📖 İlgili kitap(lar)

Eseri incelemek veya satın almak için bağlantıya göz atabilirsiniz.
🔗 Kitabı İncele

Eseri incelemek veya satın almak için bağlantıya göz atabilirsiniz.
🔗 Kitabı İnceleÖyle güzel anlatıyorsunuz ki pek çok şeyi ve en önemlisi hayatı… Her bölüm insanlığa yazılmış birer mektup gibi. Her cümle derin, dolu dolu. Kaleminize ve yüreğinize sağlık, efendim 🙂
Teşekkür ederim. 🙂
Her biri insanlığa değilse de bir insana yazılmış yazılar bunlar. Belki bundan almıştır güzelliğini.
İnanır mısınız yazınızı iki defa okudum. Yorum yapmakta , kelimeleri bulmakta ve manayı oluşturmakta zorlandım. Sanki yorum beklemeyen, olduğu gibi okunması gereken bir anlatım vardı.
Yine de vazgeçmeden paragraflar halinde okumaya ve düşüncelerimi belirtmeye çalışacağım.
Birinci bölümde sevginin yitirildiği , en mükemmeli bulduğumuz anda zaten sona gelmiş olunduğunu düşündürdünüz. Zira mükemmellik tatmin için yeterli olmaz. Daha ötesi yoktur, mükemmel ödün vermez kendinden. Bugünler eğer bıçağın keskin yüzü olmuşsa , rutinleşmiş her şey insanoğlunu zorlar, Evlilik olarak düşünürsek bunu ve sadece aynı haneyi paylaşmak, kişilerin zaman içinde alışkanlık denen o pek durağan, sıkıcı hallerin sık sık yaşanması düşüncesinden hareketle, böyle yürümeyeceği muhataba bahsedilmesi zor olsa da söylenmesi, en dürüstçe ve doğru olandır.
Belki anlatmak istenilenden çok uzak yerlerde olabilirim ama hislerimi hiç susturmadım bugüne kadar.
Çizgileri ve sınırları belirlenmiş olan kaderdir diye düşündüm.
Çok uzun soluklu bir yazı. Sanki eşler Eylülde kavuşup, haziranda ayrıldılar. Sanırım bitmesini isteyenlerin etkileri kayda değerdi. Ama sırf onlar istediler diye olmadığını düşünmek istiyorum. Beni ayrılıklar çok üzer.
Son söz, hüküm gibi, aslında mecbur bırakılan söylenmeye, ya da…
El sallamak, ayrılıp başka yerlere gitmek, manevî manada mı diye düşündürdü.
Sonra yaşamın hakkını vermeye çalışmak, sırf kurtuluşunu bize bağlayan bu âlem, bizden dolayı inkisar-ı hayal yaşamasın diye…
Eylül benim ikinci baharımın vuslat ayı. Dilerim haziranın akıbetine uğramaz. Zira başka bir ayrılığa dayanmaz yüreğim.
İnsanoğlu unutamasaydı eğer belki en çok zarara kendisi uğrardı. Sevmek, kahrolmak, hasret ve özlem. İyi ki sevgimi böyle yaşıyorum dedim birden. Ya alışkanlık bizi de bitirseydi? Alıştığı fakat sevmediği hiç bir şey paylaşmadığı bir insanla yaşarken, beni uzaktan sevmek. Hangisi tercih nedenidir ki, insanına göre değişir mi ? İşte ben de böyle bir bulmacanın en çizilip kanayan yerindeyim.
Mutlaka yazdıklarınız ve ben başka tellerden çalmışızdır diye düşünmeme rağmen, bir iki isabetli yorum cümlem olmuştur umuduyla diyorum. Sağlıcakla arkadaşım.
Teşekkür ederim Ece Hanım.
Yazarın anlattığı ile okuyucunun anladığı elbette her zaman aynı olmaz. Bu yazı da onlardan biri oldu sanırım yazıcı ve okuyucu için. Böyle olması kötü mü? Tabi ki hayır. İsteyen istediğini anlamalı ki yazı okuyucuya bir şey verebilmiş olsun.
Yazıyı bu kez de ben, sizin anladığınız şekliyle okumaya çalıştım. Siz de haklısınız düşündüklerinizde. Gerçeği söylemek yine yazara düşüyor tabi. Bu yazı, bu blogda okuduğunuz “mektup” başlığında toplanmış pek çok yazının bir benzeri aslında. Yani dört farklı öğrenci için hatıra defterlerine düşülmüş dört nottan ibaret. Hasbelkader yayımlanmış bir kitabın içinde yer almasından dolayı da “deneme” kategorisine koydum. Birçok okuyucu belki niye bu kadar çok ve farklı kategori olduğunu merak ediyor. Bir ara onları da açıklarım inşallah bir yazıda. Sözün özü dört bölümden oluşan bu yazıda her bölümün başına diğer yazılarda olduğu gibi birer isim eklerseniz anlaşılması daha kolay olur. Burada bulunduğu haliyle okununca sizin yaptığınız gibi farklı okumalara kapı aralaması doğaldır.
İki kez okumanız ve uzunca bir yorumla kıymet vermenizden dolayı tekrar teşekkür ederim. 🙂
Hep merak ettiğim kitabın bölümlerini okumak nasip oldu şimdi. Önce ben de okurken farklı anladim ve yorumları okuyunca çözdüm olayı:) Her ne kadar öğrencilere yazılsa da bütün insanlara yazılmış gibi ,olması gerekli olduğu gibi yanı.. Kaleminize yüreğinize sağlık..
Kitaba ön söz olsun diye kaleme aldığım satırlarda içeriğine dair bir parça bilgi vardır. Çoğu okul panoları için kaleme alınmış yazıların derlemesidir aslında kitap.
Bu yazı onların içinde doğrudan birkaç isim muhatap alınarak yazılmıştır. Hatta geçen gün incelerken fark ettim, bu yazının iki bölümünü muhataplarının adına mektup kategorisine koymuşum.
Ve her yazı açık veya gizli bir muhataba yazılır. Biz onları okurken kendimize yazılmış gibi okuruz. Şiirler de öyle değil midir? Her şiirde kendimizi bulmamız nedendir?
Bir yanıt yazın