hatıraları tutan o vida yok artık

Hatıraları Tutan O Vida Yok Artık

Küçücük bir vidayı basit görmeyin. Eşyaları ayakta tutan odur. O küçücük vida ile ayakta duran eşyalar da hatıraları ayakta tutar. Sonra hatıralar ilişkileri, ilişkiler bizzat insanı ayakta tutar.

Beni affedin. Bugünlerde yüzlerce eşya ile birlikte binlerce hatırayı paramparça ettim. İlk günlerde biraz yüreğim sıkışmadı değil. Zamanla her şeye alışan insan gibi ben de yaptığım işi kanıksadım.

Yazı serüvenimi bilenler bilir, ben biraz eskiciyim. Eşyaların ruhu olduğunu düşünürüm hep. Bu yüzden kıyıp atamam onları kolayından. Bazen bir anahtarlık, bazen işi çoktan bitmiş bir kablo, bazen eski bir telefon, bir CD, bir oyuncak, bir kalem… Evin kuytu bir köşesinde öylece beklerler. Yeniden hayat bulmayı. Ben de bilirim onları bir daha kullanmayacağımı, eşyalar da bilir. Ama hiç ihanet etmeyiz birbirimize. Aslında eşyanın bizzat kendisi değildir onu bir köşede tutan. Yıllar içinde üzerine sinen koku, içine raptolan anılar, ve daha bir sürü şey…

Sürekli güneş vurduğu için sararmış bir monitör veya klavye, ışıldayan yeni bir monitör veya klavyeden daha çok seslenir ruhuma. Hele o klavyeye bir daha dokunması mümkün olmayan minicik parmakların izi sinmişse…

Şu duvar saati kaç yıllıktır sizce? Asıldığı bir duvarda kaç yıl yaşamıştır? Hep güzel zamanları mı göstermiştir mesela? Bazen küçük tartışmalara şahit olmuş mudur? Böyle anlarda tik taklarını kısmış mıdır? Belki de varlığını hiç önemsemeyen bir ailenin duvarında durdu yıllarca. Ne yaz saatinde ileri alındı ne kış saatinde geri. Ya bir saat ilerideydi ya bir saat geride. Belki pili bitti, kimse fark etmedi. O dururken de işledi zaman.

Ya şu eski küçük radyoya ne demeli? Bir mutfak tezgahında geçirmiş olmalı bütün ömrünü. Sabah kahvaltısından sonra mutfak toplanırken açılmış, akşam yemeğine kadar aralıksız sesini duyurmaya çalışmış gibi yorgun. Bazen ajanslardan savaş haberlerini aktarmış, bazen bir istek programında dinleyicilerin kalbine dokunmuştur. Bir sonraki şarkıyı sana armağan ediyorum demiştir belki de evin erkeği, aşkla karısının gözlerine bakarken. Bir sonraki şarkının bir ayrılık şarkısı olacağını kim bilebilir ki!

Bak bu bilgisayar kasası bir iş yerinden gelmiş olmalı. İçindeki bu kadar tozun başka bir açıklaması olabilir mi? En iş bilmez kadının evinde bile böylesine tozlanmaz bir kasa, tozlanmamalı. Hemen cinsiyetçilik yaptığımı düşünüp temizlik sadece kadınların görevi mi gibi anlamsız bir soruyla karşıma geçmeyin. Çünkü hiçbir kadın ne kadar iyi yaparsa yapsın bir erkeğin yaptığı temizliği beğenmeyecektir. Bırakın herkes işini yapsın.

Bilgisayar diyordum, neden bu kadar tozlu? Belki bir marangoz atölyesinde geçirmiştir ömrünü. Belki bir kaportacıda. Gürültüden onun da kafası şişmiş midir? Daha sessiz bir ortamda da geçmiş olabilir yıllarını. Mesela bir sitenin güvenlik kamerası kayıtlarını tutmuştur yıllar boyu. Belleğinde gerekli gereksiz ne görüntüler vardır kim bilir. Çoğumuzun zihni gibi. Hadi o, belli aralıklarla geçmiş kayıtları silip hafızasında yer açıyor. İstesek biz de silebilir miyiz bir ay veya bir yıl önceki kayıtları? Zihnimizin kapasitesi ne kadardır? Ve hard diskimiz başkalarının görmesine müsaade edebileceğimiz kadar temiz midir?

Bazen bir Apple dizüstü bilgisayar. Zorlanıyorum biraz. Kimler kullanıyor bunu? İçi sıkışmış insanlar gibi hiç boşluk yok. Nasıl nefes alıyorsunuz ki? Ve tamiri zor. Bir parçayı yenilerken bir başka parçaya zarar verme ihtimaliniz çok fazla. Küçük bir parçayı değiştirmek için mutlaka başkasına ihtiyaç hissettiren türden. Dedim ya içi sıkışmış insanlar gibi diye. İnsan biraz geniş olmalı. Basit arızalarda birine ihtiyaç duymamalı. Zihnini tamir ederken kalbi sorun çıkarmamalı mesela.

Daha neler neler gelip geçiyor elimden. Elektrikli ev aletleri diyebildiğiniz her şey. Bazen gerçekten eski bazen sadece sıfatı eski eşyalar… En kolay, hiç anısı olmayan eşyaları söküyorum. Ve en çok onlara üzülüyorum. Henüz evde kendine bir yer edinemeden sokağa düşmüş eşyalar… At gitsin! Eşyaların ömrü azaldıkça ilişkilerin ömrü de mi azalıyor? Cevapsız soruları sevmiyorum.

Sonra iki cep telefonu düşüyor önüme. Biri Nokia 3310, biri Samsung S4. Yavaşça açıyorum ikisini de. Samsung on, Nokia yirmi yıl önceye ışınlıyor beni en az. Ellerim mi titriyor? Bilmiyorum ama kalbimin titrediği kesin. Sanki hiç tanımadığım insanların telefonlarını değil de kendi geçmişimi parçalıyormuşum gibi eziliyor içim. İçinden yirmi yıl önceki ben çıkıverecekmiş gibi tedirginim. Neyse ki çok uzun sürmüyor ayrıştırma işlemi. Her bir parçası bir kutunun içine düşüyor.

Masamdaki ıslaklık kim bilir hangi hatıranın gözyaşıdır.

Siliyorum.

Bütün anılar paramparça oluncaya kadar…

“Hatıraları Tutan O Vida Yok Artık” ögesine 2 yanıt

  1. momentos avatarı

    Eşyaların ömrümüzde epey bir yer tuttuğu aşikar. Bazılarını kaybetsem de hep hatırlarım. Gün geçtikçe eşyadan azade bir hayat yolunda yürüdüğümü farkettim. Ben gittikten sonra zorlu kararlarla kalmasın insanlar diye, temizlik işlerini önceden yapmaya başladım. Hatıralarını hafızam ne kadar izin verirse o kadar süreyle hatırlayayım, gerisi iyilik güzellik.

    1. Bir Edip avatarı

      “Arkada kalan eşyalar için arkada kalanlar hangi kararları alacaklar?” diye dertlenmek bazen benim de zihnimi meşgul ediyor. Sonra bunun o kadar da önemli bir şey olmadığını düşünüyorum. Hep yaşlılık bunlar.
      En az eşya ile yaşamak insanın yüklerini hafifletiyor. Ama Türkiye’de yaşayan biri için böyle bir hafifleme sanırım mümkün değil. Eşyaların içinde boğulup gidiyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir