faruk nafiz çamlıbel bestelenmiş şiirleri

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Bestelenmiş Şiirleri

Kasım ayı içinde üç şairimizin ölüm yıldönümü olduğunu öğrenince bu şairlerin bestelenmiş şiirlerini toplamak için çalışmaya başlamıştım. Ama bu süreç o kadar ağır ilerledi ki kasım içinde sadece Yahya Kelam Beyatlı ve Ümit Yaşar Oğuzcan‘ın şiirlerini bir araya getirebildim. Geride bir şair kalmıştı: Faruk Nafiz Çamlıbel. Bu yazıda da Faruk Nafiz Çamlıbel’in bestelenmiş şiirlerini bulacaksınız.

Doğrusunu söylemek gerekirse çok emek harcadım ama yazı içime sinmedi. Daha önceki yazılarımdan birinde tarihçi Yılmaz Öztuna‘nın kaleme aldığı birkaç yazıyı referans yaparak şiirleri derlemeye çalışmıştım. Ama bazen o listedeki şiire ulaşamadım bazen şiiri buldum, besteyi bulamadım. Velhasıl sağlıklı bir liste oluşturabilmek için çok daha kapsamlı bir araştırma gerekiyor. Bunu yapmak için ne vaktim var, ne gücüm. Şimdilik en kapsamlı liste olarak bunu okuyucunun istifadesine sunuyorum. Bir reklam vardı. “Biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu” diyordu. Ben de aynısını söyleyebilirim. 🙂

bk: Bestelenmiş Şiirler Antolojisi

İşin magazin kısmına bakacak olursak Faruk Nafiz denilince aklımıza şair ve yazar Şükufe Nihal Başar ile olan aşkı gelir. Bu aşktan Faruk Nafiz’in bir şiirini ele alırken bahsedeceğim.

Her zaman olduğu gibi tespit edebildiğim besteler için bir Youtube çalma listesi burada olacak. Liste yazının ilk sürümü için sıralı hâldeyken sonradan şiir listesi alfabetik olarak düzenlendiği için karışık olarak karşınıza çıkacaktır. Zaman içinde bazı şarkıların Youtube’dan kaldırıldığını ve listenin sürekli güncellenmesi gerektiğini anladım. Kısmet bakalım.

. Ali

Sezen Aksu (Ali)

Namluya dayanır yola dalarsın
Duruşun bakışın yaman be Ali
Boşuna tetiği ne kurcalarsın
Var daha ateşe zaman be Ali

Yıllanmış bir çınar pusuluk yerin
Neredeyse gelecek beklediklerin
Var iki atımlık canı kederin
Desene işleri duman be Ali

O’nu sen büyüt de söğüt boyunca
Kendini ellere versin o gonca
Sözüne kanmadın bunu duyunca
Gönlündü gözünü yuman be Ali

Geldiler beklenen çiftler ormana
Duruyor iki genç ne hoş yan yana
Bir kurşun kadına bir de çobana
Çınlasın yıllarca orman be Ali

Görünce uzanmış yar kucağına
Boynunu dolamış zülfü bağına
Kurşunu kahpeye atacağına
Kendine çevirdin aman be Ali

. Ayşe Sana

Saklıyor içinde yüzen hayâli
Ne zaman gözlerin yaşlansa, Ayşe!
Diyemem boynuna olsun vebali
Sevdiğin o güzel çobansa, Ayşe!

Gönlünü yorarak bütün bütüne
Benzedin sararmış yaban gülüne.
Güvenme sana and içtiği güne,
Ya bütün sözleri yalansa, Ayşe?

Canına karışmak istiyor canı
Kim görse bu güneş başlı çobanı.
Günyüzlü Zeyneb’in çekildi kanı,
Göz yaşı döküyor Kezban’sa, Ayşe.

Çobanın bir kızıl yele saçları,
Ateştir, alınmaz ele saçları,
Ah hele saçları, hele saçları…
Yakar parmağına dolansa, Ayşe!

Ayşe, kaç çobandan, tehlikelidir,
Kendini ateşe atan delidir.
Kuşlara emniyet etmemelidir.
Buluştuğunuz yer ormansa, Ayşe!

O ne, birdenbire karşımda soldun,
Bir anda boşaldın, bir anda doldun?
Yoksa, dün çocukken, ana mı oldun
Yanarım kederin bundansa, Ayşe!

. Bahar Türküsü

Nermin Demirçay (Ben Ne Yaza Hasretim)

Son karların sesiyle çağladı şelâleler,
Rüzgârda deste deste saçlar târ ü mâr oldu,
Dağda salkımlar açtı, bağda kızıl lâleler
Kışlardan arta kalan ömrümde bahar oldu.

Ağarmış saçlarını üzerimden çekti kış,
Artık üstümde kuşlar çırpınacak, duracak,
Nerdeyse açılacak odamdaki her nakış,
Nerdeyse bir gül ıtrı odamı dolduracak.

Göğsümde başka nefes! Damarımda başka kan!
Kalbimi aydınlatan senin altın başındır.
Seviyorum… Dereden benim ruhumdur akan
Seviyorum… Goncalar senin on beş yaşındır!

Ben ne yaza hasretim, ne bahara düşkünüm,
Bunları sevdiren şey hep seni andırması:
Biri aylı gecemdir, biri güneşli günüm
Gözlerinin zümrüdü, saçlarının sırması.

Gözüm gönlüm ışıldar gördükçe nazlı yâri,
Gönlümde ateş misin, gözlerimde nur musun?
Bu bahar, anlıyorum, ömrümün son baharı:
Kız, bu bahar geçmeden sen benim olur musun?

. Bizim Memleket

Mustafa Yıldızdoğan (Bizim Memleket)

İçinden tanırım ben o illeri
Onlar ki zahirde viran olurlar
Ardıçlı dağları çamlı belleri
Aşanlar Şirin’e hayran olurlar

Dökülür köpüklü sular yarından
Baharlar yaratır kışın karından
İçenler sihirli pınarlarından
Şöyle bir silkinir ceylan olurlar

Başı boş kırlara salar tayını
Elinden düşürmez okla yayını
Aklına getirmez zafer payını
Memleket yolunda kurban olurlar

. Çoban Çeşmesi

Mustafa Yıldızdoğan (Çoban Çeşmesi)
Timur Selçuk (Çoban Çeşmesi)
İsmet Nedim (Çoban Çeşmesi)
Uğur Işılak (Çoban Çeşmesi)

Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.

Göynünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi…

O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,
Kerem’in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…

. Dörtlük

Gönül Yazar (Artık Bu Solan Bahçede)
Emel Sayın (Artık Bu Solan Bahçede Bülbüllere yer Yok)

Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok
Bir yer ki seven sevilenlerden eser yok
Bezmin de kadeh kırdığımız sevgililer yok
Bir yer ki seven sevilenlerden eser yok

. Dörtlük

Çiğdem Yarkın (Soldukça Günün Matemi)

Soldukça günün matemi altında çiçekler
Bir gölge tanırdım ki uzaktan beni bekler
Kalbimde mele yolda vefasız kelebekler
Bir gölge tanırdım ki uzaktan beni bekler

. Dörtlük

Gülnur Ballıoğlu (Nasıl Tüterse Bahar İlk Erguvan Dalında)

Nasıl tüterse bahar ilk erguvan dalında
Yazın sıcaklığı var dudağının alında
Siner kırda gezenin ruhuna sihrin senin
Itrında her çiçeğin her meyvenin balında

. Dörtlük

Belgin Gök (Gülmezse Yüzün Goncaların Kalbi Kan Ağlar)

Gülmezse yüzün goncaların kalbi kan ağlar
Güllerle dolar görse gülerken seni dağlar
Meşk etse sular şarkını bülbül gibi çağlar
Güllerle dolar görse gülerken seni fağlar

. Dörtlük

Elif Güreşçi (Gittin de Bıraktın Beni Aylarca Kederde)

Gittin de bıraktın beni aylarca kederde,
Mehtâb oluyordun bana, aysız gecelerde,
Dermân olur ancak dönüşün bizdeki derde,
Mehtâb oluyordun bana, aysız gecelerde.

. Dörtlük

Nazan Sıvacı (Gam Çekme Güzel N’olsa Baharın Sonu Yazdır)

Gam çekme güzel n’olsa baharın sonu yazdır
Sevdaların en coştuğu yer şimdi Boğazdır
Tekrar ediyor söylediğim şarkıyı dağlar
Körfezde kopan kahkahalar Göksu’da çağlar

. Dörtlük

Nazan Sıvacı (Gam Çekme Güzel N’olsa Baharın Sonu Yazdır)

Artık ne siyah gözlerinin gölgesi kaldı
Kalbim o büyük aşka bedel kinlere daldı
Lanet o güzel gözlerinin nuruna yağsın
Bin aşk yaratan saçların ahımla ağarsın1

. Gönül

Vedat Kaptan Yurdakul (Bağından Her Güzel Bir Gül Seçerdi)
Münir Nurettin Selçuk (Her Güzel Bağından Bir Gül Seçerdi)

Bağından her güzel bir gül seçerdi,
Bundan mı sarardın soldun, ey gönül?
Kadınlar geçerdi, kızlar geçerdi,
Bir zaman aşk için yoldun, ey gönül!

Dünyaya baksan da gülümser gibi
Uzuyor hayatın bir keder gibi,
Ellerde dolaşan kadehler gibi
Yıllarca boşaldın, doldun, ey gönül!

Çare yok, matemin çok derinse de,
Hasretin tükenmez yaşın dinse de.
Gençliği hoş geçti, eğlendinse de
Sanmam ki bahtiyar oldun, ey gönül!

. Gülistan

Hasan Eylen (Kumral Başı Bir Saksı Itır Penceresinde)

Meyden boşalıp doldu şafaklarla piyâlem;
Halketti bir âlem ki bahar, ayni gülistan.
Efsun değil, efsâne değil gördüğüm âlem:
Gündüz, gece, derya ve kenar, ayni gülistan.

Salkımlar açar kuşların ahengi sesinde,
Güllerden uçan râyihalar var nefesinde,
Kumral başı bir saksı ıtır penceresinde;
Haliyle, hayaliyle o yâr, ayni gülistan.

Tâkîbe koşar bûse-yi cam, işret-i sohbet;
Her şeyde emel ra’şesi, her yerde muhabbet.
Cennet görünür şâire dünyâ bugün elbet:
Cânân ile birlikte mezar, ayni gülistan.

. Han Duvarları

Mustafa Yıldızdoğan (Han Duvarları)
Koro (Han Duvarları)

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler…

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol… Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Ara sıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor…
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

Bir sarsıntı… Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler…
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler…

Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;

“On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben”

Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi…
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!…

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı… Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor…
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu…
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü…
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı “İşte Araplıbeli!”
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor…
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;

“Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben”

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı…
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu’daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

“Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı’mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben”

Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..

Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:
“Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?”
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi: “Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!”

Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti…
Gönlümü Maraşlı’nın yaktı kara haberi.

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

faruk nafiz çamlıbelin gençliği

. İnme

Timur Selçuk (İnme)

Bir gün,
Uzak bir yolculuktan sonra, nefes nefese,
Kalbimin çarpışını sofranda sayacağım.
Ömrümü vermek için ağzından çıkan sese
Kapını sol elimle aralıklayacağım…
Yabancı bir fısıltı söyleyecek adını,
Tanıdığım bir gülüş kıvrılacak içerde.
Vurur vurmaz duvara kapının kanadını
Karşımda ürperecek halı, sedir ve perde.

Korkma!
Sana ne dil uzatır ne de el kaldırırım,
Gözümü kan bürümüş diye benden çekinme:
Nasıl birden düşerse bir ağaca yıldırım
Beni baştan aşağı çarpar o lahza inme.
Sakın kalkma köşenden, ısıttığın yerde dur,
Yine öpsün o dudak… Sarsın o kol belini!
Eşiğinde canımla ödüyorsam ne olur
Bir kadına inanmış olmanın bedelini?

. Keklik

Sabite Tur Gülerman (Keklik Dağlarda Çağılar)

Keklik dağlarda çağılar
Yavrum diyen diyen ağlar
Günden güne yansa dağlar
Görenlerin bağrı yanar

Ağlarım ben kekliğime
Seherde öten bülbüle
İpeklenmiş tüylerine
Yanaktaki benlerine
Ağlarım ben kekliğime

Keklik bizden uzaklaştı
Yolumuz sarpa dolaştı
Hünkâr kal’asını aştı
Belki yavrusuna kavuştu

Ağlarım ben kekliğime
Seherde öten bülbüle
İpeklenmiş tüylerine
Yanaktaki benlerine
Ağlarım ben kekliğime

Keklik küsme barışalım
Yuvamıza kavuşalım
Senden ötmek, bizden gitmek
Yolumuzda ağlaşalım

Ağlarım ben kekliğime
Seherde öten bülbüle
İpeklenmiş tüylerine
Yanaktaki benlerine
Ağlarım ben kekliğime

. Kıskanç

Zeki Müren (İntizar)

Sakın bir söz söyleme… Yüzüme bakma sakın!
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur.
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,
Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur.

Dilerim Tanrı’dan ki, sana açık kucaklar
Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun,
Kan tükürsün adını candan anan dudaklar,
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun!

. Koşma

Hilal Çelebi (Kirpiğine Sürme Çek Kına Yak Parmağına)
Kerim Sezer (Efenin Kızına)

Kirpiğine sürme çek,
Kına yak parmağına:
Bu yıl yaşın girecek,
Kız, gelinlik çağına.

Anlatıyor duruşum,
Ben sana vurulmuşum;
Ko, düşsün gönül kuşum
Saçlarının ağına.

Yaş olsam gözden akmam.
Göz olsam gayre bakmam,
Vatanımsın, bırakmam
Ellerin kucağına!

. Onu Bir Gün Görmedim

Yüzüme sert çizgiler çekti senin adını,
Hasret saatlerini saydı saçımda aklar.
Senin ağzından çıkan bir cümlenin tadını
Ne bugün içki verdi, ne bu gece dudaklar!

Sorma, nasıl yollarda tutunabildiğimi,
Nasıl siyah rüzgara yaşımı sildiğimi…
Görür görmez kapında yere devrildiğimi
Ürperdi bir tekinsiz kedi gibi sokaklar.

Gece muzlim şeklini bana çizmese perde,
Sesin bir sırça gibi kırılmazsa içerde,
Beni bugün serilmiş görenler orta yerde
Yarın da bir çukurun içinde bulacaklar…

. Onuncu Yıl Marşı

Kenan Doğulu (Onuncu Yıl Marşı)

Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan;
Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan,
Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan.

Türk’üz: Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi;
Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!
Bir hızda kötülüğü, geriliği boğarız,
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.

Türk’üz, bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.
Türk’üz: Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi;
Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!

Çizerek kanımızla öz yurdun hartasını,
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını;
Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını…
Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını!

Türk’üz: Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi;
Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!
Örnektir milletlere açtığımız yeni iz;
İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz:

Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz.
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.
Türk’üz: Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi;
Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!2

. Ölümü Hatırlatan Kadın

Timur Selçuk (Ölümü Hatırlatan Kadın)

Kayalıklarda gördüm seni, bir sisli günde,
Fırtınadan saçların çözülmüş bir demetti.
O kayalıklarda ki bir yıl evvel üstünde
Çöllerden aşık dönen bir genç intihar etti…

Seni her nerde, artık, her ne suretle görsem
Bir gölgenin duyarım ruhuma düştüğünü.
Ben de o aşık gibi bir kayada ölürsem
Rabb’im mukaddes etsin seni gördüğüm günü!

Kayalıklarda bir genç öldüğü gün beldenin
Halkı seni karanlık rüyalarında görmüş,
Ey yadı gönlümüzden çıkmayan afet senin
Sevmediklerin değil, sevdiklerin ölürmüş.

Bazı ruhum kararır kefenlerden, mezardan;
Yok mu, Rabb’im, ölümün bir güzel şekli, derdim.
O kayalıklarda ilk seni gördüğüm zaman
Hayalimde ölüme en güzel şekli verdim.

Başka bir göz yaşını dudaklarınla silsen
Ürpererek: Bu, derim, mezardan bir nefestir!
Buna kıskançlık deme, bence değil yalnız sen,
Seni gören göz bile ne kadar mukaddestir!

Kimse karşında belki titremez gönlüm gibi,
Bense hala korkarım dizinde ağlamaktan.
Teması korku veren tatlı bir ölüm gibi
Daha cana yakındır görünüşün uzaktan…

. Rubaî: Yaraşır

Çiğdem Yarkın (Saçının Telleri Göğsünde Perîşân Yaraşır)

Saçının telleri göğsünde perîşân yaraşır
Öyle sümbüllere bir böyle gülistân yaraşır
Tâc olur Ay’la Güneş alnına her ân yaraşır
Gönlümün tahtına bir sen gibi sultân yaraşır.

. Sen Nerdesin?

Timur Selçuk (Sen Nerdesin?)

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi,
Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi.
Bir kömür dumanıyle tütsülendi akşamlar,
Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar.
Son yolcunun gömüldü yolda son adımları,
Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları.
Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda:
Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda.
Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye,
Yollarını bekledim görüneceksin diye.
Senin için kandiller tutuştu kendisinden,
Resmine sürme çektim kandillerin isinden.
Saksıda incilendi yapraklar senin için,
Söylendi gelmez diye uzaklar senin için.
Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle,
Saatler son gecemin geçti cenazesiyle,
Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü,
Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü…

. Son Âşık

Timur Selçuk (Son Âşık)

Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım,
Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene
Ak düşünce saçların kumral rengine
Kollarında son âşıkın ben olacağım.

Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen,
Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün
Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün…
O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen?

Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar…
O gün bana yaklaşırken ey ilahi yar,
Esirgeme gözlerimden bir son buseni,

Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın,
Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın
Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni

. Şarkı

Teoman Volkan (Ah Eden Kim Bu Saat Kuytuda?)
Alaaddin Yavaşça (Ah Eden Kim Bu Saat Kuytuda?)
Arif Sami Toker (Ah Eden Kim Bu Saat Kuytuda?)

Ah eden kim bu saat kuytuda?
Sustu bülbüller, hıyaban uykuda.
Şimdi ay bir servi simindir suda
Esme ey bad, esme canan uykuda…

Başka âşıklardan almışsan nefes
Başka yerden, başka vadilerden es.
Doğmasın gönlünde ani bir heves.
Esme gülşenden ki canan uykuda…3

. Şarkı

Bigalı Hafız Mehmet Efendi (Farkı Yok Bir Cennet-abad’ın Bugün Vîrâneden)

Farkı yok bir Cennet-abad’ın bugün vîrâneden
Şimdi medhaller karanlık, bahçeler tenhâ neden
Gizli bir bû yükselirken son kırık peymâneden
Geçmiş âhû gözlü sâkiler bu mâtemhâneden

Süslü yollar tarhlar bin kâse-i fağfür ile
Açmadan bir gün nihâlistanda güller sûr ile
Elde simin bir kadeh omzumda bir semmûr ile
Geçmiş âhû gözlü sâkiler bu mâtemhâneden

. Yarım Kalmış Mısralar

Cemile Karabulut (Almış Aydınlığı Günler Yüzünden)

II
Almış aydınlığı günler yüzünden,
Geceler saçından, siyah olmayı..
Gün beni ayırır diye hüzünden
Geceler bilmiyor sabah olmayı!

Yüzünü görmeden geçse yıllarım
Geceyi saçmış gibi okşarım,
Göynü çocuklukta kalan ben varım,
Aşkım öğrenmedi günah olmayı..

. Yerden Göğe

Ağaçlar mabet olur altında sen gezince
Solgun benizli kızlar melekleşir yanında
İçin dışından beyaz yüzün boynundan ince
Hiç yanmamış bir mumsun sen gümüş şamdanında.

Öper yalnız elinden rüzgarların dudağı
Ruhunda yalnız uzak bir ayın aksi vardır
Olimp’e döndürürsün dolaştığın her dağı
Dinlendiğin her kıyı Kıbrıs’tan bir kenardır.

Kanından kan vererek bana emretti şeytan
“Bir melek ruhu ara bul bana gönder” diye
Seni buldum yeniden değişti nabzımda kan
Şimdi nasıl bu yoldan dönerim ben geriye.

Hiçbir uzviyet benim beş yıllık aşkım kadar
Yeryüzünde belirsiz teşekkül etmemiştir
Ve hiçbir Adem oğlu bu gönlümden daha dar
Âlemde onun kadar kemale yetmemiştir.

Başım düşmüş dizine gözlerim seni bulmuş
Alnımdan öpeceğin günü düşünüyorum.
Ben o gün bir dalgayım körfezinde durulmuş
Ben o gün ocağında kül bağlamış bir korum.

Yalnız ela bir gözü yazacak mısralarım
Yalnız siyah bir saçı elim tel tel sayacak
Benden evvel hatıran varsa senin ağlarım
Benim senden sonrası ömrümce olmayacak

Ne senden gayri kimsem ne benden gayri kimsen
Sen benden umacaksın ben senden umacağım
Kollarımda gözünü açacaksın benim sen
Ben senin dizlerinde gözümü yumacağım.

. Yolcu ile Arabacı

Suat Sayın (Yolcu ile Arabacı)

-Gurbet ademden kara, hasret ölümden acı.
Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı?
-Henüz bana “Yolunun sonu budur!” denmedi,
Ben ömrümü harcadım, bu yollar tükenmedi.

-Atları hızlı sür ki köye pek geç varmasın,
Nişanlımın gözleri yollarda kararmasın.
-Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim tasam,
Bekliyenim olsa da razıyım kavuşmasam…

-Bir kere görse gözüm köyün aydınlığını
Kül bağlar içerimde bu kızıl kor yığını.
-Senin de yolun biter, diner gözünde yaşlar,
Benim uğursuz yolum bittiği yerden başlar!


Kimdir Faruk Nafiz?

Kayseri ve Ankara’da edebiyat öğretmenliği yaptı. 1932-1946 arasında İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yaptı. Vefa, Kabataş Lisesi ve Amerikan Kız Koleji edebiyat öğretmenliklerinde bulundu. 1933’te Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini Behçet Kemal Çağlar ile birlikte kaleme aldı. Behçet Kemal Çağlar onun Kayseri Lisesinde öğrencisidir.

1946’dan 27 Mayıs 1960’a kadar Demokrat Parti İstanbul milletvekili olarak TBMM’de görev yaptı. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından tüm milletvekilleri ile birlikte kısa bir süre Yassıada’da, daha sonra da Celâl Bayar ve diğer Demokrat Parti milletvekilleri ile birlikte Kayseri Kapalı Cezaevi’nde tutuklu kaldı. 16 ay sonra aklanarak serbest kaldı. Zindan Duvarları adlı eseri bu dönemin şiirlerini içerir.

Eşinin ani ölümünün ardından çıktığı Akdeniz gezisi sırasında Samsun vapurunda Kaş – Fethiye arasında seyrederken hayatını kaybetti.

Faruk Nafiz; Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon ile birlikte Türk edebiyat tarihinde “Beş Hececiler” olarak bilinen grubun en güçlü şairidir.


  1. Bu şiir bir dörtlük kalıbıyla yazılmamış görünüyor. Daha çok bir kasideden alınmış izlenimi uyandırıyor. Hangi şiirden alındığını tespit edemediğim için dörtlük olarak kaydettim. Bu şiir ve bestesinden beni haberdar eden okuyucum Cenan‘a teşekkür ederim. ↩︎
  2. Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini Faruk Nafiz Çamlıbel, Kayseri Lisesinden öğrencisi olan Behçet Kemal Çağlar ile birlikte yazmıştır. ↩︎
  3. Bu şiirin kime ait olduğu konusunda hâlâ kesin bir yargıya varmış değilim. Dizeler bana Yahya Kemal’i çağrıştırıyor. Pek çok internet sayfasında da şiir Yahya Kemal Beyatlı’ya ait olarak gösterilmiş. Ama ben şiiri Faruk Nafiz’e aitmiş gibi bu yazıya ekledim. Bu bilgiyi esere bakarak doğrulama imkanım olmasa da şiir konusunda bilgisine güvenebileceğimiz isimlerden biri olan Hayati İnanç bir konuşmasında bu şiirin Faruk Nafiz’e ait olduğu belirtmektedir. Kaynak olarak bakabilirsiniz. Bir gün eserden hareketle gerçek bilgiye ulaşabilirsem buradaki dip notu da güncellerim. ↩︎

“Faruk Nafiz Çamlıbel’in Bestelenmiş Şiirleri” için 11 yanıt

  1. Gülten avatarı

    Şairin birkaç şiirini ve onuncu yıl marşını biliyorum. Beş hececiler unuttuğum bir bilgiydi. Bir hayli bestelenmiş şiiri varmış. Büyük emek harcamışsınız gerçekten. Emeğinize sağlık..

    1. Bir Edip avatarı

      Teşekkür ederim Gülten.
      Çok önemli bilgiler olmasa da hatırlamakta fayda var. 🙂

  2. Cem Kazan avatarı

    Çoban Çeşmesi ortaokul yıllarıma götürdü beni.

    1. Bir Edip avatarı

      İyi ki o yıllarda bu güzel şiirlerden bahseden edebiyat öğretmenleri varmış. :))

  3. Momentos avatarı

    7 ve 9 hem Timur Selçuk, hem de Nilüfer tarafından seslendirilmişti. Eski günlere gittim. Ne kadar çok eser üretmiş, hayran kaldım. Teşekkürler

    1. Bir Edip avatarı

      Ben de teşekkür ederim Momentos.
      Bestelenmiş birkaç eserini önceden biliyordum ama bu kadar çok eserinin bestelendiğini görünce açıkçası ben de şaşırdım. Tabi bunlar benim tespit edebildiklerim. Bu listeye hiç girmemiş eserleri de olabilir daha.

  4. Huriye avatarı

    Lisedeyken Han Duvarlarını şiir dinletisi için hazırlayıp, sergilemiştik. Çok da güzel olmuştu.
    Hala ezberimdedir.

    1. Bir Edip avatarı

      İnsanlar ikiye ayrılırmış: Şiir yazanlar ve şiiri sevenler. Gerisi…
      Hâlâ şiir okuyan ve ezberleyen var mı, meraktayım. Sizin adınıza sevindim. Güzel şiirdir Han Duvarları. Şimdi varsa yoksa sınav sınav sınav… Üzülüyorum günümüz gençlerine. İki güzel mısra ile tanışamadan geçip gidiyorlar dünyadan.
      Teşekkür ederim.

  5. Cenan avatarı

    “Artık ne siyah gözlerinin gölgesi kaldı” şiirinin bestesi de var, Kürdilihicazkar makamında
    ve Artaki Candan bestelemiş. Hatta Lemi Atlı da aynı sözler ile Ferahnak beste yapmış. Divanmakam sitesinde bulabilirsiniz. Güzel çalışma, emeğinize sağlık tebrikler.

    1. Bir Edip avatarı

      Bilgi için teşekkür ederim Cenan.
      Sanırım Faruk Nafiz şiirlerini yeniden ele almam gerekecek. Listeye almadığım pek çok şiir olduğunu fark ettim. Bahsettiğiniz şiiri de fırsat bulduğum ilk anda ekleyeceğim. 😊

      1. Bir Edip avatarı

        Bahsettiğiniz şiiri listeye ekledim. Tekrar teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir