-

·
Bir Gün Yeniden ve Hakikaten
Sevgili Büşra, “Bir gün yeniden ve hakikaten görüşebilir miyiz?” Her gün yeniden ve hakikaten görüşüyorken ne kadar da anlamsız duruyor soru. Her gün yeniden… İçi doldurulmuş, doldurulabilmiş görüşmeler değilken birlikteliklerimiz anlamı olacak mı “her gün yeniden” demenin? Dört yılda bir kez kesişmiş yollarımız. Ne az! Daha çok olmasını isterdim. Sen de ister(miy)din. Kader istemiyorsa istemeler…
-

·
Kaç Eylül Önceydi
Sevgili Cansu, “Seninle şöyle bir oturup konuşamadık…” Öyle ya, başından sonuna, lise hayatının bütününe şahitlik yapmışken nasıl olur da konuşulmayan bir şeyler kalır? Birlikte adım attığımız bu mekândan ayrılmak önce senin kısmetine yazılmış. Okuyabilseydik yine hicran çalar mıydı kapıyı? Çalardı ve sen giderdin. Okuyabilseydim “gitme” der miydim? Gitmek için gelenlere gitme desen gitmezler mi? Okuyabilseydin…
-

·
Ne Kaldı Söylenmeyen?
Sevgili Büşra, En sona kaldın diye sitemler gelmişti kalemin ucuna. Ama öyle değilmiş. Bir kutlu geceye kısmet oldu ki yazın, bilseydin hep en sona saklardın işlerini. Bilseydim, bilseydik. Kutlu Nebi (sav) ne demişse onun söyledikleriyle güzelleştirelim yazıyı. Çünkü “Güzel söz sadakadır.” der o. Sen de güzel sözlere layık olmalısın. İki yıldır söylememişsem bu senden değil,…
-

·
Ve Yalnızlık
Sevgili Hüsna, Vakit daraldıkça yazılacak hatıranın sayısı artıyor. Sen de işini sona bırakanlar zümresindensin sanırım. Geç olsun, güç olmasın der atalar. Öyle olsun. Bu yazıdan önce kaleme aldığım satırları okuyan arkadaşlarından biri şu mealde bir şeyler demişti: “Hocam yazdıklarınız çok güzel ama hep acıklı, hep ağlamaklı. Hep ‘gitmek’ üstüne. Neden?” Cevabı zor bir soruydu. Öyleyse…
