bana bir can bağışla

Bana Bir Can Bağışla

Soba hâlâ yanıyordu. Evin kedisi Pamuk sobanın arkasındaki mindere kıvrılmış, uyuyordu. Dışarının soğuğuna direnen oda tartışmayla birlikte iyice buz kesmişti. Bir keman teli gibi gerilmişti sinirler.

İlk kez bu kadar yaralayıcı konuşmuştu kocası. İki yıldır kötü giden evliliklerinin bütün suçunu ona yıkmıştı. Kapıyı çarpıp giderken de “Ben seninleyken bile hep sana hasret yaşadım Hasret.” diyerek bir kızgın demir gibi sokmuştu kelimeleri, Hasret’in kanayan yüreğine.

Çok iyi biliyordu Hasret, yıkılan evliliklerinin sebebinin çocuk olduğunu. Dilini kısa etmişti Kaya’ya bir çocuk verememiş olması. O istemez miydi anne olmayı? İsterdi istemesine lakin son muayenede doktorun söyledikleri bütün dallarını kırmıştı. Meyvesiz bir ağaç gibiydi.

-Anne olmanız tıbben mümkün değil.Bu cümleden sonra doktorun söylediği hiçbir cümleyi duymamıştı zaten. Rahatsızlığı neydi, neden çocuk sahibi olamayacaktı, hepsini bir bir anlatmıştı doktor. Ama hiçbirinin önemi yoktu Hasret için. Bir kadın anne olamadıktan sonra bunun gerekçesinin ne olduğunun önemi var mıydı? Yoktu.

Sobaya iki odun daha attı. Altını açtı. Hemen tutuştu odunlar. Sobanın üstünden tavana yansıyan alevin ışıltısını izledi bir süre. İçindeki yara gibiydi. Sobanın üst kapağını kapattı. Tavandaki yara kapandı. İçine baktı hâlâ kanıyor.

Tanıştıkları güne gitti hayali. Kaya’nın, adı gibi sağlam duruşu içini ısıtmıştı.
-İnsanın sırtını dayayacağı bir yer olmalı bu hayatta. Kaya gibi sağlam olmalı hem, derken kalbine söz geçiremediğini fark etmişti. Film daha yeni başlıyordu.

Kötü günleri olmamıştı hiç. Hemen evlenme kararı almışlar, aile çevresinde yapılan bir düğünle dünya evine girmişlerdi.

-Çocuk, dedi Kaya. Bir çocuğumuz olsun, adını Can koyalım.Utangaç bir tavırla başını Kaya’nın göğsüne yasladı Hasret:
-Sadece bir çocuk mu? Sadece Can mı? Hani Sevgi, Deniz hatta Canan da olacaktı?

Zil sesiyle irkildi birden. Kimdi bu saatte gelen? Kocası mıydı yoksa? Geri mi gelmişti, onca kavganın üstüne? Yok yok, o gelmez artık. Tanıyordu kocasını. Ölse gelmez.

Gelse alacak mıydı içeri? İçini yokladı bir an. Yavaşça kapıya yöneldi. Anahtarı çevirdi. Emniyet kilidi takılı kapıyı, geleni görecek kadar araladı.

Saçı sakalı ağarmış ve birbirine karışmış bir adam vardı kapıda. Merdiven başına doğru geri çekilmiş, kapıya çıkacak kişiyi rahatsız etmek istememişti. Aralıktan sordu Hasret:
-Kimi aramıştınız?

Adam gözlerini kaldırmadı yerden. Sustu, baston tutan elleri titriyordu. Yutkundu. Yine sustu. Hasret bir kez daha sordu:
-Birini mi arıyorsunuz? Sanırım kapıları karıştırdınız. Aradığınız kişinin ismini söylerseniz, deyip yarım bıraktı cümlesini.

Adamın bir alt veya üst komşuya gelmiş olabileceğini düşündü. Kapıdaki esrarengiz adam hâlâ tek kelime etmemişti. Kapı aralığından içeriye buz gibi bir hava sızıyordu.
-Eğer bir şey söylemeyecekseniz kapıyı kapatacağım. Evin içi buz gibi oldu. Gece gece rahatsız etmeyin kimseyi.

Kapıyı kapatmak için bir adım geri çekildi Hasret. Adam bir adım öne geldi. Hasret adamın hareketlerinden tedirgin olmuştu. Adam bir şey söylemek ister gibi hafiften başını kaldırınca Hasret kapıyı kapatmaktan vazgeçti.

