•

Hayatta Güzel Şeyler de Oluyor

İlk eserim yayımlandığında yıl 2008’di. Üzerinden on sekiz yıl geçmiş. Dün gibi hatırlıyorum. Hasbelkader katıldığım bir yarışmanın deneme dalında gümüş kalem yani ikincilik ödülü almıştım.

O zamandan bu yana kalemle olan dostluğum hep devam etti. Benim onu terk ettiğim zamanlar olmuştur. Ama o beni hiç bırakmadı. Vefalı biri olarak benimle kaldı hep.

Yazdığım hemen her şeyin yayımlandığı sahne bu blogdu. Sonra bir gün Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık diye bir şey keşfettim. Aslında uzun zamandır biliyordum bunu. Fakat kendi eserlerimi yayımlama konusunda üzerine eğilmemiştim. Bir gün neden dedim, neden benim eserlerim de burada yayınlanmasın ki?

Önce ilk eserim Cemre Düşen Yer‘in yeni baskısını hazırladım. Ardından öykülerimi Çıkmaz Sokak Hikâyeleri adıyla yayınladım.

Bu iki eser için bir ajansla çalıştım. Çünkü kitap yayımlama konusunda hiçbir fikrim yoktu. Sürecin nasıl işlediğini öğrendim. İşin teknik kısmında beni zorlayan pek bir şey yoktu. Devamını kendim yapabilirdim. Yaptım da.

Şiirlerimi yatırdım masaya. Yüzlerce şiiri bir kitabın içine boca etmenin anlamı yoktu. Zaten şiir kalabalığı sevmezdi. Defalarca farklı tasnifler yaptım. Bunlar için onlarca isim buldum. Benim için en yorucu kısım burasıydı. Hep bir yarım kalmışlık hissi… Ama mükemmele ulaşmak mümkün değildi.

Bir süre sonra kendime dur dedim. Dur. Önce aşk şiirleri etrafında örgülediğim Seni Kalbime Astım çıktı. Sonra da ağırlıklı olarak hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerin yer aldığı Olmak Ne Kadar Kalın Ölmek Ne Kadar İnce okurla buluştu. Bu eserde daha çok toplumsal konular yer alıyor. Hiciv şiiirleri okumak isteyenleri de bu esere bekliyorum.

Tabii serüven burada bitmedi. Daha okurla buluşması gereken eserler var. Var ama ayrıntı yok.

Burada yer alan pek çok yazımı, kitaplara girince mecburen yayından kaldırmak zorunda kaldım. Eğer hâlâ okumak istiyorsanız kitaba sahip olmak zorundasınız. Bu benden kaynaklı değil. Yayınevinin politikası gereği böyle. Yoksa bana kalsa hiçbirini buradan kaldırmazdım.

Buradaki yazılarımın çoğunu kaldırmak zorunda kalınca blogda da bir ara yüz değişikliğine gittim. Yaptığım şey içime sindi mi henüz emin değilim. Bu cümleyi siz “içime sinmedi” diye okuyabilirsiniz. İçime sinsin diye bekleseydim aylar geçerdi. Ayların öylesine geçip gitmesine izin vermedim.

Sevgili okur, biliyorum ki sen de buradasın ve bu sayfayı okuyorsun. Zaten hiç gitmemiştin. Gidemezsin de. Bunu en iyi sen biliyorsun. Kitaplarımı alıp okumak, kütüphanenin başköşesine koymak, satır aralarında kendinden izler aramak, sonra uzun uzun susmak için daha ne bekliyorsun? Engel olma kendine.

Benim göndereceğimi umuyorsan yanılıyorsun. Ben eski ben değilim. Herkes gibi sen de satın alıp okuyacaksın. Alıp okuyunca kahveli bir fotoğraf göndermeyi unutma.

Haydi sana bir iyilik yapayım, eserlerin listesini buraya koyayım. En başta Cemre Düşen Yer’in olması seni gereksiz düşüncelere sürüklemesin. Listeyi yayımlanma sırasına göre yaptım. O cemre bir daha düşmez. O bahar bir daha gelmez.

  • Cemre Düşen Yer / Deneme ➡ incele
  • Çıkmaz Sokak Hikâyeleri / Öykü ➡ incele
  • Seni Kalbime Astım / Şiir ➡ incele
  • Olmak Ne Kadar Kalın Ölmek Ne Kadar İnce / Şiir ➡ incele

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir