İyiler İyiyi, Kötüler Kötüyü Oynar

You are currently viewing İyiler İyiyi, Kötüler Kötüyü Oynar

Sevgili Özge,

Giriş cümlesini bulamayan yazılar vardır. Yazar karalarsınız, yine yazar yine karalarsınız. Kalem elinizde düşünürsünüz dakikalarca. Aslında konunuz bellidir, kelimeleriniz bir sözlükte istiflenmiştir. Muhatabınız -muhatabınız olduğunu bilmiyor olsa da- bellidir. Kelimelerin sayfada belirmesine kalmıştır iş. Bir zaman sonra düğüm çözülür. Kelimelerin dansına bırakırsınız kendinizi.

Bugün cuma.1  Sınavlar nedeniyle uzun bir zamandır okula gelmiyorsun belki. Gelseydin ilk derse girmiş olacaktın şimdi. Kader yollarımızı ayırmamış olsaydı ilk derste belki edebiyat işleyecektik. Hepsi “-di’li geçmiş zaman” kipine sıkışıp kaldı güzelliklerin.

Elimizde tek güzellik yazı kaldı. Şükür ona kimse dokunamıyor. Dokunmasınlar, dokunamasınlar zaten. Dünyaya açılan pencerem benim o. Hele bugünlerde tam bir sığınak oldu. Ne korunaklı bir sığınaktır o, bilsen. Bilsen, dememe gerek yoktu, biliyorsun. “Yazma”nın ucundan kıyısından tutmuş biri olarak, yazmanın insana sunduğu özgürlüğü tatmış olmalısın. Şahit isterlerse beni çağır.

“Ama sözcükleri götüremezler.”2 diyordu bir denemeci. Her şeyimizi alıp götürebilir insanlar, insanların kurduğu sistemler. Hiçbir şeysiz kalabilirsiniz. Çırılçıplak… Ama sözcüklerin hep seninledir. Onları alıp götürdüğünü sananlar, farkına varmadan sesimizi çoğaltmış olurlar.

Bir parça dağ ve bir parça gökyüzüne açılan demir parmaklıklı penceremin önünde beni bu satırları yazmaya mecbur eden zihniyet bilseydi sadece bedenlerin tutsak edilebildiğini… Düşünceye zincir vurulamadığını… Kelimelerin peşine takılıp kaçtığımı buralardan… İyi ki bilmiyorlar.

Bu yazı; bir okul gününde, belki sizin sınava hazırlandığınız bir ders anında, belki bir boş derste yazılacaktı. Kısmet değilmiş. Sadece mekan ve zaman düşündüğüm gibi olmadı. Nihayetinde bu yazı kaleme alınacaktı ve alınıyor. Öyleyse takılalım yazının peşine ve bizi nereye götürüyorsa oraya gidelim.

Yarına dair içinde hep bir umut taşıyan bu adam, dört duvar arasında da umutlar büyütüyor. Yarın karşılaştığımızda eli boş gelmek istemem sana. Belki bir demet yaseminle, belki bir kucak karanfille geleceğim. Bahçemi tarumar ederlerse, soldururlarsa çiçeklerimi sen yine de üzülme. Kucak dolusu kelimeyle karşılarım seni. Karanfil de olur içinde, yasemin de. Yeni açmış umutlar da koyarım. Söylesene, iyi bakar mısın umutlarıma?

Okumalısın:  Bir İmtihandayız ve İmtihan Mihnettir

Bu satırlar sana ulaştığında sen liseyi bitirmiş olacaksın. Belki sınavların bitmiş, güzel bir üniversite hayaliyle yatıp kalkıyor olacaksın. Öyle ya! Şurada kaç gün kaldı okulun kapanmasına ve sınavlara…

Bir mezuniyet programı yaptınız mı? Yapmış olmalısınız. Soyunup döküldü mü yine arkadaşların? Bu sıcak Akdeniz şehrinde, haziran ortasında başka türlüsü de olmadı değil mi (!).

Haldun Taner’in bir sözünü okudum geçenlerde. (Görüyorsun ki hâlâ okuyorum. Yarım yüzyıllık ömrüme rağmen, içeride olmama rağmen…) Diyordu ki: “Hayat tiyatro sahnesidir. İyiler iyiyi, kötüler kötüyü oynar.” Nasıl da allak bullak etti zihnimi. Sergilenen bunca kötülük kötüleri işaret ediyorsa kendimize bir yer bulmalıyız. Kötünün yüceltildiği, kötülerin baş tacı edildiği bu çağda iyiden yana taraf olabilmek avuçlarında kor tutmak kadar zorlaşıyor. Hayat bir seçime zorluyor bizi: İyi olup önce yanmak mı, kötü olup sonra yanmak mı?

Seçimini doğru yaptın mı, demeyi abes buluyorum. Yapmışsındır. Yaşadığın çalkantılı sevda serüvenlerinde bile yanlışa kapı aralamamışken, bir mezuniyetin ışıltılı gecesine kendini kaptırıp fırtınalı denizlere yelken açacak değilsin ya! Senin için olmasa bile pek çokları için can alıcı soruyu soruyorum yine de. Birilerinin gecelerine girilecek kıyafetlerle pek çoklarının gündüzlerine girmek hangi akılla izah edilir, söylesene? Akılla izah edilemiyorsa duyguyla izah etmek mi gerekiyor? Üç noktalı cümleler yazmadım. Okuyucunun hayaline yer kalmasın diyerek. Korkarım ki okuyucuya tamamlatılan üç noktalı cümlelerin de bir vebali vardır.


2 Haziran 2017’de yazıldı ise de yayımlamak biraz zaman aldı. Biraz değil, epey zaman aldı. Bu mektup sana ulaştığında liseyi bitirmiş olacaksın, demiştim. Üniversiteyi bile bitirdiniz.

1. Bir cuma günü kaleme almışım bu mektubu. Aylar önce ileri tarihli bir yazı olarak buraya eklenmişti. Farkına varmadan bir cuma günü yayımlanmış oldu. 

2. Ali Çolak, Susarak Konuşalım

close

Dur! Gitmeden abone ol.

Yeni yazı varsa haftada bir e-posta alırsın!

Beni bilgilendir
Bildirim seçiniz
guest
4 Yorum
Satır içi geri bildirim
Tüm yorumları gör
Gülten
7 Kasım 2021 16.06

Özge okumuştur inşaAllah diyorum…

Huriye
Yanıtla  Bir Edip
12 Kasım 2021 10.50

Belki şimdi değilse bile elbet bir gün bulur okur. Ben inanıyorum.