Neşesi Yağmalanmış Lise Yılları

You are currently viewing Neşesi Yağmalanmış Lise Yılları

Sevgili Sinem,

“Neşesi yağmalanmış bir bayramdan ne kalır geriye?” diye soruyordu yazar. Benzer bir soruyu da ben sorayım: Neşesi yağmalanmış lise yıllarından ne kalacak elimizde? Belki hiçbir şey. Hiçbir şey belki.

Gülümseyen gözleriniz nerede? Yok mu? Gözleriniz mi yok, gözlerinizde gülümseme mi? Üzerine yazılmış yüzlerce sevdanın kazındığı ve yeni hikayelerin şahidi olan sıralarınız, loş koridorlar? Onlar da mı sustu? Tamamen karanlığa mı gömdünüz? Ya öğretmenleriniz? Her akşam evlerine dönen insanlara mutluluk satmaya çalışan köşe başı işportacıları gibi. Onlar da mı yok? Var, hepsi var. Siz yoksunuz, yoksunsunuz, yoksulsunuz.

Arada bir ardına dönüp bakmalı insan. Biriktirdiğimiz yaşlar değil mi ömür dediğimiz şey? Kimin yaşı daha çoksa ona büyük diyoruz. Gözyaşı daha çok olana ne demeliyiz sence? Sıfatlar onu tavsif edebilir mi?

Sen yine de bak ardına. Ömür dediğin bu mücerred kavramda neşesi yağmalanmamış kaç yılın var? Kaç yıl, hâlâ kahkahalar atarak sana eşlik ediyor? Yılların kaçını kendin için yaşamışsın, kaçı başkaları uğruna heder edilmiş? Ve kaçı ömrü verene feda edilebilmiş? Demem o ki, yıllar geçiyor, ardına bakmadan.

“Bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır. Zarf mahremiyettir, mahrem olmasa da satırlar. Bir köşeye çekilinir, yalnız okunur mektuplar.” diyordu A. Ali Ural “Posta Kutusundaki Mızıka”da.

Yazılan her bir hatıra yarınlara bir mektup niyetiyle yazılmıştır aslında. Belki bir köşeye çekilip okumayacaksın yazılanları. Lâkin yıllığı eline her alışında kalbinin bir zarfı açarmış gibi titrediğini hissedeceksin. Mektuba benzettim “çünkü kağıdın mektuba dönüşmesi, kurşunun altına dönüşmesinden daha az hayret verici değil.” Hiç yazmadıysan bilmezsin, bilemezsin.

Okumalısın:  “Gittiğin Akşamı Alıp Gel Artık"

Şimdi sen yıllığını bir mektubu bekler gibi bekle. İçinde yazılanları bildiğin ama aylar sonra alacağın bir mektubu bekler gibi. Sonrasında da bir mektubu saklar gibi sakla. “Yağmura boyun büken susuz topraklar gibi / Sinesinde bî-vefa bir sırrı saklar gibi.”1 

Sakla. Çünkü çok az hatıra kalacak yarına. İnsanlığın bugünü ve yarını hızla yaşadığı bir çağda düne dair olanla avunmak, kalbi teskin etmek bir afiyet hali olmayabilir.

Olsun. Bir küçük hatırayla, adımıza karalanmış birkaç satırla bile titreyen bir kalbimiz yoksa, gözlerimiz ışıl ışıl olmuyorsa eyvahlar olsun. Hem o gözlere hem o kalbe. Hem de o gözlerin ve kalbin sahibine.

Şimdi sen git. Bize beklemek düşsün. Yıllardır giden ama hiç dönmeyenleri beklediğimiz gibi bekleriz seni de. Haydi git. Git ki, yazdıklarımızı gönderebileceğimiz insanlar olsun bir yerlerde. Adreslerini hiç bilmesek de. Posta güvercinleri konar bir gün pencerene. Yazdıklarımızı getirir. Onun kanatları pır pır eder, senin yüreğin…


1. Nurullah Genç, Nereden Bileceksin

close

Dur! Gitmeden abone ol.

Yeni yazı varsa haftada bir e-posta alırsın!

Beni bilgilendir
Bildirim seçiniz
guest
0 Yorum
Satır içi geri bildirim
Tüm yorumları gör