Sevgili İnayet,
“Şimdiki aklınla yeniden başlayabilseydin her şeye / Pişmanlıkların olmazdı bugünkü kadar / Doya doya gülmeleri zaten unuttun / Ve sevmeleri / Ve sevilmeleri / Seneler nasıl da su gibi aktı / Hatırası bile öyle uzak ki / Başını koyup da bir omza / Güzel şeyleri duymayalı çok oldu / Varsın kimseler bilmesin hayatta mısın / Ah ‘Bu şarkıların gözü kör olsun”1
Sitem etme. Hak etmedim. Hayatın tekrarı yok. “Zor olan kırmamak değil, kırılmamaktır” derdim ya hep. Kırılma. Kırılırsan haksız yere, haksız yere kıracağını biliyor olmalısın.
Ben hatıra defterlerine ve yıllıklara ilk kez bir şeyler yazarken sen yoktun dünyada. “Hocam yazar mısınız?” diyen herkese hep aynı cevabı verdim: “Yazarım!” Cevabın “tevriye”sini sana bırakıyorum, bulursun. Bir itirafta bulunmak lazımsa; kendisine hatıra yazmak istediğim, ‘hiçbir şey götürmeyecekse bari birkaç satır yazı götürsün yanında’ dediğim / demek istediğim öğrencilerim de oldu. Ama yollarımız kesişmedi.
“Farkına varamadığım bir beklenti”ye icabet olsun bu satırlar. Olumsuz halleriyle olumlayan fiiller biriktirdim senin için: Darılma, kırma, üzme, incitme, yıkma. Bir de şu mısraları unutma: “Gün gelir hayata yine doğarsın / Gün gelir üzüldüğüne yanarsın / Yüzünde acı bir gülümseyişle /Anarsın geçmiş günleri anarsın.
Gün gelir bunları da unutursun / Gün gelir gözyaşını kurutursun / Gün gelir yüreğini avutursun / Zamanla öyle değişir ki insan.”2


Sen de düşüncelerini paylaş!