Haziran geldi. Beklenen ayrılıkların mevsimi. Hiç sevmediğim…
Şimdi bir yerlerde tatlı bir telaş yaşanıyor. Bazı öğrenciler -ki çoğunlukla kızlar- çantalarında bir hatıra defteri taşıyorlar. Henüz boş.
Kopacakları okulun, arkadaşların, öğretmenlerin hatıralarını -bitmez, unutulmaz sandıkları, ne aldanıştır o- geleceğe taşımak istiyorlar.
Bir yandan yaklaşan sınavın kaygısıyla ha bire soru çözerken bir yandan yaklaşan ayrılığın hazırlığını yapıyorlar. Beyinleri sınava hazırsa da kalpleri henüz ayrılığa çok uzak. Alışacaklar.
Önce arkadaşlar arasında elden ele dolaşacak hatıra defteri. Birbirinin benzeri onlarca cümle sayfalarda tekrar edip duracak kendini. Yeniden, yeniden…
Kalplerin temizliği sayfaların temizliği ile kıyaslanacak, hak eden etmeyen herkese bol keseden teşekkür edilecek. Benzetme yerini bulacak mı kararsızım ama bir cenazenin ardından hocanın sorusuna karşılık çok da düşünülmeden söylenen “helal ediyorum” ifadesine benzetirim bu teşekkürleri ben. “Ölüp gitmiş işte. Asıl hesap yerine giderken bir de benimle uğraşmasın, dilden de olsa helal ediyorum diyeyim. Hem onu hem kendimi rahatlatayım.” düşünesidir bu sanırım.
Bir teşekkürden nereye geldim. Hani haksız da sayılmam. Yıllar içinde -belki- çok az teşekkür ettiğimiz insanlara -bir belki daha- yarınların ne kadar çetin, acımasız olacağını bilircesine veya tahmin edercesine hesabın kolay olsun düşüncesiyle teşekkür eder, yükümüzü hafifletmek isteriz. Gerekçesi her ne olursa olsun bir hatıra yazısının olmazsa olmazıdır bu.
Arkadaşlar arasında elden ele gezedursun bu defter, hangi öğretmenlerin kapısının çalınacağı düşünülür boş zamanlarda. Bu seçimde belirleyici olan nedir hiç öğrenemedim yıllar boyu. Benim bildiğim tek şey kapımın her daim çalınmış olmasıdır. Şahit isterseniz -istemeyeceğinizi biliyorum- geçmişte yazılmış hatıra mektupları gösterebilirim size. Bunlar sadece ulaşabildiklerim. Ulaşamadığım, bir köşede kalmış, unutulmuş, yırtılmış -ihtimaldir-, yıllarca saklanmış, belki saklanmaktan vazgeçilmiş, emanet edilen satırlara sahip çıkılmamış daha onlarcası var.
Buraya kadar yazdıklarım bir rüya olamaz değil mi? Ne olur, “Rüya değil.” deyin. Birileri hâlâ hatıra defteri tutuyor olsun. Birileri hâlâ özenle hatıra mektuplar yazıyor olsun. Defterler yoksa bile hiç olmazsa bir okul yıllığının -soğuk- kuşe sayfalarında saklansın güzel dilekler.
Kıymet verdiğim şey, bizzat defterin kendisi değil elbette. Zarfın değil mazrufun peşindeyim. Kitabın değil mektubun peşinde.
Kaldı ki mektup ve mazruf da birer aracıdır. Ben bizatihi yazının derdindeyim. Bu yüzden defterlere ihaneti çok önemsemem. Asıl ihanet edilen içindeki kelamdır, sözdür, yazıdır.
Ve ben sana binlerce kelam emanet etmiştim. Söylesene nasıl kıydın onlara? Vicdanını nasıl susturdun? Nasıl boğdun? Ahde vefan yok muydu hiç? Susma!
Ah haziran!
Şimdi ben, şu satırlar boyu anlatmaya çalıştığım güzelliği yapıyor, daha doğrusu -ve anlamlısı- yaşıyor olmalıydım. Kapımı çalan öğrencilerimin hatıra defterlerine, onların beklentilerinin çok ötesinde güzel satırlarla, cümlelerle sözlerimi emanet etmeli, kalbimi bırakmalıydım. Ah kalbim!
Ve bütün bu anlattıklarımdan ne kadar uzaktayım! Hatıra defteri, yıllık… Kalbin kadar temiz. Beni hiç unutma.
Sonra mezuniyet… Aylarca hazırlanılan programlar. Soyunduğunuz geceler. Çılgınca bir eğlence. Kapanış.
Hepsi yalanmış. Onlarca yıl hiç yaşanmamış, binlerce derse hiç girilmemiş, yüzlerce hatıra mektup hiç yazılmamış gibi. Uçuverdi. Ömür gibi. Vakitsiz bir ölümün koyduğu nokta.
Sonra avuntular. “Üzülme, bir bayrak yarışı say bunu. Artık bu emaneti ben taşıyorum.” tesellileri. İnanmıştım. Ama o bayrak çoktandır yerde. İnanmıştım. Hepsi bir sanrıymış.
Zil sesleri yankılanıyor kulaklarımda on yıldır. Ve en çok haziranlar içimi acıtıyor. Kalemi defteri elimden almışlar da “Hadi yaz!” diyorlar gibi. Yazarım yazmasına da muhatabım yok. Kime yazayım? Bugüne kadar hiç sormadım ki bu soruyu. Neden kimse kapımı çalmıyor?
Hep haziran dedim. Bilirsiniz ben aslında eylüle âşığım. Ve hiç yazı kaleme almadım bu aşka dair. Eylüle dair. Bekli de bu aşkın cezası olarak “bir eylül” günü astılar beni.
Haziran geldi.
Hatıra defterleri boş.
Ve eylüle daha çok var.


Bir yanıt yazın