hicransız sabahlara uyandığımızda

Hicransız Sabahlara Uyandığımızda

Sevgili Hicran,

Nelerden ayrılmıyor değil mi insan yalan dünyada? Ve nelere alışmıyor insan; kalbini kanatarak, iyileştiremediği yaralarına tuz basarak. Şairce söylersek: Acıyı bal eyleyerek…

Sana bu adı verenlerin de sağaltamadığı yaraları var mıydı acaba? Belki seninle ayrılık acısını dindirmek istediler. Belki adını “hicran” koyarak onulmuş dertleri dağladılar. Belki de adını her söylediklerinde kabuk bağlamış bir yarayı kanattılar. Kanadıkça kanıyor.

Bunların hepsini ben uydurdum. Öyleyse sen söyle, neyin karşılığıdır adın? Hangi ayrılığa karşılık gelir? Ve sen hangi ayrılıkları tanıdın bugüne kadar?

Dalından düşen bir yaprağın hicranını bilir misin mesela? Hani o, baharda fışkın veren, insanlara yaşama sevinci aşılayan yaprak. Bir eylül ikindisinde hazan rüzgarlarıyla dalından koparılacağını bilmeyen yaprak. Bilseydi dallara geri dönemeyeceğini, daha sıkı sarılacak, direnecekti eylüle. Söylesene, eylüle direnilir mi?

Sonra genç kızlar vardır, hicranı telli duvaklı eden. Yeni bir yuva kurmanın ayakları yerden kesen hayalleri içinde hicran ne kadar az yer bulur oysa kendine. Baba evinin kapısından çıkana kadar göstermez kendini. Kapıdan çıkan ilk adımda bile gizlenir. İkinci adım da atlayınca eşiği -bilinçsiz bir hareketle- son bir kez bakarsın arkada kalanlara. Önün, arkan hicrandır artık. Gidersin hicran. Kalamazsın yine hicran.

Bir de mezuniyetlerde kapıyı çalan hicran vardır. Biraz bildiğin, birazdan bileceğin… Yıllarını verdiğin bir okuldan, sınıflardan, sıralardan kopacak olmanın buruk tadı. Hele arkadaşlardan… Hele arkadaşlardan… En büyük dargınlıkların bile bir ders sonuna kadar sürdürülemediği arkadaşlıklar. “Kanka” diyordunuz değil mi birbirinize? Kankaların hicranını da tanıyacak yürekleriniz, gözleriniz. Kendimize de bir bahis açsak mı, bilemiyorum. Kıymet verilen -bazen verilen kıymeti (hiç) hak etmemiş, bazen verilen kıymeti az bulmuş ama belli etmemiş- öğretmenlerin hicranı da gelip oturur içimize. Hasılı baştan sona hicrandır mezuniyetler. Acısı bazen hemen bazen yıllar sonra hissedilen…

Az daha unutuyordum, bir gölge gibi aşkın peşinde olan hicranı. Ama ilginç bir gölgedir bu. Her nesnenin gölgesi kendisi varken ortaya çıkarken aşkın gölgesi olan hicran aşk yokken görünür. Aşk ortaya çıkınca da hemen kaybolur. Zamanla aşk acısına evriliyor diyebileceğimiz bu hicran aslında aşktan değil aşksızlıktan kaynaklanır. Büyük aşkların boy verdiği bir kalpte hicranın nefes alması mümkün değildir. Oysa biz insanlar, sevdalarımızın, aşklarımızın bakımını ne kadar da ihmal ederiz. Değil mi? Ne suyunu veririz, ne güne çıkarırız. Kendiliğinden büyür ve meyve verir mi aşklar? Verir vermesine de o meyvenin adı hicran olur.

Ölüm de bir hicrandır. “Kalp hüzünlenir, göz yaşarır” demeseydi Kutlu Nebi belki bu kadar kolay kabullenemeyeceğimiz bir hicrandır ölüm. Ölümün bıraktığı boşluğu dolduracak ne var elimizde? Kelimeler bile bir tutuk bu bahiste. Yan yana gelmek istemiyorlar. Hangi birliktelikler ölümün hicranını anlatır, ne kelimeler biliyor, ne kelimelere söz dinletemeyen adam. Her şeyi öldüren ölüm, hicranı niye öldürmez ki!

Yakın zamanda kadar bilmediğim bir hicrandan da bahsedeceğim sana. Pek çok hicranı tanımış olan bu yürek “özgürlük”ün hicranını yaşıyor bugünlerde. Zihinde önceden kodlanmış hiçbir ayrılığa da benzemiyor bu hicran. Yukarıdaki onlarca cümle, bu hicranı anlatmak için mi kaleme alındı dersen, bir yönüyle evet.

Paradoksunu ve ironisini kendi içinde barındıran bir yazı bu. Aslında Hicran’a bir hicran yazısı yazarken yaşamakta olduğum pek çok hicrana bir direnişti bu. Hicranı anlatarak hicran yaralarını sarma çabasıydı. Sarabildim mi? Elbette sardım.

Yarın hicranın olmadığı bir sabaha uyandığında âlem -uyanacak değil mi?- belki yazılanlar bir kıymet ifade etmeyecek ama bu satırların ne anlama geldiğini bilseydin adından bir parça utanacak (endişe duyacak diye yumuşatayım ifadeyi), “Hürriyet, Adalet, Özgür” adını taşıyan kızlara imrenecektin, kim bilir?

Hazırlayıp hazırlamadığınızı dahi bilmediğim bir yıllık için karalanmış bu satırları kuşe kağıtlara basamayacağız belki. Yazmak istesem bir hatıra defterin de yoktur. Varsın hiçbiri olmasın. Ne gam! Üstelik sen bu yazının yazıldığını bile bilmiyorsun henüz. Bir gün -kısmetse- bu yazıyı bir yerlerde gördüğünde senin adına da -talepte bulunmamış bile olsan- birkaç satır karalanmış olmasından gizli bir sevinç duyacaksın. Yüzündeki çılgın tebessüm bütün hicranları unutturacak ve ben kelimelerimi gamzelerine emanet edeceğim. Hicran hep gülsün ve hicranlar hiç yaşanmasın diye…


Ben bu satırları yazdığımda takvimler 1 Haziran 2017’yi gösteriyordu.

“Hicransız Sabahlara Uyandığımızda” için 4 yanıt

  1. Maide Cesur avatarı

    Nedense Hicran adının hep bir karşılığı hep bir anısı vardı sizde. Sanki ayrılığın beden bulmuş haliydi Hicran. Hicran sınıfa ilk geldiğinde de evvela ismine takılmıştınız. Nerden geldin? Niye geldin? diye sormak yerine adının manasını bilip bilmediğini yahut adının bir hikayesinin olup olmadığını sormuştunuz. Yazdıklarınız öyle güzeldi ki Hicranla tekrar tekrar okuduk. Sanki yine lisedeyiz ve siz yine bize şiirlerin bir parçasını okuyup susuyorsunuz.

    1. Bir Edip avatarı

      Geçmişi, dün gibi hatırlayanları severim. 😊 Hicran bahsinde de bir farkındalık olsun istemiştim. Adının anlamını bilmeden yaşlanıp gidiyor insanlar.
      Yazıyı tekrar tekrar okumuş olmanız fazlasıyla mutlu etti hocanızı. Yazdığım bu ve benzeri yüzlerce mektubun cevapsız kalacağını bilerek yazmıştım. Nitekim öyle oldu. Yeri gelmişken bir küçük siteme izin ver. Yazılmış bu yüzlerce mektup -en azından sahipleri tarafından- bir küçük teşekkür yorumunu hak etmişti. Gel gör ki bu bile düşmedi kısmetimize çoğu zaman.
      Bu yüzden yorumun için ayrıca teşekkür ederim. Yaşadığını(zı) bilmek, güllerin solmadığını görmek yarınlara duyduğum inancı artırıyor. İyi ki varsın! 🙂

      1. Maide Cesur avatarı

        Yazınının sahibesi bayram temizliğini bitirirse muhakkak teşekküre gelir.😂 Zira yazıyı okur okumaz bana “ Çok duygulandım.” diye atmış. Sitem konusunda da hocam ne derler bilirsiniz: “Gülü seven dikenine katlanır.” 🤷🏻‍♀️ Sizde iyi ki hocamızsınız.🍀

        1. Bir Edip avatarı

          Yanlış anlaşılmasın, ifadelerim kesinlikle Hicran’a değil. Genel bir sitem.
          Kırık dökük bir mektupla da olsa birini mutlu edebildiysem eğer… Ve insanın bu mutluluğunu paylaşacak dostları varsa yanında…
          Dünyayı güzellik kurtaracak. 🙂

Sen de düşüncelerini paylaş!