-

·
Hadi Git!
İşte gidiyorum. Şairin ifadesiyle: “Gömerek geceyi içime / Sabahın hüznünü beklemeden / Gidiyorum bu şehirden.”1 Bütün güzellikleri size bıraktım. Hüzünleri de almadım yanıma. Hiçbir şeysiz çıktım yola. Yıllar önce inmiştim bu hana. Bütün misafirlerin birbirine yabancı olduğu, insanların gerçek yüzlerini sakladıkları, bazen yapmacık, bazen şımarık, eh biraz da samimi pozların takınıldığı bir garip âlemdi burası.…
-

·
Madem Gidiyorsunuz
Siyah beyaz bir fotoğrafın karelerinden çıkıp gelmiştiniz siz. Bu satırların yazarınca bilinmeyen zamanların birinde… Hatırlıyorsunuz değil mi? Üzerinizde iğreti duran kocaman formalarınızı. Bağlamayı beceremediniz eşarplarınızı… Kaygısız gelip gittiğiniz günleri… Kapısının üstünde ‘müdür, müdür yardımcısı’ tabelalarının asılı olduğu odalara giremediğinizi… Oralardan çağrılınca da korka korka, titreyen adımlarla yol aldığınızı… Bırakın öğretmene sitem etmeyi, diklenmeyi; sorulan sorulara…
-

·
Yazmadan da Anlaşıyoruz Ya! Ya da Okumak, Yazmak, Dil, İletişim ve Teknoloji Sarmalında Türkçe
Yazmamak en güzeli. En güzel çare yazmamak! Nasıl söylerseniz söyleyin, yeter ki yazmayın. Kalem israf olmaz, zaman israf olmaz, dil israf olmaz. Ve israf haramdır. Yazarsanız yüreğiniz kanar. Başka kanamalara benzemeyen şekilde. Merhem kabul etmez yaralara hazırsanız ne âlâ. Kendi kendini sağaltan bir hastalıktır bu. Yazdıkça kanar, kanadıkça yazarsınız. Kanadıkça iyileşirsiniz. İletişim çağındayız. Hız çağındayız.…

