Adını daha çok Orhan Gencebay’ın bestelediği “Tek Hece (Aşk)” ve “Ya Evde Yoksan” şiirleriyle duyduk Cemal Safi‘nin. Şiire epey geç başlamış biri o. 38 yaşından sonra şiir yazmaya başlıyor. Şair olmaya karar vermek için geç bir yaş denilebilir. Yazının üst başlığı Bilinmeyen Şiirler olsa da bugün Cemal Safi’den sayfama aldığım şiir az bilinen bir şiir değil aslında. Hatta bu şiirin şarkısını bile dinlemiş olabilirsiniz Candan Erçetin‘den. Aşağıya onu da ekleyeceğim.
1989 Yılında Zekai Tunca’nın bestelediği “Rüyalarım Olmasa“, 1990 yılında Selçuk Tekay’ın bestelemiş olduğu “Vurgun [Gözlerim uykuyla barıştı sanma]“un güftekarı olarak Hürriyet gazetesinin “Altın Kelebek” ödülünü ve Milliyet gazetesinin “Yılın En Sevilen On Şarkısı” birincilik ödülünü alır. 1991 yılında da iki kez En İyi Türk Sanat Müziği ödülüne layık görülür. Zekai Tunca’nın bestelediği “Gözüm Kesmiyor” şarkısıyla Milliyet gazetesinden ve “İmkansız” şarkısıyla TRT’den ödül alır.
Bu ödüllerden sonra edebiyat dünyasının hep tartışageldiği soru aklımın bir köşesinde yavaş yavaş kıpırdamaya başlıyor: “Güftekârlar şair midir?” Dillerden düşmeyen şarkıların sözlerini yazan insanlara haksızlık etmeyelim. Yusuf Hayaloğlu da pek çok Ahmet Kaya şarkısının söz yazarıdır mesela. Şair sayılmalı mıdır?
Soruyu yine kendim cevaplayayım. Cemal Safi ve Yusuf Hayaloğlu’na gelinceye kadar daha kimleri şair sayıyoruz bir bilseniz. Şiir adı altında yazdıkları bütün metinleri toplasanız bu adamların değil bir şiiri, bir dizesi bile etmeyecek insanlara şair sıfatını verirken zikrettiğim şahıslar neden şair olmasın ki?
Git
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, kâtilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.
Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yâr saymıştın;
Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.
Her darbene tahammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.
Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.
Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!
Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!
Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.
Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!
Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! …
Cemal SAFİ
Besteyi dinleyince “Aaa! Bu şiiri Cemal Safi mi yazmış?” dediniz eminim. Ben demedim. Beste 2009 yılında çıkmış. Oysa ben bu şiiri 90’lı yılların başında bir yerde şiir defterime almıştım. Yıllar sonra bestesini duyunca bir koşu gidip defterime baktığımı hatırlıyorum, acaba yanılıyor muyum diye. Hey yıllar!


Sen de düşüncelerini paylaş!