Bu yıl, üç şey için vuslat yılı olsun. Birincisi kızlarım için… İkincisi… Üçüncüsü… Ben her şeyi anlatmam, bilirsiniz.
Hiç kullanılmamış 365 günü müsvedde bir kâğıt gibi buruşturup attım yine. Kaçıncı kez aynı şeyi yaptığımı saymıyorum artık. Elliyi geçti çünkü.
Koskoca bir yılı sadece bu yazıyı yazmak için tüketmişim gibi bir his var içimde. Boş geçti anlamında söylemiyorum bunu. Benim yazıya olan tutkumu bilirsiniz. Tek bir yazı bile bir yılı değerli kılmaya yeter benim için.
Geçen yılın sonunda, bu yıl için neler planlamıştım? Hiçbir şey. Bu yıl neler yapmışım? Cevap -belki- yine hiçbir şey. Bir hesap kitap niyetine ardıma bakıyorum. Yaşadıklarım bir cümlenin içine sığacak kadar önemsiz ve az değil. Buna rağmen bir cümlenin içine hapsediyorum hepsini. Tutmayan hedeflerim, yarım bıraktığım yazılar, bir türlü istenilen seviyeye gelmeyen yabancı dil, peşinden koşmayı bıraktığım umutlar, takip edilen atölyeler, silinmiş bir hafıza, iyileşen yaralar, kapıyı çalmakla çalmamak arasında arafta bir aşk, sesine ve yüzüne hasret kalınan evlatlar… Ve ebediyete uğurlanan bir baba.
Fırsat buldukça görüşüyordum babamla. Fırsat buldukça diyorum, çünkü akıllı telefonu yoktu. Bu yüzden akıllı telefon kullanan biri yanında olursa ancak öyle görebiliyordum. Her görüşmemizde “Artık görüşemeyiz oğlum, artık görüşemeyiz!” diyordu. Öyle deme baba. Kim öle kim kala derdim. Ve dediği gibi bırakıp gitti. Artık yok.
İçimi yokluyorum ara ara, öldüğüne dair tek bir duyguya sahip değilim. Koskoca bir boşluk. Annemle yaptığım her görüşmede sanki babam da “oğlum” diyerek konuşmaya katılacakmış gibi geliyor hâlâ. Şimdi bana “Dili hallettin mi oğlum?” diye kim soracak?
Geçen yıl katıldığım yazı atölyesine bu yıl da devam ettim. Güzel metinler ortaya çıktı yine. Bazıları ham haliyle bir köşede bekliyor. Atölye bitince nedendir bilmem o ham metinlere geri dönmedim. Bu yıl atölyede hep şiir etrafında gezmişim. Önce Kalem, sonra Umut, en son da Hatıraların Tozu… İlk iki şiiri kapanış programında okuduk. Okuduk diyorum, çünkü ben Türkçe şiirleri okudum, iki güzel insan da bu şiirlerin İtalyancalarını okudu. Yarım kalan metinlere gelince… Belki onların üzerine de tekrar eğilirim. Bir küçürek hikâye vardı mesela. Fena değildi. Kısmet diyelim.
Bu yılın en güzel yanı kızlarımla iletişim kurabilmekti. Henüz her şey tam rayına oturmamış da olsa onların sesini duymak tarifsiz bir mutluluk. Bu konuyla ilgili anlatacak çok hikâye birikti içimde. Ama ayrıntılarla kendim dâhil kimsenin canını sıkmak istemiyorum. Kızlarıma ve bana dua edin yeter.
Bu yıl -son yıllarda hep olduğu gibi, yine- çok az kitap okudum. Elimin altında onlarca kitap var, canım istemiyor. Kitapların bana küstüğünü biliyorum. Bu yeni bir şey değil. Kitap okuma konusunda yirmi hatta otuz yıl önceyi özlediğim yadsınamaz bir gerçek. Ama ne dünya otuz yıl önceki dünya ne ben otuz yıl önceki benim.
2026’dan bir şey bekliyor muyum? Girişte söyledim. Evet, bekliyorum. Son on yılın bütün acılarını unutturmasını bekliyorum. Öyle güzel bir yıl olsun yani. Sağlık olsun, bolluk bereket olsun, vuslat olsun, huzur olsun, umut olsun, bol yazı olsun.
Ha bir de benim aklıma gelmeyen ama olması gereken güzel her ne varsa o olsun. Kiraz dalları çiçek açsın mesela, sonra meyveye dursun.


Sen de düşüncelerini paylaş!