, yetmiyor.

Önü bahar, sonu hazan
Meyvesi ya şüphe, ya zan
“Yeter” desek bile bazen
Sevgi yetmiyor, yetmiyor.

Eğlence, düğün, toy gerek
Maddeden yüklü pay gerek
Daha bir sürü şey gerek
Sevgi yetmiyor, yetmiyor.

“Aşk” diyoruz, hani nedir?
Boyu nedir, eni nedir?
Denenmiş kaç bin senedir
Sevgi yetmiyor, yetmiyor.

Maddeleşir mânâ bile
Unutulur ana bile
“Can” dediğin cana bile
Sevgi yetmiyor, yetmiyor.

5. Suları Islatamadım

Gülay (Suları Islatamadım)
Osman Öztunç (Suları Islatamadım)
Uğur Işılak (Suları Islatamadım)

Savaştayım elli yıldır
Ömrüm geçti boşalt, doldur
Anlamadım bu ne hâldir

Bir gün silah çatamadım
Suları ıslatamadım.

Ekin ektim başak yılan
Kuşandığım kuşak yılan
Yorgan akrep, döşek yılan

Bir gün rahat yatamadım
Suları ıslatamadım.

Ne payem oldu, ne sayem
En doğruya varmak gayem
Düşüncemdir tek sermayem

Alan yoktur satamadım
Suları ıslatamadım.

Yolum yokuş, izim ayrı
Dilim yağsız, sözüm ayrı
Bedenimden özüm ayrı

Biri bire katamadım
Suları ıslatamadım.

Talipli yoktur sevgiye
Anlamadım, neden? Niye?
Canlar gücenmesin diye

Can attım, gül atamadım
Suları ıslatamadım.

6. Dosta Doğru

Hasan Sağındık (Dosta Doğru)

İçimde uzayan her yol
Çıkar gider dosta doğru
Nergis, ıtır, menekşe, gül
Kokar gider dosta doğru

Zamanım yoğrulur gamla
Birleşir sabah akşamla
Ilık kanım damla damla
Akar gider dosta doğru

Gel bende gör, sen gel beni
Durduramaz engel beni
Görmediğim bir el beni
Çeker gider dosta doğru

Beynim fırın, bağrım tandır
Yanarım hayli zamandır
Sevgim bir yavru ceylandır
Seker gider dosta doğru

Ne saklarım, ne gizlerim
Yalnızca Onu özlerim
Tabutta bile gözlerim
Bakar gider dosta doğru.

7. Aynaların Ötesi

Hasan Sağındık (Aynaların Ötesi)
Musa Eroğlu (Aynaların Ötesi)
Selçuk Küpçük (Aynaların Ötesi)

Her ne kusur varsa, geçen zamanda;
Suçsuzdur aynalar elâ gözlü yâr.
Mecnunlar Mevlâ’yı bulursa canda,
El olur Leyla’lar elâ gözlü yâr.

Güzel açar güzelliğin sergisin
Gün ağartır kara saçın örgüsün
Muhabbet faslında ölüm türküsün
Kim söyler, kim çalar elâ gözlü yâr.

Eştikçe iş çıkar işin içinde;
Gençliği hasret yer sevda göçünde.
Bilmez misin, dört mevsimin üçünde
Kar olur yaylalar, elâ gözlü yâr.

Alı al, yeşili yeşilde ara;
Ahirete gider kalpteki yara
Ne yapsan bir daha çıkmaz dallara,
Dökülen ayvalar elâ gözlü yâr.

Vakit dolar, nakit biter kasanda
Sevgi bir kitaptır gönül masanda;
Okusan da olur, okumasan da…
Kapanır sayfalar elâ gözlü yâr.

8. Bağışla Beni

Hasan Sağındık (Bağışla Beni)

Şu karlı dağların arkası gurbet.
Garibin çarığı, hırkası gurbet.
Gider de dönmezsem bağışla beni

Kimsesiz yollarda dost arar gözüm
Yıllar uzadıkça mum olur özüm
Tutuşur sönmezsem bağışla beni

Öfkeyi bıraktım öcüm tükendi
Nefsimle güreşte gücüm tükendi
Ben beni yenmezsem bağışla beni

Kurak iklimlerde bir kamışım ben
Kutsal sevdalara susamışım ben
İçip de kanmazsam bağışla beni

9. Aşk Hikâyesi

Turgay Başyayla (Aşk Hikâyesi)

Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım, üşümedim, yandım oy!
İplik iplik damarlarım söküldü
Kurşun yemiş güvercine döndüm oy!

Yağmur yorgan oldu, döşek kar bana
Anladım ki kendi gönlüm dar bana
Alev dolu bardakları yâr bana
Sunuverdi içtim içtim kandım oy!

Sevgi ektim, naz biçmeye çalıştım
Ne zamana, ne kendime alıştım
Kırk senede yedi hasret bölüştüm
Yedi dünya bana düştü sandım oy!

Gönül şahinimi yordum gerçeğe
Sonsuzda yüzümü sürdüm gerçeğe
Teselliden kanat kırdım gerçeğe
Tecellinin sinesine kondum oy!

10. Bebeğe İhtar

Hasan Sağındık (Bebeğe İhtar)

Geçmişte yağmanın hasat dönemi
Acele gel diye çağırdım seni
Şimdi iş değişti dur, dinle beni
Dokuz aylık yolu altmış ayda çek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Emmin, dayın annen, baban kereste
İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste
Çarşı, pazar, yazı-yaban kereste
İnsanlar ya mertek, ya orta direk
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Doğarsan üç günlük iş bulamazsın
Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın
Ucuz toprak, beleş taş bulamazsın
Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Arı peteğinde ağulu bal var
Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var
Sıkıver dişini, annene yalvar
Buradan rahattır orda beklemek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan
Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan
Değişti bahçıvan, bozuldu bostan,
Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Vaziyet bambaşka vaziyet oldu
Yaşamak işkence, eziyet oldu
Dalkavukluk üstün meziyet oldu.
Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek
Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.

11. Hâl Beyanı

Kaya Kuzucu (Beşinci Mevsim (Hâl Beyanı))

Bebeklik, çocukluk, gençlik, kocalık
Yıllar, aylar dursun yarım gecelik
Tatlı-tuzlu bir dünyamız olmadı.

Hep beşinci mevsim, her taraf duvar
Ne güneş, ne çiçek, ne yağmur, ne kar
Kışlı-yazlı bir dünyamız olmadı.

Çehreler hüzünlü, çehreler haşin
İddialar çamur, hükümler peşin
Güler yüzlü bir dünyamız olmadı.

Yol edildi bostanımız, bahçemiz
Yağmalandı sandığımız, bohçamız
Saklı-gizli bir dünyamız olmadı.

Ayaklar budala, başlar yalancı
Topraklar açgözlü, taşlar yalancı
Doğru sözlü bir dünyamız olmadı.

Yarı aç, yarı tok yaşayıverdik
Evlenmeden önce boşayıverdik
Uslu-nazlı bir dünyamız olmadı.

Aylar kırık kağnı, günler topal at
Belli mesafeler uzar her saat
Çabuk-hızlı bir dünyamız olmadı.

12. Sürgün

Kaya Kuzucu (Bir Gün Geri Döneceğiz)
Abdullah Işılak (Bir Gün Geri Geleceğiz)

Gidiyoruz ilden ele
Bir gün geri geleceğiz
Dolar vade biter çile
Bir gün geri geleceğiz

Yolumuz hak alnımız ak
Binimiz yüz bin olacak
Dilde türkü elde sancak
Bir gün geri geleceğiz

Yarına yolcuyuz dünden
Korkumuz yok kul zulmünden
Döner gibi toy düğünden
Bir gün geri geleceğiz…

Dönüşü var her gidişin
Rütbemizi aldık peşin
Azmindeyiz dişe dişin
Bir gün geri geleceğiz…

İğneden ipliğe kadar
Sorulacak çok hesap var
Gönül üzmesin analar
Bir gün geri geleceğiz…

Kurulduk çelik yay gibi
Akarız deli çay gibi
Buluttan çıkan ay gibi
Bir gün geri geleceğiz

El mi yaman ,bey mi yaman?
Yakında gösterir zaman
Aynı azim aynı iman
Bir gün geri geleceğiz

13. İkinin Biri

Gülşen Kutlu (Can Özümden Besmeleyi Çekende)

Can özümden besmeleyi çekende
Dil yanmazsa ben yanarım sultanım.
Hak uğruna bir sefere çıkanda
Yol yanmazsa ben yanarım sultanım.

Arzuhâlim ulaşırsa divana
Korkarım ki taban değer tavana
Çiçeğimden zerre girse kovana
Bal yanmazsa ben yanarım sultanım.

Göz utanır gönül dostu görünce
Can tutuşur candan selâm verince
Bülbül olup bir bahçeye girince
Gül yanmazsa ben yanarım sultanım.

Aşıklık içimde doğduğu zaman
Taş yanar gözyaşım yağdığı zaman
Mızrabım sazıma değdiği zaman
Tel yanmazsa ben yanarım sultanım.

Üzülmedim erkenine geçine
Akıl yordum her şeyine, hiçine
Söküp yüreğimi atsam içine
Göl yanmazsa ben yanarım sultanım.

Alev alev ruhta, canda bu ateş
Bakmakla görülmez bende bu ateş
Bırakılsa hangi günde bu ateş
Yıl yanmazsa ben yanarım sultanım.

Dosta mektup yazma vakti gelirse
Yazar, postalarım kısmet olursa
Mektubumun mahiyetin bilirse
Pul yanmazsa ben yanarım sultanım.

14. Beşinci Mevsim

Hasan Sağındık (Beşinci Mevsim)

Düştü can evime dördüncü cemre
Dünyayı üçüncü gözümle gördüm.
Dört yüz seksen beş gün çekti bir sene
On altıncı aya takvimsiz girdim.

Aynalara baktım korku gösterdi
Saatler her sabah kırkı gösterdi
Namlular, nişanlar Türkü gösterdi
Hayatım boyunca hedefte durdum.

Gül sundum yediler, koklamadılar
Armağan can verdim saklamadılar
Gittim… gelir diye beklemediler
Kaybolan gölgemi yollara sordum.

Getirdim yanıma ayı bir karış
Ölçtüm ki dağların boyu bir karış
Şehiri bir adım, köyü bir karış
Damlada denizdir en küçük derdim.

Savurdum, eledim, seçtim zamanı
Yaprak yaprak, tel tel açtım zamanı
Haftada üç asır geçtim zamanı
Nereye gittimse zamansız vardım.

Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim
Yazık, kulaklara sığmadı sesim
Yaşadığım şimdi beşinci mevsim
Çağın çilesini sırtıma sardım.

15. Can Kurban

Hasan Sağındık (Canımız Kurban)

Bizim kapı dost kapısı
Girene canımız kurban.
Selâm muhabbet tapusu
Verene canımız kurban.

Nefisten soyunduk tül tül
Gitti beden, kaldı gönül
Özümüz bağ, sözümüz gül
Derene canımız kurban.

Uzadıkça hasret demi
Şefkat atı çiğner gem’i
Yaramıza sabır em’i
Sürene canımız kurban.

Hayat kilim, çile nakış
Dokuyoruz iniş, yokuş
Marifet mânâya bakış
Görene canımız kurban.

Kin marazdır, sevgi sanat
Yürekte kaynar her saat
Kimsesizlere kol, kanat
Gerene canımız kurban.

16. Çarpık Çağ

Mustafa Yıldızdoğan (Çarpık Çağ)

Doğru mu, yanlış mı karar sizlerin
Biz aklın durduğu çağda yaşadık
‘Ben dinsizim! ‘ diyen beyinsizlerin
Din dersi verdiği çağda yaşadık.

Çabuk pişsin diye zorbanın aşı
Ayıran olmadı kurudan yaşı
Keçinin kaplana her adım başı
Kırk tuzak kurduğu çağda yaşadık.

Baylar çalım sattı, bayanlar etin
Ar duvarı çürük, darbeler çetin.
Modern putçuluğun, şirkin, zilletin
Kemale erdiği çağda yaşadık.

Bazen kör kilitler vuruldu dile
Bazen armağanlar kazandı hile
Homo’nun, komo’nun, deyyusun bile
İtibar gördüğü çağda yaşadık.

Yabancısı olduk ilin, obanın
Müdür ekmeğini çaldı çobanın
Resmi dairede devlet babanın
İpe un serdiği çağda yaşadık.

Önümüz çileydi, arkamız cefa
Bir gün semtimize basmadı sefa
Mürşidin, müridin günde beş defa
Günaha girdiği çağda yaşadık.

Kimi hak adalet gördü düşünde
Kimi devlet kuşu buldu başında
Vatanseverlerin vatan dışında
Hasretlik sürdüğü çağda yaşadık.

Göz yumup izine düştük Batı’nın
Tuttuk kuyruğundan haçlı atının
Pamuk yumağının, tüyün, tütünün
Nice baş yardığı çağda yaşadık.

Neler yıkmadık ki son olsun diye
Harcadık günleri gün olsun diye
Asker kaçağının şan olsun diye
Askeri vurduğu çağda yaşadık.

Dilendik, savurduk doları, markı
Döndükçe aşındı düzenin çarkı
Şalvarı, kasketi, gömleği, börkü
İhtiras sardığı çağda yaşadık.

Kimi vurgun vurdu döndü köşeyi
Kimi yalamakla doydu şişeyi
Kiminin ateşi, külü, maşayı
Ekmeğe dürdüğü çağda yaşadık.

Kılavuzluk yaptı körü beylerin
Seçimde sağılan sürü, beylerin
Morgdaki ölüden diri beylerin
Hâl-hatır sorduğu çağda yaşadık.

Atladık bir çağdan bir diğerine
Çıktık zirvelere, daldık derine
‘Çağdaş bayanlar’ın cins beylerine
Çuvallar ördüğü çağda yaşadık.

Biri yola çıkmaz dayı bulmadan
Biri balık avlar suyu bulmadan
Birinin haftayı, ay’ı bulmadan
Milyarlar derdiği çağda yaşadık.

Baş örtüsü yasak, Türk olmak günah
Sabır ver, sabır ver ey gadir Allah!
Bulaşık basının her gün, her sabah
İslâm’ı Yerdiği çağda yaşadık.

Zorbaya rüşvettir ‘nurol-çok yaşa’
Mâbutlar, kıbleler değişti hâşâ
İnsanın kâğıda, demire, taşa
Secdeye vardığı çağda yaşadık.

Görün hâlimizi biz insanların
Tutsağı olmuşuz suizanların
Her zaman her yerde Müslümanların
Müslüman kırdığı çağda yaşadık.

17. Yol

Güler Duman (Ecele Doğru)
Abdullah Işılak (Ecele Doğru)

Hayat kapısından tek tek
Her giriş ecele doğru.
Toprakta sürünür bebek
Her karış ecele doğru.

İster yürü, ister bekle
İster çıkart, ister ekle
Geç kaldım diye gam çekme
Her varış ecele doğru.

Ayaklar zemine değer
Analar yavrusun döğer
Kalpten damara kan yağar
Her vuruş ecele doğru.

Yürü, koş, uyu, otur, kalk
Yukarı bak, aşağı bak
Dört yana dönmeyi bırak
Her duruş ecele doğru.

Bir el yapar, bin el bozar
Gün alçalır, gölge uzar
Önü kundak, sonu mezar
Her yarış ecele doğru.

18. Geç Kalmışım

Hasan Sağındık (Geç Anladım)

Putları taşa tutmanın
Güç’lüğünü geç anladım.
Delileri avutmanın
Hiç’liğini geç anladım.

İhtiraslar dursun diye
Şehiri sığdırdım köye
Her bedenin ayrı şeye
Aç’lığını geç anladım.

“Safkan” dedikleri atın
Ünü büyük pek çok zatın
Bir yerde ilmin, sanatın
Piç’liğini geç anladım.

Hak’tan söz edersen eğer
Atılan taş sana değer
Doğruluk suç imiş meğer
Suç’luğunu geç anladım.

Su taşırken kalbur, file
Susmak gerekirmiş dile
Yazık… geç kalmanın bile
Geç’liğini geç anladım.

19. Hak Yol İslam Yazacağız

Grup Haykırış (Hak Yol İslam Yazacağız)
Gönülden Gönüle (Hak Yol İslam Yazacağız)

Kör dünyanın göbeğine
Hak yol İslâm yazacağız.
Kuşların göz bebeğine
Hak yol İslâm yazacağız.

Yola, ağaca, pınara
Esen yele, yağan kara
Yağmur yüklü bulutlara
Hak yol İslâm yazacağız.

Koç burcuna, yay burcuna
Bebeklerin avucuna
Minarelerin ucuna
Hak yol İslâm yazacağız.

Bucak bucak, köşe köşe
Kara taşa, kor-ateşe
Yıldıza, aya, güneşe
Hak yol İslâm yazacağız.

Askerlerin miğferine
Kağnıların tekerine
Buda´nın tunç heykeline
Hak yol İslâm yazacağız.

Her kapının eşiğine
Her sofranın kaşığına
Balaların beşiğine
Hak yol İslâm yazacağız.

Herkes duyacak, bilecek
Saklanmaz gayrı bu gerçek
Yaprak yaprak, çiçek çiçek
Hak yol İslâm yazacağız.

20. Fotoğraf

Selçuk Küpçük (Fotoğraf)
Kaya Kuzucu (Fotoğraf)
Ali Enver (Fotoğraf)

Resmine baktığım güzel kız, genç kız
Unuttum, Unuttum, Unuttum seni..
Eski bir albümde durursun yalnız
Unuttum, Unuttum, Unuttum seni..

İki harf, bir imza, bir tarih; garip!
Besbelli üçü de mutsuz, mustarip
Aklımı zorlama karşımda durup
Unuttum, Unuttum, Unuttum seni..

Bilemem aradan geçti kaç sene
Memleketin nere, kimsin, adın ne?
‘Hatırla’ diyerek bakma yüzüme
Unuttum, Unuttum, Unuttum seni..

21. Dün Gece

Hasan Sağındık (Dün Gece)

Çelik testereyle kestim suları
Yıkadım duvara astım suları..
Düşümde düşüme girdim dün gece.

Buluta yaslandım ışığı tuttum.
Seni hatırladım, seni unuttum..
Kendimi kendime sordum dün gece.

Topladım yolları eyledim yumak
Musalladan gayri görmedim durak…
Durmadan düşünüp durdum dün gece.

Toprağı boyadım otlar ağladı
Oturdum kalkmadım atlar ağladı..
Tuttum yorgunluğu yordum dün gece.

Dertler gecikince gidip yokladım
Yırtık bohçalarda umut sakladım..
Kırgınlık bağını kırdım dün gece.

Şişelerde mahkûm çiçek kokusu
Yağdı yüreğime renk renk korkusu..
Yok yere yokluğu vurdum dün gece.

Ay doğdu, gölgeler çöktü üstüme
Hicran alev alev aktı üstüme..
Gözümü yollarda gördüm dün gece.

Aydınlığa koştum karanlık çıktı
Her sevgi, her vefa bir anlık çıktı..
Güç-belâ ben bana vardım dün gece.

Dosta şiir yazdım ‘hatıra’ dedim
Belki bir dost gele otura dedim..
Gönlümü toprağa serdim dün gece

22. Ayıp

Esat Kabaklı (Gel Gayrı)
Burçe Bozkurt (Gel Gayrı)
Osman Eriş (Ayıp)

Kara gözlüm bu ayrılık yetişir,
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.

Ayların sırtında yıllar taşındı,
Sanma ki garibi eller düşündü.
Bebekler evlendi, yollar aşındı
Kozalaklar çınar oldu gel gayrı.

Hesap et, gideli sen gurbet ile
Otuz ay tutuldu kolay mı dile?
Hapisler, sürgünler, esirler bile
Sılasına döner oldu gel gayrı.

Gönlüm sende, gözüm yollarda durdu,
Saat isyan etti, takvim kudurdu.
Hasret hançerini bağrıma vurdu
Yüreciğim kanar oldu gel gayrı.

Emeği boşadır yuvasız kuşun…
Nerdeyse toprağa değecek başın.
Beni düşünmezsen kendini düşün
Herkes seni kınar oldu gel gayrı.

23. Gönlümdeki Gurbet

Hasan Sağındık (Gönlümdeki Gurbet)

Dost ülkeler duman duman önümde
Dağların alnında gurbet yazılı.
Göv göcekler firez oldu gönlümde
Çamların dalında gurbet yazılı.

Ilgıt ılgıt yeller eser ovadan
Kuşlar hep tedirgin kalkar yuvadan
Özümüz gövünür yanık havadan
Sazların telinde gurbet yazılı.

Gene yanar oldu bağrımın başı
Nasıl söner bu sevginin ateşi?
Oğuzlar soyunun savaş yoldaşı
Atların nalında gurbet yazılı.

Bin canım olsa da yurt için versem
Ufka nakış nakış kanımı sersem
Kalk gardaş sılaya gidelim desem
Ötüken yolunda gurbet yazılı.

24. Hazır Ol

Hasan Sağındık (Hazır Ol)

Herifler üç günde hakkı, huzuru
Kaldırdılar; hele gardaş hazır ol
Gümrüksüz laf yapar şahı, veziri;
Çıldırdılar; hele gardaş hazır ol

Eski vaadlerden etme suali;
Yalanın mızrağı yırttı çuvalı
Harap halimize yedi düveli
Güldürdüler; hele gardaş hazır ol

Kimi sağ bezirgân, kimi sol tellal
Birleşti sofrada haramla helâl
Hastanın başında ayıya kaval
Çaldırdılar; hele gardaş hazır ol

Tilki çıktı Tavzinalıh postuna;
Dost denilmez düşmanların dostuna
Tunceli’de Bozkurtların üstüne
Saldırdılar, hele gardaş hazır ol

Bugünün ormanı dünün filizi;
Hainler elbette çekemez bizi
Niksar’da gencecik Necati’mizi
Öldürdüler; hele gardaş hazır ol

Çözdüler iplerin ilmiklerini
İbretle seyrettik birliklerini
Affı bahaneyle kimliklerini
Bildirdiler; hele gardaş hazır ol

Senedimiz yazılmış kan ile;
Sekizimiz savaş yapar bin ile
İçimizi isyan, öfke, kin ile
Doldurdular; hele gardaş hazır ol…

25. İncitme

Hasan Sağındık (İsmailce)
Azerin – Yücel Arzen (İncitme)
Uğur Işılak (İncinmesin)

Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.

Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince
Yat kurban ol İsmail’ce
Bıçak senden incinmesin.

Burdayım de ararlarsa
Doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
Bayrak senden incinmesin.

İl göçsün göçtüğün vakit
Yol yansın geçtiğin vakit
Suyundan içtiğin vakit
Kaynak senden incinmesin.

Toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
Gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin.

26. İsyanlı Sükût

Hasan Sağındık (İsyanlı Sükût)
Aşık Mahzuni Şerif (Yürüdü)
Ahmet Yılmaz (İsyanlı Sükût)

Gitmişti makama arz-ı hâl için
‘Bey’ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim..
‘Şey’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı…
Bir baktı konağa alttan yukarı
‘Vay’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasın, sigara sardı
Daldı.. neden sonra garsonu gördü
‘Çay’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

İçmedi, masada unuttu çayı
Kalktı ki garsona vere parayı
Uzattı çakmağı ve sigarayı
‘Say’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş
Sandım can evime döktüler ateş
Sordum: ‘memleketin neresi gardaş? ‘
‘Köy’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı dilini.. vazgeçti birden,
‘Oyyy’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

27. Kıyas ve Değerlendirme

Hasan Sağındık (Kıyas)

Beni dinle ey kadı
Bozuldu işin tadı
Zulümse eğer adı

Kenan yapsa da aynı
Yunan yapsa da aynı.

Söylenecek söz varsa
Söyle sende yüz varsa
Hakka tecavüz varsa

Nokta yapsa da aynı
Yekta yapsa da aynı.

İpe sermeyin unu
Herkes biliyor bunu
Hazineden soygunu

Turgut yapsa da aynı
Nemrut yapsa da aynı.

Zirvedeki uç beyi
Çeker gözden sürmeyi
Rüşvet alıp vermeyi

Fazıl yapsa da aynı
Rezil yapsa da aynı.

Halka tepeden bakan
Göğsüne benlik takan
Yalanla yatıp kalkan

Moiz olsa da aynı
Vaiz olsa da aynı.

Doğruluktan kaçan zat
Menfaati seçen zat
Haram yiyip içen zat

Murdar olsa da aynı
Serdar olsa da aynı.

Bu gemi böyle gitmez
Giderse zulüm bitmez
Kim örnektir fark etmez

Hasmım olsa da aynı
Nefsim olsa da aynı.

28. Bu Dünya Kimin Dünyası?

Hasan Sağındık (Kimin Dünyası?)

Yol üstünde biten çalı
Bu dünya kimin dünyası?
Ak çiçekli ayva dalı
Bu dünya kimin dünyası?

Gediklerde esen poyraz,
Yaprakları dalda koymaz
Gözler doysa gönül doymaz
Bu dünya kimin dünyası?

Her gün eski her gün yeni
Tükenmez gidip geleni
Can evimden vurdu beni
Bu dünya kimin dünyası?

Kar yağar kaybolur izler
Her nakış bin bir sır gizler
Ufuklara dalan gözler
Bu dünya kimin dünyası?

Tüm nimetler talan talan..
Hızır bekler darda kalan.
Varı yalan, yoğu yalan
Bu dünya kimin dünyası?

Toprak basar kucağına
Güneş çeker sıcağına
Atar derdin ocağına…
Bu dünya kimin dünyası?

29. Anadolu Gezisi

Hasan Sağındık (Anadolu Gezisi)

Ter kokuyordu Çukurova tarlaları,
Irgat Türküleri duyuluyordu uzaktan;
Ekin biçiyordu yalın ayaklı köy kızları
Elleri kabarıyordu oraktan.
Gökbelen dağlarına yağmur yağıyordu;
Yetimler mahallesinde bir çocuk ağlıyordu.

Kan kokuyordu doğunun çimenli yaylaları;
Silah sesleri geliyordu Şırnak’tan.
Oğulsuz koymuşlardı ak saçlı anaları;
Tütünler tedirgin olmuştu ocaktan.
Cilo dağlarında kamalaklar üşüyordu;
Garipler köyünde bir gelin düşünüyordu.

Yosun kokuyordu Karadeniz’in mavnaları;
Oynak havalar döküyordu parmaktan.
Buz gibi bir soğuk biçiyordu baharı;
Dal boylu gençler gidiyordu bıçaktan.
Ilgaz dağlarında kurtlar uluyordu.
Bekârlar kahvesinde bir adam uyuyordu.

Şehvet kokuyordu Ege’nin bereketli ovaları;
Körpe bedenler soyuluyordu ahlâktan.
Tedirgin etmişlerdi bizim havaları;
Yadırgı sesler geliyor plâktan.
Çatalkaya dağında kartallar dönüyordu;
Bir nesil yaşıyor, bir tarih ölüyordu.

30. Bulduktan Sonra Arama

Sevcan Orhan (Omuzumda Sevda Yükü)
Hasan Sağındık (Seni Aradım)

Omuzumda sevda yükü
Yollarda Seni aradım.
Beste beste, türkü türkü
Tellerde Seni aradım.

Girdim yeşilden sarıya
Sordum ölüye, diriye
Çiçeği verdim arıya
Ballarda Seni aradım.

Aşk yalımı girdi cana
Gönlüm döndü gülistana
Gece-gündüz yana yana
Küllerde Seni aradım.

Yorulup demedim, yeter
Hasretin gözümde tüter
Kerem’den, Mecnun’dan beter
Çöllerde Seni aradım.

Bahçem çiçek, bağım gazel
Birleşir ebetle, ezel
Ayırmadım çirkin, güzel
Kullarda Seni aradım.

Ulaşmak için rahmete
Katlandım bin bir zahmete
Karışıp söze, sohbete
Dillerde Seni aradım.

31. Otuz Yıl Sonra

Hasan Sağındık (Otuz Yıl Önce)

Okuduğum mektup, gördüğüm güzel
Seni hatırlatır otuz yıl önce
Otobüs kalkarken sallanan her el
Seni hatırlatır, otuz yıl önce

Ceylanın gözleri, gülün kokusu
Uyandırır bende hasret duygusu
Ağaçtaki meyve, pınardaki su
Seni hatırlatır, otuz yıl önce

Ormanlar, yıldızlar, karışık düşler
Sisli düşünceler, gamlı gülüşler
Yağar kurşun kurşun içime işler
Seni hatırlatır, otuz yıl önce

Bakarım her sabah mor ufuklara
Sevginin sığması zor ufuklara
İstersen anlatır, sor ufuklara
Seni hatırlatır, otuz yıl önce

Düğünler, bayramlar seninle gelir
Gecede yağan kar, seninle gelir
İlkbahar, sonbahar seninle gelir
Seni hatırlatır, otuz yıl önce

32. Sen Varsın

Sacide Cankılıç (Gönül Tezgâhında Şiir Dokudum)

Gönül tezgahında şiir dokudum
İplik iplik nakışında sen varsın.
Aşk yolunun kanununu okudum
Madde madde yokuşunda sen varsın.

Fikir vadisinden bir ırmak geçer
Eğilir serviler, suyundan içer
Bağrında ay doğar, zambaklar açar
Sessiz sessiz akışında sen varsın.

Öz suyusun hayat denen şişenin
Nedenisin keder ile neşenin
Sevda cephesinde şehit düşenin
Donuk donuk bakışında sen varsın.

Hep senin renginde görünür bahar
Yaprakta yeşilin, gülde kokun var
Yama yama kalbimdeki yaralar
Sıra sıra dikişinde sen varsın.

Gidip de yorulma çok uzaklara
Sen, ‘sen’i gel benim içimde ara…
Umut güneşimin mor bulutlara
Girip girip çıkışında sen varsın.

33. Sıcak Afrika’nın Siyah Ağıdı

Hasan Sağındık (Siyah Ağıt)

Önce ellerinde İncil,
Sonra omuzlarında tüfekle geldiler.
Evleri, ekinleri bizim olan topraklara
Uzak ülkelerin uğursuz insanları…
Ne hakla geldiler anam,
Ne hakla geldiler?

“Allah bir” dediler inanıverdik
Anlatmadılar kullar arasındaki farkı.
Zulüm üstüne zulüm yığdılar;
Korku üstüne korku.
Siyah derili insan öğüttü dur-durak bilmeden,
Kurdukları medeniyet çarkı..

Misafir olmak, dost olmak dururken
Şart mıydı ellerinde ilah olması?
Bizde de vardı iki el, iki ayak, iki göz
Bizim de yüreğimiz vardı, biz de bilirdik sevmeyi
Suç muydu derilerimizin siyah olması?

Dövdüler, vurdular, sürdüler
Çocuklarımızı bile öpüp-koklayamadık.
Bize ait olan her şeyimizi
Yeni efendilerimiz aldılar
Namusumuzu bile saklayamadık.

Günü, ayı, yılı yok, her zaman
Gökyüzünü kızıla boyadı akıttıkları kan.
Köle yaptılar bizi beyaz medeniyete
Götürdüler madenlerimizi,
Meyvelerimizi, çocuklarımızı..

Ve işte onlardan geriye kalan:
Boş bir kilise
Taş bir kule
Bronz bir çan..

Gel bunları da götür gideceğin yerlere
Adaletsiz medeniyetin babası
Ölçüsü menfaat olan
Beyaz insan…

34. Aklıma Düşenler

Hasan Sağındık (Aklıma Düşenler)

Her nerede tarih sesi duyarsam
Özlediğim zaman düşer aklıma…

Doğudan batıya akan kutlu sel
At, kılıç ve kalkan düşer aklıma…

Malazgirt göğsünde açılan kilit
Şüphesiz Alpaslan düşer aklıma.

Ana bildiğimiz şu ana mekân
Burcu burcu vatan düşer aklıma…

Ertuğrul Bey adlı devlet banisi
Ceddim Gazi Osman düşer aklıma…

Semaya ser çeken bir ulu çınar
Fatih Mehmed Sultan düşer aklıma…

Üç kıtaya dalga dalga yayılan
Nihayetsiz umman düşer aklıma…

Aşk ile, vecd ile, adalet ile
İlim düşer, irfan düşer aklıma…

Sonra gövdemizi kemiren kurtlar
İhmal düşer, isyan düşer aklıma…

Jönlerin, bönlerin ihanetleri
Ve küçülen vatan düşer aklıma…

Cezayir bestesi en içli ağıt
Feryad ile figân düşer aklıma.

Dalarım kor gibi hayâllerime
Evladı Fatihan düşer aklıma…

Kosova’yla Dumlupınar diz dize
Kaybolan şeref/şan düşer aklıma…

Sene iki bin bir, Türkiye muhtaç
Tüm vurguncu ihvan düşer aklıma…

Semirir, eğlenir mutlu azınlık
Milyonlarca kurban düşer aklıma…

Mazimizden karanlıktır halimiz
Kandil, mum ve şamdan düşer aklıma…

Bendeki yarayı avcılar bilmez
Hep yaralı ceylan düşer aklıma…

Şu dünyayı baştan başa sarsacak
Mühürlenmiş ferman düşer aklıma…

Umutsuzluk yaklaşırken yanıma
Gökten yağan derman düşer aklıma…
Can içinde bir can düşer aklıma…

35. Soylu Bir Destan 12 Şubat

Hasan Sağındık (Soylu Bir Destan)

Bir güvercin uçar akça kanatlı
Barıştan savaşa selâm götürür.
Yollardan yel gibi geçer bir atlı
Afyon’dan Maraş’a selâm götürür.

Bir On İki Şubat, bir yıldan büyük
Kalmadı çok şükür ne zincir, ne yük
Berit’ten Ilgaz’a bir alageyik
Seker taştan taşa, selâm götürür.

Bir bulut kabarır iki dağ boyu
Yüklenir yağmuru, karı doluyu
Gezer yayla yayla Anadolu’yu
Bir baştan, bir başa selâm götürür.

Uyanır Yörüğü, Lazı, Afşarı
Bir eyler zeybeği, horonu, barı
Aydın ovasının ılık rüzgârı
Efeden dadaşa selâm götürür.

Kırım’da şimşektir çakar bir yıldız
Kars’tan Fergana’ya bakar bir yıldız
Kerkük’ten Tebriz’e akar bir yıldız
Gardaştan gardaşa selâm, götürür.

Bir şehir… köy, oba mahalle, çarşı
Çarpışır düzenli orduya karşı
Ve soylu bir destan kurtuluş marşı
Güneş, kurda kuşa selâm götürür.

36. Bayramlar Bayram Ola – 6

Kaya Kuzucu (Bayramlar Bayram Olsun)

Alem-i İslam’a rahmet su gibi
Aksın bayram olsun bayramlarınız.
Evleriniz cennet kokusu gibi
Koksun bayram olsun bayramlarınız.

Zindan medresedir gam yayla size
Farkı yok bin yılın bir ayla size
Melekler yukardan gıptayla size
Baksın bayram olsun bayramlarınız.

Uygur Kazak Kırgız Azeri’nizden
Gitmesin gardaşlık nazarınızdan
Zalimler zulmünü üzerinizden
Çeksin bayram olsun bayramlarınız.

Süleyman esir de Simon neden hür
Hiç durma dünyanın yüzüne tükür
Müslümanın sesi münafıktan gür
Çıksın bayram olsun bayramlarınız.

Serilsin gönüller döşek misali
Patlasın sevgiler fişek misali
Hakikat durmadan şimşek misali
Çaksın bayram olsun bayramlarınız.

Haksızlık almasın Hakk’ın yerini
Aşsın boyunuzdan aşkın derini
Kimi gözyaşını kimi terini
Döksün bayram olsun bayramlarınız.

Kök bir dallar ayrı ki İslam bir gül
Afganistan bir gül Türkistan bir gül
Vahdet bahçesine her insan bir gül
Diksin bayram olsun bayramlarınız.

Mağdurlar mazlumlar ersin felaha
Vuslata varanlar varsın bir daha
İrfan tohumunu gece sabaha
Eksin bayram olsun bayramlarınız.

Kandır zalimlerin zulüm çiçeği
Öldürür cehalet ölüm çiçeği
Gençler yakasına ilim çiçeği
Taksın bayram olsun bayramlarınız.

Şehide toprağın hürmet-i aşkı
Anadan fazladır şefkat-i aşkı
Rabb’im yüreklere ülfeti aşkı
Soksun bayram olsun bayramlarınız.

Hazreti Resul’ün nurlu katına
Gitmek isteyenler binsin atına
Küfrün saltanatı yerin altına
Çöksün bayram olsun bayramlarınız.

Ne makam ne para olamaz ölçek
Kurtuluş İslam’da vallahi gerçek
Bu mübarek sevda bizleri tek tek
Yaksın bayram olsun bayramlarınız.

37. Gide Gide

Musa Eroğlu (Bugünden Yarına Âşıksın Gönül)
Ozan Ünal (Âşıksın Gönül)

Gösterir gün gibi, düşüncelerin
Derinden derine âşıksın gönül.
Çıkla kadın desem yalan söylerim
Sen başka birine âşıksın gönül.

Kırılmış telleri sevda sazının
Eşi yok sendeki ince sızının
Tarlada çift süren köylü kızının
Topraklı terine âşıksın gönül.

Maraş’a, Muğla’ya, Kırklareli’ne
Yiğit Köroğlu’nun Çamlıbel’ine
Kars’ın yaylasına, Van’ın gölüne
Ağrı’nın karına âşıksın gönül.

Baharın bulutu, seherin yeli
Sarı seller gibi coşturur seni
Varsın bilmeyenler desinler ‘deli! ‘
Bugünden yarına âşıksın gönül.

Yüksekten dökülen suyun sesine,
Kekik kokusuna, çam gölgesine,
Renklerden sütbeyaz, koyu yeşile,
Toprağın moruna âşıksın gönül.

Yiğitin, sözünden dönmeyenine
Ateşin, yıllarca sönmeyenine
Silahın, omuzdan inmeyenine
Atın gök kırına âşıksın gönül.

İyinin iyisi, güzelin hası..
Susamış yolcuya su veren tası
Edibin kalemi, ressam fırçası
Şair şiirine âşıksın gönül.

Değildir bu sevgi akıl erecek
Her duyan bir başka mânâ verecek
Şaşırmış yolcuya yol gösterecek
Hakikat nuruna âşıksın gönül.

38. Dağ ile Sohbet

Bayram Bilge Tokel (Dağ ile Sohbet)

Beyaz karlı, kara çamlı iri dağ
Heybet nedir, ne değildir? De hele.
Geceleri yapayalnız kalınca
Uzlet nedir, ne değildir? De hele.

Hiç başın ağrır mı, yoruldun mu hiç?
Birine küstün mü., darıldın mı hiç?
Sevdin mi, öptün mü, sarıldın mı hiç?
Hasret nedir, ne değildir? De hele.

Neşeyi ne tartar, gamı kim ölçer
Acı söz yarası kaç yılda geçer
Beklemek sancıdır, ayrılık hançer
Gurbet nedir, ne değildir? De hele.

Düşlerine aldandın mı uykunun?
Kucağında büyüdün mü korkunun?
Taşınması zor mu zillet tokunun?
Dehşet nedir, ne değildir? De Hele.

Ormanın var, pınarın var, kuşun var
Dört mevsimde bulut saçlı başın var
Bilmem amma bir uzunca yaşın var
Mühlet nedir, ne değildir? De hele.

39. Garibin Garip Türküsü

Latif Öz (Garibin Garip Türküsü)
Âşık Ali Nurşani (Sılada Sılasız Kaldım)

Sılada sılasız kaldım;
Suyum garip, aşım garip.
Ben kendime gurbet oldum;
İçim garip, dışım garip.

Bayram diye insem düze,
Düşman olur astar yüze.
Kattım geceyi gündüze;
Uykum garip, düşüm garip.

Temmuzda üşür gezerim,
Zemheride akar terim;
Dört mevsimde derbederim…
Yazım garip, kışım garip.

Felek bir gün rahat koymaz;
Çağırsam kaderim duymaz
Ayağım aklıma uymaz…
Gövdem garip, başım garip.

Parasız kesem suç olur.
Acıkıp yesem suç olur.
Sözüm var, desem suç olur.
Dilim garip, dişim garip.

Ben bu devre nerden geldim..
Kırk parçayı bire böldüm.
Bugün doğdum, dünden öldüm..
Vaktim garip, yaşım garip.

Koştum hakikat ardına,
Yandım ayrılık derdine,
Git, bak, ölüler yurduna;
Kabrim garip, taşım garip.

40. Ülkü Türküsü

Uğur Işılak (Ülkü Türküsü)
Kerim Sezer (Ülkü Türküsü)
Kaya Kuzucu (Sevda Türküsü)

Bir beyaz rahmettir, bir yeşil murat
Görmeyen ne bilir oy bu sevdayı!
Tüter buram buram, yücelir kat kat
Arttırır gün, hafta, ay bu sevdayı.

Değişir bu mevsim, bu poyraz keser
Yurdumda davamın rüzgârı eser
Gün gelir anlayıp bağrına basar
Şehir bu sevdayı, köy bu sevdayı.

Yeminim var oğlum kızım üstüne
Yazdım nakış nakış özüm üstüne
Çilesi belası gözüm üstüne
Derdimin dermanı say bu sevdayı.

Mukaddes hareket, mübarek mânâ
Türk-İslâm ülküsü büyür yan yana
Alır bir kaynaktan döker ummana
Irmak bu sevdayı, çay bu sevdayı.

Batılın çokluğu uzaktır bizden
Severim, tutarım hak olan azdan
En soylu türküden, en doğru sazdan
Dinle bu sevdayı, duy bu sevdayı.

Bedenime korkak yürek yüklemem
Tatlı diye öz canımı saklamam
Öldüğümde çalgı, çelenk beklemem
Al götür kabrime koy bu sevdayı.

41. Üşüyenler

Kaya Kuzucu (Üşüyenler)

Bilir misin gardaş Türk illerinde
Havada yıldızlar, dağda kar üşür.
Tutsak soydaşların türkülerinde
Dört mevsim ötede bir bahar üşür.

Ezanlar buz tutmuş minarelerde!
Yaylalar dermiş ki: Töremiz nerde?
Yolların hasretle bittiği yerde
Her dağ yamacında bir mezar üşür.

Ses verir aktıkça ağlarcasına
Göl olur gözyaşı gönül tasına
Her sabah kuşların uyanmasına
Her köyün bağrında bir pınar üşür.

Kara pas bağlamış ozan dilleri
Ayıya in olmuş Bozkurt illeri.
Ulu Tanrısı’na açmış kolları
Kökü Türklük olan bir çınar üşür.

42. Dönüş

Suavi (Sana Geliyom)
Mürsel Yavuz (Sana Geliyorum)
Ekrem Çelebi (Bunca Yıldır)

Bunca yıldır bir hiçliğe
Gittim, sana geliyorum…
Yeter artık döne döne
Bittim, sana geliyorum…

Durdum ve düşündüm demin
Baktım bu yol daha emin
Ayrılmamaya bin yemin
Ettim, sana geliyorum…

Gözüm yaşlı gönlüm garip
Yalvarayım dedim varıp
Benliği benden çıkarıp
Attım, sana geliyorum…

Aşk tokmağı değdi örse
Durmam gayrı dünya dursa
Dünden kalma neyim varsa
Sattım, sana geliyorum…

Bıraktım öfkeyi kini
Oldum bir rahmet ekini
Seni sevmenin zevkini
Tattım. sana geliyorum…

43. Hasan’a Mektup – 20

Aşık Mahzuni Şerif (Geç Kaldık)

Hesap ettim ayak altı, baş yedi
Vallahi nazlı yâr gene geç kaldık.
Hınzır bülbül gül dalında leş yedi..
Katmerlendi zarar, gene geç kaldık.

Köprüler var perşembeden pazara
Yapanda yüz yok ki yüzü kızara
Hastayı gömdükten sonra mezara
İlâç neye yarar, gene geç kaldık.

Akşamı geç saydık, sabahı erken
Seyrettik kediler ciğeri yerken
Hele şu bulutlar dağılsın derken
Yollara yağdı kar, gene geç kaldık.

Ok yetişmez oldu zor bezirgâna
Şimdiye katırlar bağlandı hana
Fuzuli telaşı bırak bir yana
Denkleri yavaş sar, gene geç kaldık.

Suya hasret kaldı deniz kızları
Ekvator’a heykel diktik buzları
Ankara’yı geçti at hırsızları
Serde tembellik var, gene geç kaldık.

44. Cevapsız Kalan Sualler

Osman Öztunç (Beton Duvar)

Yürü: duvar beton, otur yer beton
Tavana bakarsın ‘ bakma der’ beton
– Yağmur kokan toprakların nerede? ..

Ne çiçekler açar, ne kuşlar öter
Yolların on adım ötede biter
– Serbest gezen ayakların nerede? ..

Her günü hasrettir haftanın ayın
Hani ya bayramın, düğünün, toyun?
– İlin, yurdun, konakların nerede? ..

Gönlün gamdan göçer, gama taşınır
Boş direkler boynu bükük düşünür
– Dalga dalga bayrakların nerede? ..

Deprem mi geçirdin, talan mı gördün?
Kanlı haydutlara haraç mı verdin?
– Obaların ocakların nerede? ..

İnancın cezalı, yüreğin tutsak
Konuşacak yerde çaresiz susmak
– Dudakların, dudakların nerede?

45. Aşk Yarası

Selçuk Küpçük (Aşk Yarası)

Yüreğimden aşk kurşunu yedim ben
Doktor ağlar, merhem ağlar yarama.
Dilekçemi gökyüzüne verdim ben
Yağmur ağlar, meltem ağlar yarama.

Gözyaşları kirpiklere dizilir
Damla damla yanaklara süzülür
Ruh röntgenim duygulara çizilir
Zülüf ağlar, perçem ağlar yarama.

Yazan kalem kesin yazmış fermanı
Kimse sorsam ”yoktur” diyor dermanı
Anlatsam çıldırtır dağı – ormanı
Yangın ağlar, deprem ağlar yarama.

Aşk yarası ilaç kabul etmezmiş
Bir gelirse daha dönüp gitmezmiş
Tıp ilminin aklı fikri yetmezmiş
Hatip ağlar, ebkem ağlar yarama…

46. 50. Yıl Hesabı

Ömer Karaoğlu (50. Yıl Hesabı)
Abdullah Işılak (Gel de Gör)

Bağladım nefsimi zincir yulara
Dünyayı duvara astım; gel de gör.
Rahatı huzuru attım kenara
Çileyi bağrıma bastım; gel de gör.

Yürüdüm sel oldum, durdum göl oldum
Mazluma, mağdura kıvrak dil oldum
Zulüm sıcağında serin yel oldum
Yürekten yüreğe estim; gel de gör.

Sonu hatırladım, ilki duyunca
Kula kul olmadım ömür boyunca
Hakkın zehirini içtim doyunca
Batılın balına kustum; gel de gör.

Ülfetim olmadı iriler ile
Ağıla girmedim sürüler ile
Ölümden korkmayan diriler ile
Selâmı, sabahı kestim; gel de gör.

Aşk ceylanı emzirince sütünü
Taşa çalıp, kırdım benlik putunu
Düşmanımdır inkârcının bütünü
Allah dostlarıdır dostum; gel de gör.

Bazı kötülüğü kovdum elimle
Bazı kötülüğü yerdim dilimle
Gücüm yetmeyince kendi hâlimle
Haksıza buğzettim, küstüm; gel de gör.

Çıkar için lâf davulu çalmadım
Hiçbir yerden makam, rütbe almadım
Bildimse söyledim; korkak olmadım
Bilmediğim yerde sustum; gel de gör.

47. Aydınlık

Grup Yürüyüş (Kardan Aydınlık)

Gergin uykulardan, kör gecelerden
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.
Sonra düğüm düğüm bilmecelerden
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.

Gökten yağmur yağmur yağacak renkler
Daha hoş kokacak otlar, çiçekler
Ardından bitmeyen mutlu gerçekler
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.

Vurulup ömrünün ilkbaharında
Kanından çiçekler açar yarında
Cümle şehitlerin omuzlarında
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.

Işıklar dal-budak, her kolu İslâm
Gönüller, yürekler dopdolu İslâm
Tek ölçüsü İslâm, tek yolu İslâm
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.

İzmir’in sağından, Van’ın solundan
Erzurum, Edirne, Hatay yolundan
Kapı kapı tekmil Anadolu’mdan
Bir sabah gelecek kardan aydınlık.

48. Kim Ola

Şükriye Tutkun- Osman Eriş (Kim Ola?)

Çıkar çıkar uzaklara bakarsın
Yollarını beklediğin kim ola
Deli misin hasretlik mi çekersin
Mektubunu sakladığın kim ola

Ahlar tüter her sözünün içinde
Yaş dışında gam gözünün içinde
Yıllar yılı can özünün içinde
Sevdasını sakladığın kim ola

Arada bir hayallere dalarsın
Hal mülküne hatıralar salarsın
Neden sık sık uykuları bölersin
Rüyalarda yokladığın kim ola

Dost diyorsun kimin dostu kapalı
Can canan diyorsun üstü kapalı
Türküler söylersin kastı kapalı
Mısralara yüklediğin kim ola

49. Hele Dursun

Latif Öz (Hele Dursun)

Aşkın sarıldı yakama;
Hasret yük oldu arkama
Yazacak dertler çok ama,
Hele dursun.

Bugünden yarına göç var,
Gülüşünde bile suç var.
Alacak sayısız öç var,
Hele dursun.

Neler ettin bana neler…
Makul değil bahaneler.
Gelsin gelecek seneler,
Hele dursun.

Zannetme ki giden gelmez;
İnişler yokuşsuz olmaz.
Böyle kazanç cepte kalmaz,
Hele dursun.

Karagözlü, vefasız yâr,
Söyleyecek çok sözler var;
Söylesem yâd eller duyar,
Hele dursun.

50. Yeter ki Gel

Kerim Sezer (Yeter ki Gel)

Üzülme her hafta gelemem diye
Haftada olmazsa ayda gel canım.
Üç yüz altmış beşi böl on ikiye
Sırala otuzu say da gel canım.

Bekletme geciken müddet ziyandır
Güzele kin, öfke, hiddet ziyandır
Varsa gurur, kibir, şiddet ziyandır
Onları orada koy da gel canım.

Kitap ‘aşk masal’ der, yıkar, bırakmaz
Akıl ‘tedbir al’ der çöker, bırakmaz
Korku ‘gitme kal’ der çeker, bırakmaz
Sen gönül sözüne uy da gel canım.

Yazı, güzü, kışı bahar zamanı
Yaşadın bilirsin ki her zamanı
Dinle rüzgârları seher zamanı
Uzaktan sesimi duy da gel canım.

51. Bırakmıyorlar

? (Gitmek İstiyorsun Bırakmıyorlar)

Yad elden yanıma çağırdım seni
Gelmek istiyorsun bırakmıyorlar
Rüyada, mektupta albümde seni
Bulmak istiyorsun bırakmıyorlar

Umutlar hayaldir acılar gerçek
Çileye mahkumsun, kim ne bilecek
Ya bir kuru selam, ya bir top çiçek
Salmak istiyorsun, bırakmıyorlar.

Otuz yıl ağladın hep yana yana
Yeter, yazık diyen olmadı sana
Vefasız dostluğa kalleş zamana
Gülmek istiyorsun bırakmıyorlar

Çalış derler ayak, bağlı el bağlı
Konuş derler, dudak bağlı, dil bağlı
Kalk git derler, kapı bağlı, yol bağlı
Kalmak istiyorsun bırakmıyorlar

Aydınlık ararsın her gün her yere
Çekerler önüne yedi kat perde
Zulüm kimden gelir, adalet nerde?
Bilmek istiyorsun bırakmıyorlar

Yıllar boyu uykuların bölündü
Uçacakken kanatların yolundu
Hayat hakkın vardı elden alındı
Ölmek istiyorsun bırakmıyorlar

52. Ben

Ateş Karaduman (Ben Karlı Dağların)

Ben: Karlı dağların deli rüzgârı..
Ben: Tozlu yolların demirbaşıyım.
Ben: suyu kurumuş sevgi pınarı…
Ben: Toprak bekçisi, mezar taşıyım.

Ben: Hep yıllar yılı kanayan çıban…
Ben: Fikir sürüsün yitiren çoban.
Ben: Hayâl peşinde çarıksız taban…
Ben: gurbet ağzında bulgur aşıyım.

Ben: çürük bir gemi aşk denizinde..
Ben: Yağmur damlası dostun izinde.
Ben: Yanıp kül oldum aşkın közünde…
Ben: Kara sevdanın dert yoldaşıyım.

Ben: Koyu düşmanım yersiz gülüşe
Ben: Düşüvermişim bitmez bir düşe
Ben: Bıldır ağlarım bu yıl ölmüşe…
Ben: Bensiz duygunun ilk savaşıyım.

Ben: Gönlü aklına uymayan deli..
Ben: Az düşünceden doymayan deli.
Ben: Beni ben diye saymayan deli…
Bırakın, ben benden uzaklaşayım.

53. Vur Emri

Kerim Sezer (Vur Emri)

Bir haber dolaşır semada pulpul;
Kılınçlar bilensin akın var Çin’e.
Yiğitler at sürer düşman içine;
Tarihe hükmeden bir ses duyulur:
– Vur! TÜRKLÜK aşkına vur!

Yüklenir bir ülke oymak ve avul,
Sel olur ordular, batıya akar.
Uçar elden-ele bozkurtlu bayraklar.
Emreder bir başbuğ, sade ve vakur:
– Vur! BAYRAK aşkına vur!

Karışır top sesi, nal sesi, davul..
Çağdan çağa çığır açar gemiler.
Bir hâkan atını denize sürer
Ve der ki: “Yıkılsın Bizans’ı koruyan sur, ”
– Vur! FETİH aşkına vur!

Parçalanmak istenir bir ülke, Anadolu’dur:
Şahlanır bir anda bin yıllık hınçlar;
Eser poyraz poyraz eğri kılınçlar,
Kütahya düzünde kelle savrulur…
– Vur! TOPRAK aşkına vur!

Ya… işte tarihin böyledir oğul!
Geçmişten hız alsın geleceğin de..
Göster Türklüğünü tunç bileğinle!
Bu dine, bu ırka ve bu toprağa
Sataşmak isterse herhangi gavur:
– Vur! ALLAH aşkına vur!

54. Zayıfım Sanma

Grup Haykırış (Zayıfım Sanma)

Ya Allah, deyince yedi zinciri
Kıracak güçtesin, zayıfım sanma.
Fikir koşusunda çok dingişleri
Yoracak güçtesin, zayıfım sanma.

İlmi azık eyle, sabırı silâh;
Gittiğin Hak yoldur, yardımcın Allah;
Kırk geceden sonra kırk milyon sabah
Görecek güçtesin, zayıfım sanma.

Sevda kelep kelep, kin deste deste;
Eller tetiktedir, kulaklar seste;
En uzak menzile iki nefeste
Varacak güçtesin, zayıfım sanma.

Günahkar ne orman, ne balta, ne sap;
Akıl yor.. müşkülü halletmez âsap;
Mazlumlar adına zalimden hesap
Soracak güçtesin, zayıfım sanma.

Kötülük beklenmez yiğitten, mertten
Milletim sizinle kurtulur dertten;
Haini, zalimi mübarek yurttan
Sürecek güçtesin, zayıfım sanma.

Vakt’iken çadır kur aşk diyarına;
Her şeyin sahibi sensin yarına;
Yumruğu TÜRKLÜĞÜN düşmanlarına
Vuracak güçtesin, zayıfım sanma.

55. Senet

Abdullah Işılak (Biz Geleceğiz)

Allah’ın izniyle Anadolu’ya
Yağacak bir Rahmet biz geleceğiz
Sarıldı çekirdek, toprağa, suya
Durmaz bu hareket biz geleceğiz

Soygunu, vurgunu kaldırmak için
Zulmü beşiğinde öldürmek için
Milletin bahtını güldürmek için
Edeceğiz gayret biz geleceğiz

Hain ile gitsin saklasın korkak
Neme lazım desin uyusun ahmak
Bugün gelmedikse yarın muhakkak
Geleceğiz evet biz geleceğiz

Gidecek bu uyku, bu düş zamanı
Diriltir davamız ölmüş zamanı
Yakındır sılaya dönüş zamanı
Bitecek bu gurbet biz geleceğiz

Yeter ki Hakkı tut batıldan el çek
Geberecek yalan, doğacak gerçek
Töreden kopmuşlar gidecek tek tek
Görecek bu millet biz geleceğiz

Kıracak kabuğu mukaddes mana
Bin çakal vız gelir bir tek aslana
İlan ediyoruz dosta, düşmana
Geleceğiz elbet, biz geleceğiz

56. Birlik

Abdullah Işılak (Tek Bir Milletiz)

Bilmeyen öğrensin, duymayan duysun!
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.
Bölücü sapıklar aklına koysun
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Dünün insan yiyen kanlı çarkı yok!
Yüzlerde gam, gönüllerde korku yok…
Çerkezi yok, Kürdü yoktur, Türkü yok…
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Allah bir, vatan bir, bayrak bir beden
Yanlış yola sapmayalım bilmeden!
Doğu, batı diye ayırmak neden?
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Yırtılıp atılmaz tarih sepete!
Birlik olduk camide ve cephede;
Kore’de, Kıbrıs’ta, Kocatepe’de
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Nineler, dedeler, masum bebekler,
Bizlerden Huzurlu Türkiye bekler;
Tutuşsun el-ele kızlar erkekler:
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Kalacak adımız, kaldığı gibi,
Âleme velvele saldığı gibi
Tıpkı Sakarya’da olduğu gibi
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Ne zulmü severiz, ne kinimiz var!
Hayrı emreyleyen hak dinimiz var;
Dağlar, çağlar boyu yeminimiz var:
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

57. Geceden Sabaha Doğru

Abdullah Işılak (Erinde Gecinde)

Bölücülük dağıtan çay
Kurur erinde, geçinde
Kardan köprü, buzdan saray
Erir erinde, geçinde.

Öfkeleri direk, direk
Ellerinde kazma, kürek
Türk Milleti tek bir yürek
Vurur erinde, geçinde

Genç ihtiyar, dadaş, efe
Leke kondurmaz şerefe
Yaydan çıkan ok hedefe
Varır erinde, geçinde.

Elif, Osman, Zeynep, Tahir
Damlalardan olur nehir
Uyanır cümle köy, şehir
Yürür erinde, geçinde.

Gafil sanmasınlar bizi
Bilen bilir sabrımızı
Fırsatçının nifak hızı
Durur erinde, geçinde.

Yitirmeden koz as’ını
Örsün akrep kozasını
Yaptığının cezasını
Görür erinde, geçinde.

58. Bulacak Yere Bakmalı

Abdullah Işılak (Arama Beni)

İman kaynağımdır, tevhid havuzum
İslâm’ın dışında arama beni.
Muhammed’ül-Emin tek kılavuzum
Putların peşinde arama beni.

‘Hak kelâm’ duyduğum, kitap Kur’an’dır
Başka yok! Uyduğum kitap Kur’an’dır.
Dolduğum, doyduğum kitap Kur’an’dır
Beşerin ‘boş’unda arama beni.

Evet sözü verdim Bezm-i Elest’te
Şüphem yok, ayrılmam en son nefeste
Şeytanın yaptığı süslü kafeste
Papağan kuşunda arama beni.

Veli’ye, âlime hürmet ehliyim
Vahdetten yanayım, ülfet ehliyim
Tek kıble tanırım, sünnet ehliyim
Kerbela taşında arama beni.

Türk doğmuşum, Türküm… Kime ne bundan
Her mümin kardeşim, severim candan
İman baharını kovup zamandan
Zemheri kışında arama beni.

59. Tut Ellerimden

İsa Cansın (Tut Ellerimden)
Kerim Sezer (Tut Ellerimden)

Sırat’tan incedir sevda köprüsü
Beraber geçelim tut ellerimden.
Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü
Beraber uçalım tut ellerimden.

Gönüldeki birlik kalkandır dışa
Aldırma ayaza, yele, yağışa
Giden ilkbahara, gelecek kışa
Beraber göçelim tut ellerimden.

Birleşmek üzredir şafakla gurûp
Korku beklenilmez kapıda durup
İster zehir olsun, isterse şurup
Beraber içelim tut ellerimden.

Çağır hayallerin en ötesini
Yakından duyarsın aşkın sesini
Sonsuz mutluluğun penceresini
Beraber açalım tut ellerimden.

Hatırla kaybolan hatıraları
Elmastan ışıklı, altundan sarı
Zaman tortusundan işte onları
Beraber seçelim tut ellerimden.

Şüphe “başlangıç”tır, karar “nihayet”
Zamanı zamana etme şikayet
Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet
Beraber kaçalım tut ellerimden.

60. Aşk Hikâyesi

Şevket Şanal (Aşk Hikâyesi)

Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım, üşümedim, yandım oy!
İplik iplik damarlarım söküldü
Kurşun yemiş güvercine döndüm oy!

Yağmur yorgan oldu, döşek kar bana
Anladım ki kendi gönlüm dar bana
Alev dolu bardakları yâr bana
Sunuverdi içtim içtim kandım oy!

Sevgi ektim, naz biçmeye çalıştım
Ne zamana, ne kendime alıştım
Kırk senede yedi hasret bölüştüm
Yedi dünya bana düştü sandım oy!

Gönül şahinimi yordum gerçeğe
Sonsuzda yüzümü sürdüm gerçeğe
Teselliden kanat kırdım gerçeğe
Tecellinin sinesine kondum oy!

61. Dağlara Deniz Ektim

Kerim Sezer (Dağlara Deniz Ektim)

Uykuları yatağıma bağladım
Geceleri delip çıktım dağlara..
Ormanların kâkülünü taradım
Bulutlardan gömlek diktim dağlara..

Ağaran şafakta gördüm yarını
Tuttum nakış nakış ördüm yarını
Yağmur damlasına sardım yarını
Dalga dalga deniz ektim dağlara..

Kartal kanadıyla biçtim gökleri
Duru pınarlardan içtim gökleri
Ya Allah! . diyerek açtım gökleri
Demet demet ışık döktüm dağlara..

Hayal var ki hakikatten evlâdır
Çile var ki çok nimetten evlâdır
Sabır, şükür her ziynetten evlâdır
Üçüncü gözümle baktım dağlara..

62. Gönül Bir

İki güzel su doldurur pınarda
Pınar güzel, güzel iki gönül bir
Güzel sevmek güzel amma baharda
Bahar güzel; güzel iki gönül bir.

Güzelin gülüşü, pınarın sesi
Gül, kekik, menekşe kokar nefesi.
Zor şeydir bir gönlü üçe bölmesi;
Dünya güzel, güzel iki gönül bir.

Çıra oldum sevgi beni yakıyor
Pınar dertli, dere sarhoş akıyor
Sular bile güzellere bakıyor
Sular güzel, güzel iki gönül bir.

Tükendi dermanım durdum kenara;
Düşecektim tutunmasam çınara.
Bir yokuştan üç yol iner pınara,
Yollar güzel, güzel iki gönül bir.

Kış gelse de kar bulutsuz yağmıyor.
İki sevgi bir gönüle sığmıyor.
Meyva birdir iki dalı eğmiyor.
Dallar güzel, güzel iki gönül bir


Abdurrahim Karakoç’un Bestelenmiş altmış iki (62) şiirine ulaşabildim. En sondaki şiirin bestelenmiş olduğuna dair bir bilgi buldum ancak besteye ulaşamadım. Diğer bütün şiirlerin besteleri Youtube çalma listesinin içinde sayfadaki sıraya göre mevcuttur.

Pek çok kaynakta Abdurrahim Karakoç’un bestelenmiş şiirlerinin iki yüzün (200) üzerinde olduğu geçer. Ki oğlu Prof. Dr. Enderhan Karakoç da bir TV programında bunu dile getirmiştir. Peki nerededir bu iki yüz beste? Bu konuda herhangi bir üniversitenin edebiyat bölümünde bir çalışma yapılmış mıdır? Yapılmadıysa neden yapılmamıştır? Soru çok. Cevabı bende yok.

Bu listede yer almayan, Abdurrahim Karakoç’a ait olduğunu bildiğiniz bestelenmiş bir şiir varsa iletirseniz sevinirim.

Beni bilgilendir
Bildirim seçiniz
guest
4 Yorum
Satır içi geri bildirim
Tüm yorumları gör
Huriye
4 Şubat 2022 11.21

Vayyy canına, gerçekten bu kadar çok bestelenmiş şiiri olduğu asla aklıma gelmezdi. Hak ettiği değer görememiş bir şairimiz olduğunu düşünürüm bende hep.

Gülten
7 Şubat 2022 14.27

Gerçekten ben de bu kadar çok bestelenmiş şiiri olduğunu sizin bu yazınızda öğrendim. Bu demek oluyor ki hayatı boyunca belki de binlerce şiir yazdı kimbilir.Şiirlerine bakınca çoğunlukla sekizli ve onbirli hece ölçüsü kullandığını gördüm, yoksa haksız mıyım? Resimlerde ne denli mütevazi bir hayat sürdüğü de besbelli, Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun..