Bir Bıçağın İki Yüzü

İlkyazın Nisanı Kadar Aydınlıktır Eylül

Sevgili Tuba Hatun,

Kısmet bu ya, son sözü söylemek bana düştü. Onlarca sayfa, hiç sevgili uğramamış kalpler gibi bomboş dururken son sayfalara talip olmak akıllıca mıydı dersen, sanırım değildi.

Hayat da böyle bir şeydir aslında. Özene bezene doldurulan ilk sayfalar… Çok çok özel insanlara ayrılmış bölümler… Tarife sığmaz denilen güzelliklerin defterlere sığdırılışı… Ve en güzel sona gelirken (o nasıl bir şeyse!) hiç ummadığınız insanların son noktayı koyma çabası… Ümitsizlik sebebi değilse de bütün bunlar, insan çaresiz bir melâl içinde yaklaşıyor sona.

Güzel yarınların hayalleriyle yatıp kalktığın şu günlerde; tipiye, borana tutulsun istemem ümitlerin. Bil ki, o yarınlar hiç gelmeyecek. Yarın diye uyandığın her sabah çoktan bugün hânesine yazılmış olacak. Öyleyse? Yaşıyoruz ya, yetmez mi? Sağlığımız yerinde ya, bu bir büyük devlet sayılmaz mı? Dev dalgalardan bizi koruyan, sığındığımız bir liman var ya! Madem dün geçti, madem yarın hiç gelmeyecek, bütün ümidimizi bugüne teksif edip öyle bir değerlendirmeliyiz ki anı, kurtuluşunu bize bağlayan bu âlem, bizden dolayı inkisar-ı hayal yaşamasın.

Bir eylül sabahı başlayan bu serüven, sıcak bir haziran akşamında son bulacak. Sırf bu yüzdendir benim eylülü sevişim. Ayrılıkların ayı diye bilinen eylül… Bilselerdi keşke, eylül bir büyük vuslat ayıdır. Hazan mevsiminde de kalsa, ilkyazın nisanı kadar aydınlık bir yüzü vardır onun. Ama bilmezler.

Bahtın eylül gibi aydınlık olsun.1


  1. Bu mektup, Cemre Düşen Yer adlı eserde Defterlere Sızan Suskunluk başlığı ile yer alan bir yazının içinde geçmektedir. Ancak her mektup gibi bu da kendine özel bir sayfayı hak ettiği için bir başlık eklenerek mektup kategorisine alınmıştır. ↩︎

Sen de düşüncelerini paylaş!