-

·
Takvimlerden Haberin Var mı?
Eskiden. Hani şu benim öğretmen olduğum yıllarda. Mesleğimin başlarında. Bir okul panosuna her gün bilgisayarda hazırlanmış bir takvim yaprağı asmak nasıl bir özveriydi anlamış değilim. Bugün bile geriye dönüp baktığımda, kendime şaşıyorum. Hiç mi işin gücün yoktu senin diyorum. Hakkımı teslim edeyim, iyi çalışmıştım o yıllarda. Gerçi ben hep iyi çalışmıştım da birileri bundan rahatsız…
-

·
Söz Vermiştim Kendime: Yazı Bile Yazmayacaktım
“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”…
-

·
Bu Bir Veda Yazısıdır: Hoşça Kal Gözüm
Her yazar ölür. Bazen sayılı nefesler tükenir, bazen nefesler tükensin diye sayılır. Bazen de ilham perisi ölür yazarın, kelimeleri ölür. Ben öldüm. Çünkü sen öldün. Uzun zamandır yaşamıyordum zaten. Bitkisel hayata girmiş bir canlı gibiydim. Beyin ölümü gerçekleşmiş, fişinin çekilmesini bekleyen bir hiçbir şey. Ümit Yaşar Oğuzcan, oğlu Vedat’ın intiharından sonra harika bir dörtlük yazmıştı.…
-

·
Her Yazının Bir Hikâyesi Vardır
Her yazının bir hikâyesi varsa -ki vardır- ben de bir yazı hikâyesi anlatayım size. İster önce bu hikâyeyi okuyun isterseniz hikâyesini anlatacağım “Üzülme, Allah Bizimle!” başlıklı yazıyı. İkisi de çok güzeldir. Bir gün eşim çalıştığı okulun bir dergi çıkaracağını ve bu dergi için kendisinden de bir yazı istediklerini söyledi. Bana “Sen yazsan da onu koysak…
