anlamsız kelimeler sözlüğü

Anlamsız Kelimeler Sözlüğü

Forum Navigasyonu
Forum içerik haritası – Buradasınız:SözlükHarf: Ddilhun
Katkı yapmak istediğiniz herhangi bir konu varsa iletişim formunu kullanabilirsiniz.

dilhun

kelimenin anlamı “içi kan ağlayan, çok kederli, çok üzüntülü (kimse)” şeklinde geçiyor sözlüklerde. ben içindeki iki kelimenin kökeninden hareketle çok farklı bilgiler vereyim bugün size. dilhun kelimesinden bakalım nereye çıkacak yolumuz?

hun kelimesi farsçada kan demektir.

bize ait en eski kaynaklarda “demirden yapılarak içine patlayıcı maddeler doldurulan mermi” anlamıyla geçiyor. bugün bu anlamını tamamen kaybetmiş sanırım.

kelime bugün tek başına kullanımda değildir. belki kullanımdaki tek örneği “kan içiçi” anlamıyla hunhar kelimesidir. (bu kökten gelen hunharlık, hunharca, hunharcasına kelimeleri de tdk sözlükte yaşayan kelimeler olarak verilmiş.)

not:

• “hunhar”daki har kelimesi yine farsçadır. türkçede genellikle “yiyen, içen” anlamındadır. mesela “köftehor” (dövülmüş, çiğnenmiş et yiyen) dilimizde yaşıyor. bugünkü anlamı tdk’ye göre: sevgiyle karışık bir azarlama sözü.

• sözcük türkçeye hor, hâr veya hûr olarak aktarılmış.

• “hurda” aynı fiilden gelmiş olup “yenmiş şey, kırıntı” anlamındadır. dilimizdeki diğer anlamları buradan kazanmıştır. hırdavat, hurdanın arapça çoğul yapılmış halidir.

• yine “hurma” yemiş manasıyla buradan geliyor. horanta tdk sözlükte geçen bir kelime. bir evde aile ile birlikte yaşayan diğer kimseler, ev halkı anlamında.

• bugün çok farklı bir anlamda kullanıyor olsak bile “hovarda”nın kökü de (yemek veren anlamında) buraya dayanıyormuş.

• hatta berhudar kelimesi de “berhurdar” şeklinden dönüşmüş ki buradaki “hur” yine aynı köktür.

• bir kelime daha söyleyelim. ahır kelimesi de hor kökünden gelmiş. yemlik manasıyla. sonra buradan gelen imrahor kelimesini de dilimizde kullanıyoruz. kelime “padişah ahırlarına ve onlarla ilgili gereçlere bakmakla görevli kimse” anlamına geliyor. (mir-i ahır’dan [ahır beyi] dönüşmüş.)

• hor kelimesinin kökü müstakil kullanımda “hakir, aşağılık” anlamına gelir. bu anlama gelen bir kelimenin farsçada yiyen, içen anlamına dönmesi de ilginç bence.

dil kelimesi farsçada kalp, yürek, gönül demektir.

“dilhun”da olduğu gibi dil ile yapılmış birleşik kelimeleri almışız türkçeye: dilara, dilaver, dilber, dildar, dilgir, dilrüba, dilşad, safdil, suzidil. pek çoğu hâlâ yaşıyor. anlamlarına değinmiyorum. internetten bakılabilir.

ilginç bir not: dil kelimesinin batı dillerinde kullanılan kalp kelimesine de kökteş olduğunu söylemek istiyorum. ama buraya girersek çıkmamız biraz zor. çünkü dilin zaman içindeki evrimini anlamak zor. dil kelimesinin nasıl “kerd” şekline döndüğü, oradan da “kard” haliyle batı dillerinde yer edindiği karmaşık bir bilgi. latince “cord” ingilizcedeki “heart” (ve diğer dillerdeki kullanımlar) aynı kökten geliyor. buraya üç beş kelime yazayım aynı kökten gelen. siz üzerinde biraz düşünün. kardiyoloji, akor, akort, akordiyon, konkordato, rekor, kredi (kalbini koyarak güven vermek gibi bir anlam), bonkör (iyi yürekli). ben aslında dil kelimesinin gönül anlamıyla divan edebiyatı’ndaki yerinden bahsedecektim. fırsat bulunca onu da eklerim inşallah.

“o zamândan beri, müştâk u zebun,
ne zamân kıbleye dönsem dil-hûn,
seni bir mahfede pûyân görürüm;
sonra kumlarda perîşân görürüm.”

şiirin ve kelimenin hun imparatorluğu ile -sanırım- hiçbir ilgisi yok. hun kelimesi uygurca ve moğolcada “insan” anlamına geliyormuş. tarihî bilgim bu konuda yeterli değil. bir tarihçi –veya bilen biri- konuya açıklık getirirse biz de öğrenmiş oluruz.

tevfik fikret yukarıdaki mısraların geçtiği “hemşirem için” şiirini kız kardeşi sıdıka hanım’ın ölümü üzerine yazmıştır. bu uzun şiirde fikret, kardeşinin ölümünden duyduğu derin acıyı işlemiş, çok sevdiği kız kardeşinin ölümünden eniştesi (ahmet hikmet müftüoğlu’nun ağabeyi) refik bey’i sorumlu tutmuş ve ailesine karşı ağır suçlamalar yöneltmiştir. hatta bu şiirden sonra “edebiyat-ı cedide”de yakın arkadaşı olan ahmet hikmet ile araları açılmış, bu suçlamalar karşısında ahmet hikmet de tevfik fikret’e hakaretler içeren bir mektup yazmıştır.

yukarıdaki mısralar şiirin başında yer almaktadır ve şair bu mısralarda annesine seslenmektedir. iki mısrayı günümüz türkçesine çevirmek mısraları şiirin bütününden koparacağı için çok anlam ifade etmeyecek. bunun yerine öncesi ve sonrasındaki mısralarla beraber verilecek bir anlam daha anlaşılır olacaktır. yaklaşık olarak şöyle bir anlama gelir (alıntıdır):

biz çocuktuk seni gömdüler,
vefasız kumlara ilgisiz eller;
o zamandan beri güçsüz ve özlemle,
ne zaman kıbleye dönsem kanayan gönlümle.

seni bir deve sırtında gidiyorken görürüm;
sonra kumlarda şaşkın görürüm.
bir diken belki işareti mezar yerinin,
develer belki ziyaretçilerin.

buraya şunu da eklemek isterim. istanbul üniversitesinde yapılan bir yüksek lisans tezi buldum. yusuf fatih ışık “tevfik fikret şiirinde acının estetiği” adlı tezinde diyor ki:

hac ziyaretinden dönerken ölen annesinin kumlara gömülü olduğunu düşünen fikret’in çölü “bî-vefâ” diye tavsif etmesi, ölüye dair herhangi bir izin yokluğundan kaynaklanır. klasik telakkide çileciliği, mecnunluğu, nefis terbiyesini ve allah’a kavuşmayı imleyen bir metafor olan çöl, fikret’te tersine dönmüştür. âşığın kendi nefsini yok edip birlik’e ulaşmasını, vahdet’te eriyip yitmek için kendi benliğinden herhangi bir iz bırakmamacasına dünyadan el etek çekmesini esas alan klasik anlayışa karşın, fikret, annesinden herhangi bir izin kalmamasından dolayı büyük üzüntü duymaktadır. çilecinin, hiçbir iz bırakmadığı için inziva yeri olarak seçtiği çöl, tam da annesinden hiçbir iz bırakmadığı için bir öfke nesnesi olmuştur fikret’te. zira yası mümkün kılıp sembolik bir kavuşmayı sağlayabilecek bir mezarı dahi yoktur annesinin: öylece yok olmuştur, yokluğu bile yoktur adeta. dolayısıyla, kaybın kaybolmasından dolayı yası tutulamamıştır annenin. anne usulüne uygun bir ölüm ritüelinin bile muhatabı olamamıştır. anneyi –“kim bilir” nereye– gömen “bîkayd eller”in hoyratlığına olan öfkenin kaynağı budur. kaybı kaybeden bu hoyratlıktan dolayı tamamlanamamış yası, fikret’in öz-suçlama eğilimini besleyen bir etken olarak düşünmek mümkün: annenin ölümünden beri fikret ne zaman kıbleye dönse, hayalinde anneyi “kumlarda perîşân” görmektedir:

“o zamândan beri, müştâk u zebun,
ne zamân kıbleye dönsem dil-hûn,
seni bir mahfede pûyân görürüm;
sonra kumlarda perîşân görürüm.”

bilgiler biraz uzun ve alana has oldu belki. başka türlü anlaşılır olması mümkün değildi. burada fikret’in dünya görüşü ile ilgili değişimlere de yer vermek gerekiyordu. fakat bu kadar derin bilgiye gerek var mı, bilemedim. hemşirem için şiirinin sonunda geçen bir mısra ile noktalıyorum:

“elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer”

Son Eklenen Kelimeler
esintiç
şaşırtı
fail
ezber
bisiklet
💬 Yeni Güncellenen Kelimeler
acımak
boğa
baba
sözlük
hiç
🌱 Keşfedilmeyi Bekleyenler
it
büyüklenmek
zıkkım
balta
hoşlanmak
🔥 Çok Okunan Kelimeler
hınç
aşk
acı
masal
sözlük

🔍 Kelime Ara

Sözlükte kelime veya içerik arayın


Sözlükte Yeni Kelimeler
esintiç
şaşırtı
fail
ezber
bisiklet


2025 (230)

2024 (140)

2023 (140)

2022 (140)