Zorlandığı her halinden belliydi:
-Tam kırk yıl önceydi, dedi. Bir cana hasrettim. Ne canı bulabildim, ne hasretim dindi. Gittim, geri geldim. Gittiğim gibi geldim.

Hasret adamı tanımaya çalışarak gözlerini kıstı. Sesi çatallaştı:

-Sen… sen…

Cümleyi bitirmesine fırsat vermedi Kaya:-Hasret’im! Canım, cananım… Kırk yıldır dinmeyen hasretim…

Kapının emniyet kilidini açtı Hasret. Soba hâlâ yanıyordu.


“Kelime Oyunu” etkinliğinin 5. haftası için bir hikâye yazdım. Bu haftanın kelimeleri “kedi, film, keman, hasret, ağaç” idi. Haftanın kelimelerini Bonheur seçti. 

“Bana Bir Can Bağışla” ögesine 22 yanıt

  1. Kırmızı avatarı

    Okurken ikinci hafta, Kaystros Tyrha’nın öyküsüne verdiğim tepkiyi verdim. bu arada bu durum bana Virginia Woolf’un Yalnızlık Ömür Boyu kitanındaki bir alıntıyı hatırlattı.

    “Kahvaltıdan sonra otuz yaşında bir adam olarak evden çıkıp, akşam yemeği vakti eve en az elli beş yaşında bir adam olarak döndü dersek abartmış olmayız. Kimi haftalar yaşına yüzyıllar eklerken, kimi haftalarsa taş çatlasa üç saniye ekliyordu”.

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekkür ederim Kırmızı.
      Yazarlar farkına varmadan birbirini taklit edebiliyor demek ki. Virginia Woolf gibi büyük bir yazarla birlikte anılmak güzel tabi. 🙂

      1. Kırmızı avatarı

        Taklit demesek, taklit hoş bir benzetme olmaz emeği hiçe saymak olur. Çünkü içerik olarak bambaşka öykülerdi.

        1. Bir Edip avatarı

          Çok naziksiniz. Taklit demeyeyim de etkileşim diyeyim öyleyse. 🙂

  2. Mükemmelis avatarı

    Çok keyifliydi, kalemine sağlık

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekkürler Mükemmelis.

  3. Uyuşuk Hayalperest avatarı

    Ooo…
    Sonu sürpriz oldu resmen.
    Kısacık bir yazıya bir ömür böyle sığıyor.
    🙂

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekkür ederim Uyuşuk Hayalperest.
      Kısacık bir hikâyeye değil bazen birkaç cümleye bile sığabiliyor hayat. Daha kısa yazmak isterdim ama o kadar çok vaktim yoktu. 🙂

  4. Kaplan Diary avatarı

    Bu hafta ilk önce benim de aklımdan Hasret adında bir karakter kullanmak geçti 🙂 Öykünüzün genel olarak kurgusu ve anlatım şekli güzel. Birbirini seven iki insanın son iki yılındaki huzursuzluğu sadece çocuklarının olmamasına bağlanması düşündürücü. Belki bahsetmediğiniz başka nedenler de olmalı. Diğer taraftan “hasret” sözcüğünü kullanmak için adamın uzak yol kaptanı olmasını beklerdim. “Ben seninle birlikteyken bile hep sana hasret yaşadım” derken, aşırı derecede özlem duyduğu başka şeyler var demek ki. Satırlarında bu özlemin ne olduğuna dair herhangi bir ipucu göremedim. Son olarak aynı gün içinde adamın elinde baston saçı başı ağarmış bir halde geri dönüşünü ve karısının onu tanıyamamasını yadırgadığımı söylemek isterim. Teşekkürler:)

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekkür ederim Kaplan Diary, bu uzun ve yol gösterici yorumun için.

      Eleştirdiğiniz yerler üzerinde tekrar düşüneceğim. Bir etkinlik içinde ancak bu kadarı oluyor işte. Aslında hikâye yazmak pek denediğim bir tür değil. Şimdi bloğa dönüp baktım da yazdığım üçüncü hikâye bu. Yüzlerce yazının içinde kendine yer bulamamış işte.

      Yazarın her şeyi anlattığı hikâyelerden olmasın diye bazı bölümleri hızlı geçtim. Okuyucunun muhayyilesinde canlansın bazı bölümler değil mi? Kocayı kaptan yapma fikri olabilirmiş aslında.

  5. Ali Demiral avatarı

    “Keşke hep böyle er-geç kavuşmak olsa” dedirten bir öykü. Güzel yazmışsınız. Kaleminize kuvvet…

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekürler Ali Demiral.
      Bütün hikâyeler kavuşma ile bitse diyoruz ama yazı söz dinlemiyor her zaman. Bazen inadına ayrılığa evriliyor satırlar. Neyse ki bu kez benim sözüm geçti. 🙂

  6. Zeynep avatarı

    Bebek sahibi olmak dünyanın merkezi değil. Insanlar bebek sahibi olmak zorunda değil. Insanların bebek sahibi olamamasının bir kusur olarak algılanması çok acı bir durum. O yüzden bu psikolojik baskıyı çok iyi yansıtmışsınız. Insanlar böyle durumlar da dünyanın sonuymuş gibi davranıp çevrelerinde onları sevenlerden nasıl uzaklaştıkları çok üzücü. Keşke böyle bir algı olmasa.

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekkür ederim Zeynep.
      Çocuk sahibi olamamak eksiklik değil tabi ama toplumun bir kesimi hâlâ bununla boğuşuyor. Tabi bunu söylerken çocuğu olan biri olarak söylüyorum. Çocuğu olmayan birinin penceresinden bakmak daha zordur belki hayata. Allah kimseyi evlatla imtihan etmesin.
      Günümüzde sudan sebeplerle yıkılan yuvaları görünce çocuk sorunu diğerlerinin yanında ciddi bir sorun gibi duruyor maalesef.

  7. Rose avatarı

    Yazılan hikayeler arasında sonunun beni en çok şaşırttığı bu oldu. Kadına biraz üzüldüm maalesef böyle gerçek hikayeler de var. Kaleminize sağlık 🙂

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekkür ederim Rosa.
      Beğenmiş olmana sevindim. Daha çok düşünülmesi gerekiyordu üzerinde. Gündemin hızına yetişmek için aceleye getiriyoruz bu yazma işini. Yazıya saygısızlık ediyoruz sanırım.

  8. Masalsı arazi avatarı

    Akıcı güzel bir hikaye tebrik ederim.

    Bu arada bloğunuzu mobil versiyonu çok güzel

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekkür ederim Masalsı Arazi.
      Hem hikâye hem de blogla ilgili beğeniniz için.
      Blog temasını çok nadir değiştiriyorum. Bir temaya gözüm alışınca ondan ayrılmak zor geliyor. Bu bağımlılığa rağmen 2021’e yeni bir arayüz ile girmek istedim. Olabildiğince sade, okuyucuyu yormayacak, ayrıntılardan sıyrılmış bir tema bulunca değişime karar verdim. Bir de bunları severek yapıyorum. Başkalarından (karşılığını ödeyerek bile olsa) yardım almak zorunda kalmayınca daha keyifli oluyor. İstediğiniz zaman istediğiniz müdahaleyi yapabiliyorsunuz.
      Şu fani dünyada tek eğlencemiz bu kaldı zaten. 😂

  9. Taner Koç avatarı

    Finalde okuyucuyu adeta sersemleten hikayeleri seviyorum. Bu kısmı yazarın olağanüstü kurgu yeteneğini gözler önüne seriyor. Kutlarım ben çok sevdim hikayenizi..

    1. Bir Edip avatarı

      Beğeniniz ve yorumunuz için çok teşekkür ederim Taner Bey.
      Hikâye okumayı çok seviyorum ama yazmak pek becerebildiğim bir şey değil. Çok nadir yazıyorum bu yüzden. Yenileri gelecek mi bilmiyorum. 🙂

  10. Sessizgemi avatarı

    Sonu çok ilginçti 🙂 fantastik bir şeyler mi acaba dedim zaman kayması falan sonra daha gerçekçi düşündüm kadın alzheimer filan oldu herhalde yaşlılıkta geçmişi düşünürken de kapı çalınca karşısında eski kocasını buldu sanırım adam pişman yıllar sonra geri dönmek gelmiş aklına öyle herhalde sanırım 🙂 güzeldi kalemine sağlık 🙂

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekkür ederim Sessizgemi.
      Sonu için herkese farklı şeyler düşündürüyorsa kendimi başarılı sayabilirim. Sizce de saymalı mıyım? 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir