Hadi Git!

Hadi Git!

İşte gidiyorum. Şairin ifadesiyle: “Gömerek geceyi içime / Sabahın hüznünü beklemeden / Gidiyorum bu şehirden.”[1] Bütün güzellikleri size bıraktım. Hüzünleri de almadım yanıma. Hiçbir şeysiz çıktım yola.

Yıllar önce inmiştim bu hana. Bütün misafirlerin birbirine yabancı olduğu, insanların gerçek yüzlerini sakladıkları, bazen yapmacık, bazen şımarık, eh biraz da samimi pozların takınıldığı bir garip âlemdi burası.

Bir eylül sabahıydı, buluşmuştuk. Sözleşmemiştik ama buluşmuştuk işte. Kader… Mevsimlerden hazandı. Solmuş güller mevsimi… Ve biraz ayrılık kokuyordu. Lâkin biz güze inat buradaydık.

Şimdi ne mevsim hazan, ne aylardan eylül… Ama ayrılık kapıda. Hani bir “Kal” diyen olsa dönüvereceğiz. Hatıra yüklü bavullarımızı bırakıp, delicesine koşacağız ayrıldığımız yere. Yok, “Kal” diyen yok. Bu ne kaçınılmaz veda böyle?

Ağlamıyorsam eğer, sanmayın ki mutluyum. Göz pınarlarım yüreğimi sele vermiş, bilmez kimse. Hem ağlamak ulu orta olmuyor öyle. Gözyaşı ki bir incidir, kıymetini bilecek birini arıyor. Düşsün bir avuca ve yaksın onu yakabildiğince.

 

[1] Erdem Beyazıt

 

Bu yazıyı beğendin mi?

Öyleyse abone ol. Yeni yazıları kaçırma!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Yeni yazı varsa haftada bir e-posta alırsın. İstediğin zaman üyelikten çıkabilirsin. Yani her şey senin kontrolünde! :))

Abone ol
Bildir
guest
2 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
SendenBendenBizden
16 Kasım 2016 15.54

Kal deseler bile kalmamak gerek çoğu zaman. Bir kere gitmeye yeltenmişse insan, ardına bakmak acıdan başka bir şey vermiyor. Aynı hüznü defalarca yaşıyorsun. Acılarının peşinden gider mi hiç insan? Ben gidenlerdenim sanırım. Yüreğinize sağlık…