şiir defterim

Nâzım Hikmet – Karlı Kayın Ormanında

Genelde önce şiirleri sonra -varsa- bestesini ekliyorum yazılara. Ama bu kez bir değişiklik yapacağım. Önce müziği ekliyorum ki bir taraftan şarkıyı dinleyin, bir yandan da şiiri okuyun.

Şu şiirin içinde birkaç yer var beni her okuyuşumda çılgına çeviren. Birincisi “Memleket mi, yıldızlar mı / gençliğim mi daha uzak?” dizeleri. İkincisi de “Yedi tepeli şehrimde / bıraktım gonca gülümü. / Ne ölümden korkmak ayıp, / ne de düşünmek ölümü.” dörtlüğü. Hatta bazen içimden şöyle geçer: Nâzım sadece bu dizeleri yazsa ve başka hiçbir şey yazmamış olsa ben onu yine de şair sayardım.

Karlı Kayın Ormanında

Karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım, efkârlıyım,
elini ver, nerde elin?

Ayışığı renginde kar,
keçe çizmelerim ağır.
İçimde çalınan ıslık
beni nereye çağırır?

Memleket mi, yıldızlar mı,
gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı, sıcak.

Ben ordan geçerken biri:
“Amca, dese, gir içeri.”
Girip yerden selâmlasam
hane içindekileri.

Eski takvim hesabıyle
bu sabah başladı bahar.
Geri geldi Memed’ime
yolladığım oyuncaklar.

Kurulmamış zembereği
küskün duruyor kamyonet,
yüzdüremedi leğende
beyaz kotrasını Memet.

Kar tertemiz, kar kabarık,
yürüyorum yumuşacık.
Dün gece on bir buçukta
ölmüş Berut, tanışırdık.

Bende boz bir halısı var
bir de kitabı, imzalı.
Elden ele geçer kitap,
daha yüz yıl yaşar halı.

Yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.

En acayip gücümüzdür,
kahramanlıktır yaşamak:
Öleceğimizi bilip
öleceğimizi mutlak.

Memleket mi, daha uzak,
gençliğim mi, yıldızlar mı?
Bayramoğlu, Bayramoğlu,
ölümden öte köy var mı?

Geceleyin, karlı kayın
ormanında yürüyorum.
Karanlıkta etrafımı
gündüz gibi görüyorum.

Şimdi şurdan saptım mıydı,
şose, tirenyolu, ova.
Yirmi beş kilometreden
pırıl pırıldır Moskova…

Nâzım Hikmet

Sen de düşüncelerini paylaş!