şiir defterim

Sezai Karakoç – Monna Rosa

Sezai Karakoç denince hemen herkesin aklına bu şiir gelir. Şiir hakkında anlatılan pek çok hikâye vardır. Ki bunların hiçbiri şair tarafından doğrulanmamıştır. Bilinen tek bir gerçek vardır. Şiirin dörlüklerinin ilk harfleri “Muazzez Akkaya’m” akrostişini vermektedir bize. Yine biliyoruz ki Muazzez Akkaya, şairin üniversiteden okul arkadaşıdır. Ama kendisine böyle bir şiir yazıldığından -o dönemde- haberi bile yoktur.

Platonik bir aşktır şairin yaşadığı. Ve ömrü boyunca bu aşk üzerine tek kelam etmemiştir. Bir başka husus, bu aşkla bağlantısı var mıdır bilinmez ama şair hiç evlenmemiştir.

Şiir çok meşhur olmasına rağmen edebiyatımızın en yanlış bilinen ve bu yanlış hâliyle kuşaktan kuşağa aktarılan metinlerinden biridir. Tabi burada şiirin ilk yayınlandığı tarihten çok sonra kitap halinde okuyucuyla buluşması da bu yanlışa katkı yapmıştır. Öyle ki bugün çok bilinen internet sayfalarında bile şiirin orijinalini bulmak neredeyse imkansızdır. İnsanlar o yanlış metinleri öylesine benimsemişlerdir ki siz doğrusunu gösterseniz size itiraz edeceklerdir.

Monna Rosa şiir kitabı şairin şiir kitapları içinde ilk sırada görünse de son yayınladığı eseridir. İlk şiirler alt başlığı ile yayınlanmıştır. Bu eserin hemen başında şiirin ilk olarak 1952’de Hisar dergisinde, 1953’te Mülkiye dergisinde ve 1956’da Büyük Doğu gazetesinde yayınlandığı bilgisi vardır. Oysa Monna Rosa şiir kitabı ilk baskısını 1998 Ağustos’unda yapar. Yani şiir, otuz beş yıl boyunca değişime uğrayarak yaşamaya devam etmiştir.

Aşağıda okuyacağınız metin kitabın 2. baskısından alınmıştır. İki bilgi notu daha ekleyeyim buraya. Birincisi, Monna Rosa, hem kitabın adı hem de bu isimle bilinen şiirin üst başlığıdır. Monna Rosa şiirinin dört alt başlığı vardır. Bunlar;

I. Aşk ve Çileler (1952, İlkbahar)
II. Ölüm ve Çerçeveler (1952, Yaz)
III. Pişmanlık ve Çileler (1952, Güz)
IV. Ve Monna Rosa (1952, Kış (Yılbaşı Gecesi))

İkinci bilgi notuna gelince. Şiiri, şiir defterlerimden üçüncüsüne ilk şiir olarak kaydetmişim. Dördüncü dörtlüğü kurşun kalemle yazmışım. Çünkü yazdığım mısralar bugüne kadar okuduğum mısralardan çok farklı. Şiiri deftere yazdığım dönemde bu bilgiyi doğrulama şansım yoktu. Malum hapishane şartları işte. Kitap bulduğumuza şükrediyorduk. Bilgiyi nereden doğrulayayım ki! Sonraki dönemlerde de bu dörtlüğü olduğu gibi bıraktım. Tükenmez kalemle yazmadım. Şiiri okuduktan sonra gidin internette arayın bakalım, kaç sayfada bu hâlini bulabileceksiniz.

Ama aklımın bir köşesinde soru işareti de duruyor. Kitabın sonraki baskılarında şair bir değişikliğe gitmiş midir? Bunu teyit edebilirsem yazının sonuna eklerim bir gün.

Uzattıkça uzattım. Sussam iyi olacak. Üç yıl önce kaybettiğimiz şair Sezai Karakoç’u da rahmetle analım. Şarin ardından birkaç kelam ettiğim ve Yağmur Duası şiirini paylaştığım yazıma bir göz at derim.

Monna Rosa

I. Aşk ve Çileler

Monna Rosa, siyah güller, ak güller;
Gülce’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

*

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
Monna Rosa, bugün bende bir hal var,
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Zeytin ağacının karanlığıdır
Elindeki elma ile başlayan…
Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
Zeytin ağacının karanlığıdır.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur,
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi..
Ellerinden belli olur bir kadın.
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Açma pencereni, perdeleri çek:
Monna Rosa, seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek;
Anla Monna Rosa, ben öteliyim…
Açma pencereni, perdeleri çek.

Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna;
Saat on ikidir, söndü lambalar.
Uyu da turnalar gelsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.

*

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine;
Kiminin rengi ak, kiminin sarı.
Ah, beni vursalar bir kuş yerine!
Akşamları gelir incir kuşları…

Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar… Su kenarında
Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa:
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza,
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler…
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak:
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı,
Artık inan bana muhacir kızı.

Altın bilezikler, o korkulu ten,
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
Bir tüy ki, kapalı geceye, güne;
Altın bilezikler, o korkulu ten!

*

Monna Rosa, siyah güller, ak güller,
Gülce’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa, siyah güller, ak güller!

1952, İlkbahar.

Sezai Karakoç


Bu şiiri bloğa ekledikten sonra karşıma bir makale çıktı. Üşenmeden tamamını okudum, vereceği önemli bilgiler vardır diyerek.

Selim Somuncu ve İbrahim Daşkın, (2024). Sanal Ortamda Edebiyatın Üretimi ve Modern Metinler Etrafında Oluşturulan Anlatılar: “Monna Rosa” Şiiri Etrafında Türetilen Hikâyeler Üzerine Bir İnceleme. Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 15, 318- 329.

Sanal ortamda dolaşan pek çok uydurma hikâyeyi ayrıntılı ele almış. Makalenin amacı bu olabilir, eyvallah. Metin içinde defalarca şairin, yanlış anlaşılmaların önüne geçebilmek için şiirde geçen akrostişi (Muazzez Akkaya’m) bozduğundan bahsedilmiş ama buna dair bir örnek verilmemiş. Ki şiirin kitapta yer alan orijinalinde akrostiş yerli yerinde durmaktadır.

Hasılıkelam, makale beni tatmin etmedi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir